Tasavvuf – Tasavvufa Giriş / İsmail KEMBİL
Tasavvufun kelime anlamına girmeden önce bazı hususları anlatmakta fayda vardır.Şübhesizki Islam şeriatı’nı Alimler dört bölüme ayırmışlar-dır.Fıkıh-Kelam-Ahlak-Tasavvuf.
Fıkıh: Helal ile haramı, sahih ile batılı açıklayan ilimdir.Konusu namaz,zekat,oruç,hacc,alış-veriş,icare,vakıf,vasiyyet,feraiz,nikah,talak,hudud,hil-afet,gibi mükelleflerin fiil ve sözleridir.
Kelamini inançları isbatlamak için belgeleri serd ederek varid olan şübheleri izale eden ilim-dir.Konusu,Allah (c.c)ın zat ile sıfatları ve ahiret ahvalidir.
Ahlak:Iyi meziyetler edin-mek,kötülerden korunmak için iyi ve kötü davranış ve hususiyetleri inceleyen ilimdir.Konusu cömerlik, cimrilik, müsamaha,intikam, isar (başkasını kendinden üstün tutma),hodgamlık, güler yüzlülük ve suratın asık olmaması.
Tasavvuf:Kemale ermek için ruhu,ibadet,zikir ve fikir gibi şeylerle terbiye edip nefsi kalp hastalıklarından tezkiye etme yolunu gösteren ilim dalıdır diye tarif edilebilir.Konusu zikir,fikir,ahlak,riya, muhabbet, Buğz, tevazu ve kibir ,zühd, hırs, mürakabe, mücahede, ve tevekkül gibi şeylerdir. Tasavvufun bütün şubeleri ruhun terbiyesiyle alakalıdır.Bu terbiyede sohbet birinci sırada yer alır.(1)
Şeriata (islama) inanan herkesin mutlaka onun muhtevası olan bu dört ana dala da inanması gerekir.Çünkü ilm-i kelama ait olan Allah (c.c)’ın sıfatlarına ve fıkha ait olan namaz ve orucun Farz olduğuna iman etmek gerektiği gibi tasavvufa ait olan zikir,fikir ve ihlas gibi şeylere iman etmekte gerekir.Demekki fıkıh,kelam,ilahi olduğu gibi tasavvuf’ta ilahidir.Zira Kur-anı kerim kelam ve fıkıh meselelerinden söz ettiği gibi zikir,fikir ve ihlas gibi tasavvuf meselelerinden de söz etmiştir.Ancak herkes için bilinmesi gereken kelam ve fıkhi meseleleri öğrenmek zorunlu olduğu gibi Tasavvufi meseleleri öğrenmekte zorunludur.
Buraya kadar olan kısmı anlattıktan sonra şimdide tasavvufun hakikatı gayesi ve amacından biraz bahse-delim.
Şunu bilmek gerekirki gerçek TASAVVUF cenab-ı Hakk’ı zikretmekten (anmaktan) alıkoyacak sebep-lerden ve herşeyden kalbi temizlemek ve arıtmaktır.
Ebu Hâmid -el Gazali (k.s) gerçek tasavvuf nedir? sualine şu cevabı vermiştir.
-“Kalbi,yalnız Allah (c.c)a bağlamak ve O’ndan gayri olan herşeyden boşaltıp temizlemektir.”(2)
Cüneyd-i Bağdadi (k.s) hazretleri de,tasavvuf nedir?sualine şu cevabı vermiştir.
-“Hakkın sendeki seni öldürmesi ve kendisiyle yaşatmasıdır.Allah’tan gayrısından alakayı kesmek ve yalnız “O”’nunla olmaktır”
Maruf-i Kerhi (k.s) hazretleride tasavvuf için
-“Eşyanın hakikatını görüp,yaratıkların yanında olan şeylere karşı üzüntü duymamaktır” demiştir.
Bu ifadenin özü şudur:
Tasavvuf:Allah (c.c)dan gayrısını görmemek,halkın elinde bulunan şeylere karşı üzüntü duymamak ve kalbini en içli duyguları ile cenab-ı Hakka bağlamaktır.
