Büyük Selçuk İmparatoru Alpaslan’la Bizans İmparatoru Romanus arasında 1071 (463)de Malazgirt’te vuku bulan savaşta Bizans ordularının, ezici bir saldırış ve vuruşla yıkılması ve imparator Romanus’ün esir düşmesi üzerine Selçuk imparatoru Alpaslan, Kemah, Divriği ve Erzincan taraflarının zaptını ünlü kumandanlarından Emir Mengücek Gazi’ye ; Malatya, Sivas ve kayseri yönlerinin zaptını, kendi hısımlarından ve denenmiş kumandanlarından Melik Danişment Ahmet Gazi’ye Erzurum ve yönlerinin zaptını da Saltık oğlu Ebülkasım adındaki değerli bir kumandana havale etmiş ve uzun zamandan beri yabancılar ellerinde kalmış olan öz Türk yurdunun geri alınacak parçalarının kendilerine verileceğini sözlerine eklemişti.
Verilen görevi zamanında ve noksansız olarak yapmayı bilen Türk kumandalarından herbiri bir tarafa doğru gösterilen hedefe varmaya ve yol almaya başlamışlar; gerek bu özverili kumandanların ve gerekse buyrukları altındaki kahraman ve temiz Türk erlerinin gösterdikleri celadetle az zaman içerisinde istenilen ereğe ulaşılmış ve beklenen başarı elde edilmiştir. İşte biz burada konumuzu ilgilendiren Karahisar’ın bu zamanlardaki durumunu ve olaylarını gözden geçirmek fırsatını elde etmiş bulunacağız.
Kadı Burhan’ın ölümünden sonra memleketlerine Osman oğulları el koymuş ve böylelikle Osman oğullarının sınırları Kösedağına kadar genişlemişti. Bu zamanlarda Aksak Timur da doğu yönlerinden Anadolu’ya doğru yönelmiş ve Yıldırım Bayazıt’la arası açılmıştı. En sonra bu iki yüksek Türk kuvveti, düşüncesizlik, idaresizlik, ve milli birliği duygusuzluk yüzünden Ankara ovasında asılsız bir maksat uğrunda çarpışmak ve Türklüğü kökünden sarsacak çılgınlıklarda bulunmak zorunda kalmış ve her iki taraf ta doldurulması hiçbir veçhile kabil olmayan hatayı işledikten sonra Timur üstün gelmiş ve 1402 (804) de Beyazıt esir edilmiştir.
Yıldırım Beyazıt’ın yenilmesi ve esi edilmesi ile idaresi altındaki beylerden bir çoğu erkinliklerini ilan eylemiş, bazıları da bu anarşiden faydalanarak çapulculuğa ve vurgunculuğa başlamışlar.
Ankara savaşı bozgunundan Bolu’ya kaçan Yıldırım’ın oğlu eski Amasya valisi Çelebi Mehmet, Amasyalıların çağırması üzerine yanındaki askerlerle birlikte Amasya’ya gelmiş ve bu çevrede bir dereceye kadar güvenlik ve düzenlik elde edilmiş, Amasya çevresindeki beyler yavaş yavaş Çelebi Mehmet’ e bağlanmaya başlamışlardır. Çelebi Mehmet, Kutlu Paşa kumandasında yetecek bir orduyu Tokat taraflarında ayaklan, dört tarafı yağma eden ve halka binbir türlü eziyet eden İnal Oğlu İbrahim durdurmak için gönderildi. Tokat sargıya alınmış ve ele geçirilmişti. Gelen ikinci bir kuvvet ile işbirliği yapan Kutlu Paşa, İnal Oğlu İbrahimi fena halde bozguna uğratmış ve Tokat bölgesini onun şerrinden kurtarmış ve sonra Amasya’dan yürüyüşe geçmiş bulunan Çelebi mehmet ile birleşip Keygune bölgesindeki Ali Bey’inden hakkından geldikten sonra bu bölgeyi eşkıyadan tamamen temizlemişlerdi. Bu suretle 14 yıl kadar Ş.Karahisar bölgesinde halk dirlik ve düzen içerisinde yaşamıştır.
1415 yılında bu bölgelerde çok şiddetli bir zelzele olmuş, birçok ev yıkılmış, binlerce insan ve hayvan telef olmuştur.
Bu olaylardan sonra 1457 (861) de Şebinkarahisar Akkoyunlular’ın eline geçmiştir.
