Kullanıcı Adı:
Şifre:

Mesaj Önizleme  Konuyu Gönder 
Silahlanma Yarışı (Armaments Race) 1954
02-27-2008 02:04 AM
**__genco__**
Forumiz Üyesi
*
Kayıtlı Üye

Üye No: 764
Mesajlar: 629
Karma Puanı: 630
Cinsiyet: Bay
Nereden: Erzurum
Lütfen Konulara Mesaj Yazınız....
Mesaj: #1
Silahlanma Yarışı (Armaments Race) 1954

Harry Purvis kimin nesi, kimin fesidir, kimse kestirememiştir bunu…

Bilimini, bilgisini kimse inkar edemez de, bunları ne zaman, nereden, nasıl edindiğini kimse bilmez. Kraliyet Bilim Akademisi’nin üstadı azamlarını birinci adları ile çağırdığını herkes bilir de, bunlarla ne zaman, nerede nasıl tanıştığını yadırgatıcı bilinmezlerdir. Ama, kimileri vardır, Harry Purvis’in ağzından çıkanların tek kelimesine inanmazlar, “Palavra” diye geçiştirirler her söylediğini…

Bu sonuncusu biraz abartılmış gibi geliyor bana. Bill Temple’a da söyledim bunu... "Harry'i yerin dibine batırmak için fırsat kolluyorsun" dedim, "Ama, konuşmalarıyla, söyleşileriyle herkesi eğlendirdiğini de inkâr edemezsin. Çok az insan var bunu yapabilen..."

Bill'in hey-heyleri üstündeydi o sıralarda... Mizah dergilerine gönderdiği birkaç denemesi, "yeterince güldürücü olmadığı" için daha yeni geri çevrilmişti. Horoz gibi diklendi, bu sözlerim karşısında... "Bana taş atıyorsan külahları değişiriz" dedi, "Erkeksen dışarı çık da aynı sözleri tekrarla..."

Sonra yatıştı, onu taşlamak değil de Bill'i savunmak niyetinde olduğumu anlayınca... Gülümsedi, "Hesaplaşmayı çıkmaz ayın son Çarşambasına bırakalım, o zaman" dedi. "Sana o çok sevdiğin ananas suyundan bir duble ikram edeyim" diye ekledi, kısaca duraladıktan sonra...

"Olur" dedim, "Ama, bir gün, o ananas suyunun içine biraz da cin koymanı isteyeceğim. Sırf seni şaşırtmak için... Galiba, White Hart'da içki içsem de olur, içmesem de olur diyen, sonra da içmeyen tek kişi benim..."

Daha fazla uzamadı konuşmamız... Az önce sözünü ettiğimiz kişi girdi kapıdan... Gerçi tartışmayı daha da koyulaştırmak için paha biçilmez bir fırsattı, ama, Harry'nin yanında tanımadığımız biri vardı. Uslu çocuklar gibi susmayı, konuyu daha fazla eşmemeyi yeğledik. Kirli çamaşırlarımızı yıkamanın zamanı değildi kısacası...

"Selam dostlar" dedi Harry, "Sizi arkadaşım Solly Blumberg'le tanıştırayım. Hollywood'un en usta efektçilerinden biridir Solly..."

"Eğri oturup doğru konuşalım" dedi Solly, "Hollywood'un değil, Hollywood'dan gayrisinin en usta efektçisi sayılırım".

Harry aldırış etmedi, bu düzeltmeye... "Daha iyi ya?" dedi, "Solly üstün yeteneklerini İngiliz film sanayinin hizmetine sunmak için geldi buralara kadar.

"Demek, bir ingiliz film sanayii var" dedi Solly, "Hollywood'daki arkadaşlara sorduğumda, bazılarının bu konuda kuşkuları vardı".

"Var elbette" dedi Harry, "Hem de hızla gelişiyor. Devlet, önce ağır eğlence vergileri salıp filmciliğin belini kırıyor, sonra da tam ölüm döşeğindeyken verdiği bağışlarla, destek akçelerle belini doğrultuyor. Garip ama, bizim ülkede işler böyle... Neyse, uzatmayalım... İkimizin de boğazı kurudu... Şuradan iki duble ıslatacak bir şey versen iyi edersin". Sonra ekledi: "Üstelik, Solly bitti, geberdi".