Tasavvuf ehli,isim ve sıfatları ile,Cenab-ı Hakkı bilir “o”ndan gayrı gönlünde kalmaz...Bütün hal ve hareketlerinde ve her işinde kalbi yanlız Mevlasına bağlıdır.
Kötü ve şerre aracılık eden huylarını atar,yerine iyi huyları yani güzel ahlaka vasıta olacak huyları yerleştir-meye çalışır. Allahı’n “Ehadiyet”ini bilir ve her halinde kalbinde yaşatır.
Bütün maksatlarını,dileklerini,yalnız Allah’dan manevi zevk payını almaya bağlar ve nefsin hayvani ve şehevi isteklerinden tamamen ilgisini keser.
Cenab-ı Hakk’tan gayrısına el açmaz,dua ve niyazını yalnız hak’ka yapar,hatırına gelen şeyleri fiiliyata dökmeden önce şeriat terazisiyle tartar,yapılmasının luzumunu duyarsa yapmakta acele eder ve şeriatın yapılmasını emrettiği şeyleri,şeytanın kuruntularına kapılmadan hemen yapar.Çünkü namaz bile şeytanın kuruntularından kurtulmadan eda edilmez.!
Hatta bazı cahil insanlar,şeytanın kuruntularından ve nefsin yersiz tahriklerinden uzak kalmak suretiyle namaz kılmak istedilersede bunda başarılı olamadılar.
Bunda başarılı olmak ancak kendini Allah’a vermiş ve mana alemine geçmiş zatlara mahsusturki,şeytan bu kamil zatlara sataşmak ve yoldan saptırmak gücüne sahip değildir. Bununda sebebi,Allah’da fani ve Hakk’ın sırrına kavuşmuş ve mana alemine ulaşmış olanların gönlünde Allah’dan başka birşey barınmama-sıdırki,buda ancak Tasavvuf erbabının işidir.
Insanın mana alemi gözle görülmeyendir.Ruh o alemin baş unsurudur.Tasavvufun bütün şübeleri ruhun terbiyesiyle alakalıdır.Bu terbiyede sohbet birinci sırada yer alır.Öyle sohbetler vardırki insan ruhunda fırtınalar koparır.En güzel ve en feyizli sohbet Peygamberin sohbetidir.
Sonra peygamberin ashabının sohbeti,peşinden ulemanın sohbeti gelir.
Tasavvuf yoluna ilk önce Allah’ın sevdiklerini sevmekle başlanır.Allah’ın sevdikleri öncelikle Peygamberlerdir.Peygamberlerin olmadığı devirlerde ise Peygamberlerin tam ve mükemmel varisleri vardır.Öyle büyük zatlardırki onlar,mana aleminde Allah’ın izniyle Peygamberleri ile görüşebilirler.
Şu halde bu zatları sevmek Peygamberimizi(s.a.v) sevmeye ,Peygamberimizi sevmekte insanı “Allah’ı”(c.c) sevmeye teşekkürlerürür.Sevgide ölçü şudur-ki:Peygamberin varis ve vekili olan zatı kişi öyle sevmeliki Allah’a , Resulune ve sahabilere mahsus güzelliklerin dışında bütün güzellikleri onlara yakıştırabilmeli ve öylece sevebilmelidir.
Bazı alimler ve mutasavvıflar bunu şu ayeti kerime ile isbat etmişlerdir.
“Ey inananlar Allah’tan korkunuz ve Sadıklarla beraber olunuz (Tevbe .s. 119)
Büyük şeyhlerden Abdullah-ibn-i Ahrar (k.s) bu ayeti kerîmeyi şöyle tefsir etmiştir.
Buyurdularki:Kur-an-ı kerim de emredildiğimiz sadıklar ile beraber olmak,surette ve manada birlikte olmak demektir yani onlar ile kalben,fikren ve cehren kendileriyle beraber olup onlardan feyiz alıp ilimlerinden faydalanmak ve sohbetlerinde beraber olmaktır.