1916 yılının temmuz ayında Ruslar , Görele’yi alıp Harşit Çayı Vadisinden Kelkit Çayının yukarı kısımlarına girdiklerinde , Şebinkarahisar savaş alanına oldukça yaklaşmış bulunuyordu. Rusların ilerlemeleri karşısında Şebinkarahisar nüfusunun bir kısmı Anadolu’nun içlerine göç etmiş , geri kalanlarda büyük açlık ve sıkıntılara maruz kalmışlardır. 1915 yılında başlayıp ve büyük güçlüklerle bastırılan Ermeni isyani ile Ermeni sorunu halledilememiştir. Ruslarla işbirliği halinde cephe gerisindeki halka akla gelmeyecek eziyetlerde bulunmaktan kendilerini alıkoymamışlardır.
19 Mayıs 1919 tarihinde Samsun’a ayak basan Mustafa Kemal III. Ordu Müfettişi sıfatiyle 26 Haziran 1919 tarihinde Suşehrinden geçerek Erzurum’a gitmiştir. Erzurum Kongresinden sonra Eylül 1919 da Sivas’a gelmiştir. Mondros anlaşmasından sonra ulusca karşılaştığımız haksızlıklar ve saldırılar bütün yurtta olduğu gibi Şebinkarahisar’da da derin yankılar yapmış ve üzüntülere sebep olmuştur.
Erzurum Kongresine Şebinkarahisar’dan Dr.Cemil Şencan gönderilmiştir.Mustafa Kemal , Sivas Kongresini müteakip Ankara’ya geçtikten kısa bir müddet sonra 1920 yılı başlarında Şebinkarahisar Müdafaayı Hukuk Cemiyeti kuruldu. Şubenin geçici yönetim kurulu üyeliğine Hacı Şerif Efendi (Selimoğlu) ,Rıza Bey , Menzilcilerden Asım Efendi , Piyazoğlu Kara Hüsnü , Küçükzade Ethem Efendi , Tevfik Yücel , Rüştü Özsan, Yakupzade Hafız Asım Efendi ve Mustafa Sabuncu seçildiler. Kızıllı Vasil adında bir Ermeninin başkanılığında kurulmuş bulunan haydut çetesinin mezalimine karşı koymak üzere Müdafaayı Hukuk Cemiyeti tarafından Şebinkarahisar gençlerinden oluşan ve Çakmakçı Mustafa Efendinin oğlu Baha Ertem’in komutasında kırk kişilik milis kuvveti teşekkül ettirildi.Milis Bölüğü bir süre eğitim gördükten sonra Şebinkarahisar zapıta kuvvetiyle beraber çalışmaya başlamıştır.
1921 tarihinde Sivas’ın Zara ilçesinin Koçgiri nahiyesinde başlayan ayaklanma gittikçe büyümüş , mahalli zapıta kuvvetleriyle bastırılmadığı için Şebinkarahisar Liva Bölüğü ve Giresun’dan Feridun oğlu Topal Osman Ağanın komutasında teşekkül etmiş bulunan mahalli milis kuvvetleri isyanın bastırılmasına yardıma koşmuşlar ve isyanın bastırılmasında büyük yararlıklar göstermişlerdir. Topal Osman komutasındaki kuvvetler , Şebinkarahisar’dan Giresun’a dönerken Baha Ertem komutasındaki Şebinkarahisar Milis Bölüğü de Topal Osman kuvvetlerine katılmıştır. Bu kuvvetlerin elbiseleri Tamzara Mahallesinde haki renge boyanarak giyimde birlik sağlanmıştır. Giresun’da kurulan gönüllü alayına Baha Ertem komutasındaki bölük dışında daha birçok Şebinkarahisar’lı genç katılmış , Milli Mücadeleye katılan erlerin dışında , bu gönüllü alayı İstikla Savaşının kazanılmasında büyük gayret ve yararlıklar göstermişlerdir.
1923 tarihinde çıkan bir yasa ile Türkiye’den bulunan livalar il haline getirildiğinden , Şebinkarahisar’a gelmiş , bu askeri birliğin Şebinkarahisar’a gelişi ile ilin ekonomik ve sosyal yaşantısında büyük değişiklikler meydana gelmiştir. 29 Ekim 1923 tarihinde saltanatın kaldırılması ve Cumhuriyetin ilanı Şebinkarahisar’da coşku ile karşılanmış , yapılan büyük şenliklerde halk kendinden geçmiş , şenliklerde atılan kurşunlarla Taş mahalleden Füruzoğlu Hacı Ömer ve Nalbantbaşıların Nusret vurularak ölmüşlerdir.