Şöyle bir baktım Solly'e... Sahibinin tekmelediği bir köpeğin hüzünlü görünüşü dışında, hiç de öyle bitmiş, gebermiş bir adam hali yoktu üstünde... Tertemiz giyimli, matruş çehreliydi. Elbiseleri için, anlaşılan, Hart, Schaffner ve Marx'a tonlarla para dökmüştü.

Adamın derdinin ne olabileceğini düşündüm bir ara... "İnşallah şu Amerika aleyhtarı faaliyetlerle ilgili değildir" diye düşündüm. O konu açıldı mı, köşede, sessiz sedasız satranç tahtasının başında oturan evcil komünistimizin çenesini ömür-billah tutamazdınız.

Üzüntüsünü paylaştığımızı belirten bir-iki ses çıkardık hepimiz... "Vahhh... Vahhh..." dedim. John da karıştı söze... "Derdinizi bize anlatırsanız açılırsınız belki... Böyle şeyleri içine atmak insana yaramıyor. Üstelik, burada değişik bir ses dinlemek de zevk verir bize..."

"O kadar da alçakgönüllü olma John" dedi Harry, "seni dinlemekten daha henüz bana bıkkınlık gelmedi. Ama-, Solly'nin başından geçenleri bir kere daha anlatmaya tahammül edebileceğini sanmıyorum. Öyle değil mi, Solly?"

"Haklısın" dedi Solly, "Yine anlatırsam bela olur başıma... İyisi mi, olanları sen anlat arkadaşlarına..."

"Harry'nin ne yapıp edip konuşma sırasını alacağını biliyordum" diye fısıldadı John kulağıma... "İş konuşmaya geldi mi, fırsatı kaçırmaz..."

"Nereden başlayayım olayı anlatmaya?" diye sordu Harry... "Lillian Ross'un seninle röportaj yapmaya geldiği zamandan mı?"

"Nereden başlarsan başla da oradan başlama" dedi Solly, "Aslında, her şey, o Kaptan Zoom dizisinin çekimine geçtiğimiz zaman başladı".

"Kaptan Zoom mu?" diye homurdandı odadakilerden biri... "O iki kelime buradaki herkesi rahatsız eder. O abuk-sabuk dizinin sorumlusu siz misiniz yoksa?"

"Sakin olun çocuklar" diye araya girdi Harry, en yatıştırıcı ses tonuyla... "Bu kadar acımasız olmanız gerekmez. Çok yüksek tuttuğumuz eleştiri standartlarımızı elbette herkese uygulayamayız. Haksızlık olur bu... Üstüne üstlük, insanlar geçimlerini sağlamak zorunda... Kaptan Zoom'u seven, dizilerini merakla ve heyecanla bekleyen milyonlarca çocuk olduğunu da unutmayın bu arada... Noel bu kadar yakınken, onların minik kalplerini kırmak istemezsiniz herhalde..."

"Kalplerini kırmak mı?" dedi biri... "O Kaptan Zoom'u seviyorlarsa, boyunlarını bile koparsak azdır, o veletlerin..."

"Ne kadar kabasınız" dedi Harry, Solly'e dönerek... "Bazı arkadaşlarım hesabına özür dilemem gerekecek Solly... O dizinin ilk bölümünün adı neydi? Hatırlıyor musun?"

"Kaptan Zoom ve Merih'ten Gelen Tehlike..."

"Tamam, şimdi hatırladım. İlginç, ama, hep düşünmüşümdür, dünyaya yönelik bütün tehlikelerin neden Merih'ten geldiğini... O Wells denen adam başlattı, yüreklerimizdeki Merih korkusunu... Bu iş biraz daha sürerse, Merih'tiler tazminat davası bile açabilirler hakkımızda... O zaman da, onların bize büyük kötülükler yaptıklarını kanıtlamamız gerekir".

"Merih'ten Gelen Tehlike'yi ben görmedim" dedi Harry...

"Ne yazık ki ben gördüm" diye yüksek sesle mırıldandı, odadakilerden biri, "Etkisinden kurtulmaya çalışıyorum".

Harry sözü hiç kesilmemiş gibi devam etti: "Dizinin senaryosu öykümüz açısından hiç önemli değil... Wilshire Bulvarı'ndaki meyhanelerden birinde oturan üç kişi tarafından oracıkta kaleme alınmış, bildiğimiz kadarıyla... Yazarlarımızın sarhoş oldukları için mi "Tehlike"yi gördükleri, yoksa "Tehlike"yi gördükleri için mi kendilerini içkiye vurdukları bilinmiyor doğrusu... Ama, Solly'nin bunlarla ilgisi yok... Onun konuyla ilişkisi, yönetmenin istediği özel efektleri hazırlamaktı.

"Önce Merih gezegenini kurmak zorundaydı. Yarım saat uğrayıp bir maket hazırlamış, film şirketinin marangozları da oradan giderek dekorları yapmışlardı. Yaptıkları, boşlukta asılı duran, çok sayıda yıldızlarla çevrili, fazla olgunlaşıp çürümeye yüz tutmuş bir portakal gibiydi. Gezegenin kendisini şekillendirmek aslında kolay işti. Asıl güç olan, Merih'teki kentleri çizmekti. Hem insana yabancı gelecek, hem de insanları yadırgatmayacak bir yapı oluşturmanın güçlüğünü düşünün... Sanatçının en yaratıcısı bile kolay kolay gelemez bu işin üstesinden... İnsanların yadırgamamaları için bir benzerini daha önce görmeleri, hiç değilse hayal-meyal hatırlamaları gerekir. Bizim Solly günlerce uğraştı bu iş için... Sonunda, ortaya biraz Bizans mimarisi, biraz da Frank Lloyd Wright karışımı bir şey çıktı. Gerçi yapılarda kapılar vardı, ama, bu kapılar hiç bir yere açılmıyordu. Varsın açılmasın. Senaryonun gerektirdiği cambazlıklara, kılıç oyunlarına yetecek kadar serbest alan olsun sette... Bu yetiyordu yönetmen açısından..."

Sözlerinin etkisi dinleyenlerin üstüne sinsin diye kısaca durakladı Harry... Gerçekten de şaşırmıştı çoğumuz...

"Evet, yanlış duymadınız. Kılıç oyunu... Bir uygarlık düzeyi düşünün ki, her şey atom enerjisi, ölüm şuaları, uzay gemileri, televizyon, lazer ışınları üstüne kurulu... Ama, Kaptan Zoom'la iblis-ruhlu İmparator Klugg'un kozlarını paylaşmalarına sıra gelince, uygarlıkta birkaç yüzyıl öncesine dönüp en ilkel silahlardan kılıç kullanılıyor.Sahneyi kafanızda canlandırın, iki düşman karşı karşıya geçmişler. Çevreleri, lazer silahlarını sıkı sıkıya kavramış askerlerle çevrili... Ama, bu silahlarını kullanmıyor hiç biri... Arada sırada askerlerden bazıları akıl edip tetiğe basıyorlar, ama, Kaptan Zoom kıçının kılı biraz yanarak kurtuluyor bundan... Adamın ışıktan da hızlı gidecek hali yok ya?"

Diziyi izlemiş olanlardan bazıları, Harry'nin anlatımı sürerken esnemeye, o saçmasapan sahneleri yeniden beyinlerinin gözüyle görmeye başlamışlardı.

"Ama, askerlerin süs eşyası gibi yanlarında taşıdıkları o lazer tabancaları yine de bazılarının başlarını ağrıtmıştı" diye devam etti Harry... "Hollywood'un garip bir geleneği bu... En saçma filmlerin en saçma sahnelerinin ayrıntılarına akıl almaz emek katıyorlar, çoğu kez... Boşuna kafa patlatıyorlar, böylesine abuk-sabuk ayrıntılar konusunda... Kaptan Zoom dizisi yönetmeninin lazer tabancaları konusunda garip bir tutkusu vardı. Solly de onun gönlünü hoş etmek için, bazukayla çakaralmaz kırması bir silah geliştirmişti onun için...Mark I idi bu silahın adı... Solly de, yönetmen de çok hoşlanmıştı bu lazer tabancasının görünüşünden... Ama, bu hoşlanışları bir gün ya sürdü, ya sürmedi. Ertesi gün, yönetmen alı-al, morumor stüdyoya girdi. Elinde manivelalı, düğmeli, mercekli garip bir şey vardı. Solly'e dönüp, 'Şuna bak' dedi, 'Bizim oğlan bunu süpermarketten satın almış dün... On bisküvi kuponu toplayanlara bedava dağıtıyorlar. Her bakımdan bizimkinden daha güzel görünüşlü bir silah... Dahası, çalışıyor da.