Cumhuriyetin ilanı ve şehrin il haline gelmesiyle imar hareketleri de başlamış , mahalle yolları açılmış, her mahalle bir okul inşaatına başlamıştır.
Lozan Barış Antlaşması nedeniyle 1924 yılı mayıs ayı içerisinde Yunanistan’da bulunan Türkler ile Türkiye’de bulunan Rum’ların yer değiştirme işlemine başlamış , Şebinkarahisar iline verilen göçmen Türkler Şebinkarahisar İskan Müdürlüğü’nce Rumlardan boşalan köylere yerleştirilmiştir.
Erzurum ve çevresinde meydana gelen bir deprem dolayısıyla Erzurum’a gitmek üzere 28 Eyüll 1924 tarihinde Sivas’tan hareket eden Gazi Mustafa Kemal, aynı gün akşamı geldiler. Ali Sururi başkanlığındaki Şebinkarahisar heyeti büyük Gazi’yi Şebinkarahisar’a davet ettiler. Gelen heyetle bir süre görüşen Mustafa Kemal dönüşte Şebinkahasir’a uğramaya söz verdiler.
Şebinkarahisar ve yöresi halkı Gazi Mustafa Kemal’in dönüşünü sabırsızlıkla bekledi. Nihayet Gazi’nin 11 Ekim 1924 tarihinde şehrimize geleceği bildirildi. O gün Şebinkarahisar’da yer yerinden oynadı. Köylüsü kentlisiyle tüm Şebinkarahisar ve yörenin halkı Şebinkarahisar-Sivas yoluna düştüler. Bekleme noktasında davullar çalındı oyunlar oynandı, nihayet Gazi Hazretleri saat 21.00’de bekleme noktasına geldiler. Bu sırada kaleden toplar atıldı, meşalelerle şehir gündüze döndürüldü. O gece Çakmakçı Mustafa Ertem’in Halil Rıfatpaşa caddesi üzerindeki evinde misafir kalan Büyük Kurtarcı ertesi gün Türkocağını ziyaret ettiler. Türk ocağını ziyaretlerined toplanan kalabalığa hitaben “Ben bu güzel şehri çok beğendim. Bu sevgimin bir nişanesi olarak Karahisar’ı Şarki olan şehrin ismini Şebinkarahisar olarak tashihini teklif ediyorum. Şabı başta olmak üzere Fatihlerin otağ kurduğu bu toprakların içinde daha neler varsa ele alınmalı ve tarihen olduğu kadar iktisaden de bu şehri ileri götürmek vazifemiz olmalı. Sürekli yangınlar germüşsünüz, memleketiniz bir harabeye dönmüş, fakat esef etmeyin, şu tek gözlü mütevazi ocağınızda derin bir samimiyet, geniş ve anlayışlı bir kültür buldum. Kalkınacaksınız, mesut olacaksınız. Türk Ocakları modern dekorlaral ölçlmez. Türk’ün bu şan ocakları sönmez alevlerle ilelebet tütecektir ve bu harabeler birgün birer mamureler haline gelecektir.” İsyanların, doğal afetlerin yakmış yıkmış olduğu Şebinkarahisar şehrini Türk Ocaklarından başlayarak gezmiş, Belediye, halk fıkrası, hükümet konağı ve alay komutanlığını ziyaretinde özel deftere şunları yazmıştır: “Türk Ocağı, Türk’ün has ocağı, varlık ve birlik ocağı, yüksek alvelerletütsün, muhitine nurlar saçsın, yaşasın ve yaşatsın.”
Ulu Önder 12 Ekim 1924 tarihinde akşam üzeri şehrimizden ayrılmıştır.
Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal’in şehrimizi ziyaretlerinde geçmiş iki olayı buraya alıyoruz. Bu olaylardan birincisi şehrimize gelişlerinde meydana gelmiştir. Ulu Önder’in şehrimize geleceğini duyan Tamzara İmamı İsmail Kazım, şehrin girişinde Katırcı çeşmesinde otomobilin önüne çıkarak Atatürk’ün otomobilden inmesini sağlamış, kendisini tanıtmış ve Atatürk’e “Paşa iki dileğim vardı, bunlardan biri sizi yakından görmek, konuşmak, ayak bastığınız topraktan bir avuç toprak almak ve sizi dua ile selametlemekti. Hamdolsun muradıma erdim. İkinci dileğim geçimimle ilgilidir. Bugüne kadar fahri olarak imamlık yaptım. Artık yaşlandım. Tamzara cami imamına bir maaş bağlanırsa kendimi tamamen camiye vermek istiyorum” der, İmamın sözlerini ilgi ile dinleyen Atatürk kendisine bir miktar para vermek ister, hoca almamak için direnirse de kabul etmek zorunda kalır. Atatürk’le beraber resim çektiren Tamzara İmamı İsmail Kazım, hayır ve dualarla kendini yolcu eder.