Yine derin bir soluk aldı Harry, sözlerinin etkisini daha da çarpıcı kılmak için... "Yönetmen, silahın etkisini göstermek için ,bir mandala bastı" diye devam etti Harry, "Su püskürdü tabancanın ağzından... Kaptan Zoom'un uzay gemisinin altında yatan, henüz sönmemiş bir sigara izmaritinde 'tııss' diye ses çıktı, suyu yiyince... Sonra, uzay gemisinin açık duran kapağına çevirip tetiğe bir daha bastı. Geminin içinden bir küfür koptu. Teknisyenlerden biri öfkeyle fırladı kapaktan dışarı, kendisini kimin ıslattığını bulmak için... Kim olduğunu görünce de yelkenleri indiriverdi. 'Sendikam bunun hesabını senden sorar eşşoğlu eşşek' diye homurdanarak yerine döndü".

"Solly'nin ilgisini çekmişti silah... Aldı, evirdi çevirdi, bu işlerden anlayan birinin özeniyle sağını, solunu kurcaladı. Gerçekten de kendi yaptıklarından çok daha çarpıcı bir görünüşü vardı silahın... Konuyla ilgileneceğini söyleyip silahı yanına aldı, odasına kapandı. Mark II adını verdiği silahta, bir silahtan istenebilecek her şey vardı doğrusu... Diyelim ki, Kaptan Zoom'a garip bir uzay yaratığı saldırıyor. Kaptan Zoom'un yapacağı iş, silahın elektrik sistemini çalıştırmak, makinenin ısınmasını beklemek, kanal selektörünü ayarlayıp dalga boyunu saptamak, göz, gez, arpacığı denkleştirip tetiğe basmaktı. Neyse ki, Kaptan Zoom'un refleksleri çok iyiydi de, hayvan üstüne gelmeden yapıp bitirebiliyorlardı bütün bu işleri...

"Solly yeni bir dizayn geliştirdi, Mark II için... Mark II-A adını verdiği bu silahın seri imalatına geçtiler, İmparator Klugg'un hempaları için... Dost ve düşman birliklerinin aynı silahlarla donatılması söz konusu olamayacağı için yaptılar
bunu... Pandemik Film Şirketi için ne derseniz deyin, böylesi canalıcı ayrıntıları gözden kaçırdıklarını söyleyemezsiniz. Neyse, ilk çekimlere kadar işler yolunda gitti. Sonra tabancalarını hedeflere çevirip tetiklere basmaya, tabancalar da kıvılcımlar saçmaya başladılar. Bir İsviçre Bankasının kasasının korunduğu titizlikle korunan bir karanlık odada, iki kişi, filmlerin negatiflerini banyo etmeye koyuldular. Buraya kadar da bir sorun olmadı. Teknisyenler işlerini iyi becerdiler. Ama, yönetmen, bir süre sonra, aşırı gelişmiş sanatçı vicdanında kıpırdanmalar, sızıltılar hissetmeye başladı. Solly'i yanına çağırdı. 'Bu tabanca da yetmiyor' dedi. 'Gerçekten bir şeyler yapabilen bir tabanca geliştirmeni istiyorum senden...'

"Solly'nin içi cız etmişti, bu sözleri duyunca... 'Aman efendim' diye karşı çıktı, 'Bütün o sahneleri yeni baştan mı çekeceğiz yani?'

" 'Hayır' dedi yönetmen, 'Bunu yapamayız. Elimizdeki çekilmiş sahneleri kullanmak zorundayız. Ama, içim rahat değil... Pek bir yapaymış gibi geliyor çekimler..."

Dinleyenlerimizin ilgisi uyanmıştı artık... Harry'nin ağzının içine bakıyorduk kimimiz...

"Sonra yönetmen önündeki senaryoyu karıştırırken heyecanlandı. Besbelli, aklına esaslı bir fikir gelmişti. . 'Gelecek hafta dizinin 54'üncü bölümünün çekimine başlıyoruz' dedi yönetmen, 'Solucan Adamların Köleleri' olacak dizinin bu bölümünün adı... Bu Solucan Adamların da tabancaya ihtiyaçları olacak..."