İkinci olay Atatürk’ün geceyi geçirdikleri ve halen müze olan Tüfekçizade Mustafa Efendi (Mustafa Ertem’in evinde cereyan etmiştir. Yemek yenilen sofrada hazır bulunan ve Belediye Reisi olan Rıza Bey’e Atatürk “Reis Bey, Türk Ocağı şöyledir, Türk Ocağı böyledir der dururuz, Türk Ocağı nedir” diye sorar. Rıza Bey cevaben:
“Gazi Paşa oğlumuz Türk Ocağı denilen Ocak, muazzam bir mabettir. O’nun Ocağında yanan ateşin alevi yükselir yükselir ondan hasıl olan kıvılcım dünyayı şakar” Rıza Bey’in bu cevabını çok beğenen Atatürk kalkarak elini öper ve “Belediye Reisi pederin şerefine” diyerek kadehini kaldırır.
Vilayetlerin yeniden düzenlenmesi çalışmaları çerçevesinde birçok il ilçe haline getirilmiş, bu arada Şebinkarahisar’da 20/5/1933 tarih ve 2197 sayılı kanunla ilçe haline getirilmiştir.
Başbakan İsmet İnönü, Dışişleri Bakanı Teşfik Rüştü Aras, Jandarma Genel Komutanı General Kazım Orbay ile birlikte 3 Ağustos 1935 tarihinde ilçemizi ziyaret etmişlerdir. Konuklar öğle yemeğini Mehmet Kömbe Hoca’nın bugünkü evinde yedikten sonra Giresun’a gitmek üzere Şebinkarahisar’dan ayrılmışlardır.
1915 ŞEBİNKARAHİSAR ERMENİ İSYANI
Yrd. Doç. Dr. Muammer DEMİREL
Ermeniler asırlarca Türk yönetimi altında sadık vatandaşlar olarak yaşadılar.
Bu nedenle onlara "millet-i sadıka" denildi. XIX. Yüzyıla gelindi-ğinde
Fransız İhtilali Osmanlı Devleti'nin Avrupa topraklarındaki gayrimüs-limleri
derinden etkilemiş ve bir biri ardına hepsi bağımsızlık hareketine kalkışmışlardı.
Önceleri bu hareketlerden etkilenmeyen Ermeniler, onlara yönelik yoğun ve uzun
propagandalar neticesinde XIX. yüzyılın ikinci yarı-sından sonra kıpırdamaya
başladılar. Osmanlı Devleti'ndeki Ermenilerin ayrılık fikirlerine kapılmalarını
Fransız İhtilâlinin yaydığı fikirler etkilediği gibi esas etkiyi diğer etkenler
yapmıştı. Bu etkenlerin başında Rusya'nın faaliyetleri gelmekteydi. Rusya, Osmanlının
Avrupa topraklarını büyük çap-ta parçaladıktan sonra Anadolu topraklarına yönelmişti.
Anadolu'da kendi lehine karışıklık çıkaracak unsur olarak Ermenileri gören Rusya,
her Osman-lı-Rus savaşı sırasında Ermenilere yönelik yoğun propagandalara girişmiş
ve onlara her defasında muhtariyet ve bağımsızlık vaatleri yapmışlardı. Savaş-lardan
sonra bu vaatlerıini her defasında unutmasına rağmen 1828'den beri Ermeniler
arasından Rusya lehine bir sempatinin oluşmasına ve ayrılıkçı fikirlerin yerleşmesine
sebep olmuştur.1 İkinci önemli etken XIX. yüzyılın başından itibaren Türkiye'de
faaliyet gösteren Hıristiyan misyonerlerdir. Türkiye'de eğitim ve sağlık gibi
insani maksatlarla faaliyette bulunan mis-yonerlerin geliş gayesi Müslümanları
Hıristiyanlaştırmak iken bunun müm-kün olmadığını gördükten sonra yerli Hıristiyanlara
yönelmişlerdi. Bu arada özellikle Ermeni gençleri arasında özgürlük ve bağımsızlık
gibi fikirlerin yerleşmesine çalışarak onların Osmanlı Devleti aleyhine ayrılıkçı
fikirlere sapmalarında önemli katkılarda bulunmuşlardı. Bunu yaparlarken de
batılı devletler adına Ermenilerin koruyuculuğu rolünü oynuyorlardı. Üçüncü
etken de batılı devletlerin, özellikle İngiltere'nin, Ermeniler lehine ıslahat
istekleri ile Osmanlı Devleti nezdindeki girişimleri idi ki, bunu da güneye
doğru Rus yayılmasını önlemek için yapıyorlardı.