"İşte, Mark III bu ilhamdan doğdu. Bu tabancanın dizaynı çok zamanını aldı Solly'nin... Hem göze güzel ve çarpıcı gelecek, hem de bir işler yapacaktı. Toynbee'den bir alıntı yapmama izin verirseniz, en uygun tepkiyi çeken bir meydan okumaydı bu... Solly'nin bütün yeteneklerini, bütün yaratıcılığını seferber etmesi gerekiyordu, işin üstesinden gelebilmek için. Basbayağı mühendislik becerileri isteyen bir çabaydı bu... Neyse ki, Solly'nin bu gibi işlerde eli çok yatkın olan bir teknisyen arkadaşı vardı. Bulduğu fikir dahiyaneydi. Minyatür bir hava püskürtme motoru kullanarak lazer ışını izlenimi veren bir toz bulutu fışkırtıyordu, tetiğine basıldığında... Oyuncular da bu tabancadan öylesine korkmuşlardı ki, en yeteneksizleri bile inandırıcı biçimde rol kesmeye başlamışlardı."

İlgi, Harry'nin dudaklarının ucundan dökülecek sözcüklerde odaklaşmıştı artık...

"Yönetmen çok heyecanlandı, Solly'nin geliştirdiği bu son silah karşısında... Ama, iki-üç gün sonra içine kurt düştü. Solly'i yanına çağırıp, 'Bak dostum' dedi, 'Bu tabancalar çok güçlü ve etkili...Solucan Adamlar kıllarını bile kıpırdatmadan Kaptan Zoom'u unufak edebilirler. Onun için, Kaptan Zoom'a daha da güçlü bir silah geliştirmemiz gerekiyor".

Harry durdu, derin bir soluk aldı. Gözlerini odadakilerin üstünde gezdirdi. En canalıcı cümlesini harcamaya hazırlandığı besbelliydi.

"Evet" dedi, "İşte, o zaman, Solly'nin kafasına bir 'Silahlanma Yarışı'na girdiği, bir tırmanışın tam ortasında kıskıvrak yakalandığı gerçeği takıldı. Evet, gerçek bir silahlanma tırmanışıydı bu..."

Çevresine bakınıp devam etti: "Böylece Mark IV'e gelmişti Solly... Oksi-asetilen sistemle çalışan bir silahtı bu... Yakılan kimyasallar çok gözalıcı ışıklar, alevler saçıyordu. Üstelik, 50'inci bölümden başlayayarak şirket siyah-beyazı bırakmış, renkli filme dönmüştü. Saçılan ışıkların görkemini daha bir artırıyordu bu değişiklik... Bakır ya da baryum püskürterek, istenilen renkler elde edilebiliyordu, bütün alaca-bulacalarıyla..."

"Öykünün sonuna geldik galiba" diye düşündü bazılarımız... Ama, Harry aklımızdan geçenleri hissetmiş gibiydi. "Yönetmen bununla yetindi mi? Elbette yetinmedi. Yetineceğini sananlar Hollywood yönetmenlerini tanımayanlardır" dedi Harry,. "Onlar kusursuzluğu bulup çıkarmak için kılı kırk yararlar. Olümsüzleşmek için ömürlerini sanatlarına veren Mikelanj, Titian, Rembrandt gibileri, Hollywood yönetmenlerinin yanında solda sıfır kalırlar bu açıdan..

"Solly'le o teknisyenin kaç tane Mark silahı yaptıklarının hesabını ben bile şaşırdım, bir süre sonra... İpin ucunu kaçırdım. Bir tanesi duman halkaları çıkarıyordu. Sonra bir başkası, içine yerleştirilmiş minyatür jeneratörle, zararsız kıvılcımlar çıkartıyordu. Bir tür ışık gösterisiydi, bu sonuncusunun yaptığı... Bir de eğimli ışın vardı. Tabancanın püskürttüğü suyun içinden ışık geçirilerek elde ediyordu, bu kıvrılma etkisini...Karanlıkta özellikle ürperticiydi bu manzara... En sonunda, yanılmıyorsam ,Mark 12'yi yaptılar".

"Mark 13" diye düzeltti Sollly...

"Haaa... Evet... İnsanın yaşı ilerledikçe unutkanlığı da artıyor. Aslında, rakamın uğursuzluğundan aklımda kalmalıydı. Neyse, bu Mark XIII, Dünyayı boyunduruk altına almak için Phobos gezegenine monte edilen bir sabit silah olacaktı. Gerçi Solly bana bunun teknik ayrıntılarını anlatmıştı, ama, fazla bilimsel olduğu için aklıma gelmiyor şu anda... Kaptan Zoom'u yaratanların dehalarıyla, bilgileriyle aşık atmak benim neyime? Nasıl yaptığını bilmem, ama, silahın ne yaptığını kalın çizgileriyle anlatabilirim size... Talihsiz gezegenimizin atmosferinde bir zincirleme reaksiyon başlatacaktı silah... Bu reaksiyon sonunda da havadaki nitrojenle oksijen birleşecek, böylece yeryüzündeki canlılar için ölümcül sonuçlar doğacaktı.

"Artık bu işler Solly'nin bilimsel bilgisinin de boyutlarını çok aşmıştı. Üzülmek mi gerekir, sevinmek mi, bilmiyorum, ama, Solly, bu silahın yapımının tüm aşamalarını teknisyen yardımcısına bıraktı. O da bilmiyor fazla bir şey... Solly'nin aktardığına göre, 500 santimlik bir teleskopla bir uçak-savar topunun kırması bir aygıt... İki metre boyunda.. . Gerçi pek bir şey anlaşılmıyor bu tanımdan, ama aktarabildiğim bu kadarı... Sonra dev bir mıknatıs varmış makinenin içinde... Gözalıcı ama zararsız bir elektrik arkını dilediği şekle sokabiliyormuş bu mıknatıs...

"Derken, Mark XIII'ün denenmesine gelmiş sıra... Rastlantı bu ya, silah denenirken Solly sette değilmiş... O gün Meksika'da olması gerekiyormuş... Telefonla almış olup bitenlerin haberini...

"Tek kelimeyle başarıymış, denemenin sonucu... Şans bu ya, ölen olmamış, itfaiyenin anında müdahalesiyle de komşu stüdyoların kül olması önlenmiş... Mark XIII'ün oyuncak bir Ölüm Işını olması beklenirken, gerçek olduğu anlaşılmış... Neyse ne, bir şey çıkmış silahın içinden... Matkapla delmiş gibi stüdyo duvarını delmiş, yakmaya başlamış... Sonra stüdyonun tavam çökmüş, büyük bir gürültüyle...

"Atom Enerjisi Komisyonu ve Federal Polis girmiş devreye... Soruşturmayı yoğunlaştırmışlar.. Solly akıllı olsaydı, Meksika'dan dönmezdi buraya..."

Solly'e uzun uzadıya baktı Harry...

"Solly'nin yerinde siz olsaydınız ne yapardınız?" dedi bir süre sonra... "Olup bitenlerde suçu yoktu, ama, bunu kanıtlaması da olanaksızdı. Üstelik, Alabama Valisi Henry Wallace'a karşı yürütülen kampanyaya katılmış bir kişiyi de bir zamanlar çalıştırmıştı. Bu yüzden dönmeye korktu. İngiltere'ye geldi. Kaptan Zoom'u da orada bıraktı. Tarihi filmler çevirmek istiyor".

Sonra noktaladı sözlerini... "Ama, şunu bilin ki, ok ve yaydan daha gelişkin silahlar kullanmayacak, bundan sonra çevireceği filmlerde..."

Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
05-19-2008 10:25 AM
RuBEuAlbUS
Forumİz Yönetici
*
Yönetici

Üye No: 35
Mesajlar: 2,015
Karma Puanı: 1985
Cinsiyet: Bay
Nereden: Erzurum
Lütfen Konulara Mesaj Yazınız....
Mesaj: #2
Cvp: Silahlanma Yarışı (Armaments Race) 1954

emeğine sağlık




Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
Mesaj Önizleme  Konuyu Gönder 



« Daha Eski | Daha Yeni »


Benzer Konular...
Konu: Yazar Cevaplar: Gösterim: Son Mesaj
  Büyük Av (Big game hunt) 1954 **__genco__** 1 12 05-19-2008 10:24 AM
Son Mesaj: RuBEuAlbUS

Yazdırılabilir Bir Versiyona Bak
Bu Konuyu Bir Arkadaşına Gönder
Bu Konuya Abone Ol | Konuyu Favorilerine Ekle

Foruma Git:

İletişim - Forumiz - En Üste Dön - Konulara Dön - Arşiv - RSS

www.sitemerkezi.net

iyinet webmaster forumu 2008 seo yarışması | Aşk Şiirleri | Kadın hastalıkları | Grup Hepsi | Favori Forum | FarKVaR | Kahramanmaraş | Ogrish Korku | zeytinburnu | DJ Sound | Tolga Yalçın | Emlak ilan | 7den77ye.net

Alexa Certified Traffic Ranking for forumiz.net