Birinci Dünya Savaşının yaklaştığı yıllarda Ermeniler de Rus desteği ile hazırlıklarını
tamamlıyor ve çıkacak savaşta Osmanlı Devleti'nin karşı-sında bulunan devletlerin
,muhtemelen Rusya'nın, yanında yer alarak Doğu Anadolu'da bir Ermenistan oluşturmayı
hayal ediyorlardı. Bu hayal ile Er-meniler yurt içinde ve yurt dışında bütün
güçleri ile hazırlıklarını tamamlı-yorlardı. Bu hazırlıkların başında da silahlanma
ve silahlanan Ermenilerin savaşa hazırlanması geliyordu. Taşnaksutyun ve Hınçak
ihtilalci Ermeni örgütleri ihtilâlciliği ve silahlandırma faaliyetleri birbiri
ile de rekabet içinde yürütmüşlerdi. Örgütlerin Ermeni halkı silahlandırmasında,
özellikle Doğu Anadolu'da, Rusya'nın direk katılımı vardı. Rusya bunu çok sistemli
bir şekilde yapıyor ve günü geldiğinde de kullanmayı planlıyordu. Komitelerin
gayretleri de Rusya'nın işini kolaylaştıran bir unsur idi. Ermenilerin silah-landırılması
işi Rusların her hareketini yakından takip eden İngilizlerin de dikkatinden
kaçmamıştı. İngiltere'nin Erzurum Konsolosu Monahan 1 Mart 1913'de İstanbul'daki
İngiliz Büyükelçisine verdiği raporda; Rusya'nın, günü geldiğinde kullanmak
üzere Ermenileri silahlandırdığını bildirmiştir.
Van Konsolosu da 4 Nisan 1913'deki raporunda, Ermenilerin makineli tüfeklere
ve hatta topa bile sahip olduklarını, Rusya'nın Nasturilere 3000 tüfek ve bir
top gönderdiği, Ermenileri cesaretlendirmek için bir Rus uçağının şehir üzerinde
göründüğünü bildirmiştir. Van Konsolosunun 10 Ocak 1914 tarihli raporunda ise,
Taşnaksutyun örgütünün bu yıl ki faaliyetinin silah ithalatı ve onları taraftarlarına
dağıtmak olduğunu bildirmiştir. Bu durumu Osmanlı Hükümet yetkilileri de yakından
takip etmişler. Nitekim Harbiye Nezareti'ne Doğu Anadolu'dan verilen raporda,
Rusya'nın Doğu Anadolu Ermenilerinden çeteler teşkil etmek için soktuğu silahlarla
doğu vilayetlerinde Ermenilerin yaşadıkları yerlerin silah depoları haline geldiği
bildirilmiştir.
Ruslar ve onların güdümünde hareket eden Ermeni komiteleri, Doğu Anadolu'nun
diğer yerlerine olduğu gibi Sivas bölgesine de önem vermekte idiler. O devirde
Sivas bölgesi içinde yer alan Şebinkarahisar doğu cephesindeki Türk ordusunun
ikmal yollarından birinde yer alıyordu . Birin-ci Dünya Savaşında karargahı
Erzurum olan doğu cephesi Türk kuvvetleri-nin silah ve mühimmatı üç yoldan ulaştırılıyordu.
Bunlardan en önemlisi Şebinkarahisar yolu idi. Karadeniz'in Giresun ve Ordu
limanlarına deniz yolu ile getirilen silah ve mühimmat kara yolu ile Şebinkarahisar'a
ve oradan vadi yolu ile Erzurum'a ulaştırılıyordu. İkinci yol Trabzon limanı
ve Gü-müşhane-Bayburt kara yolu idi. Üçüncüsü ise Sivas Şarkışla'ya kadar trenle
ve oradan yine kara yolu ile Erzurum'a ulaşıyordu. Bu üç yoldan en ekono-mik
ve güvenli olanı Şebinkarahisar yolu idi.
Meşrutiyetten sonra sağlanan hürriyet ortamını silahlanma için fırsat olarak
değerlendiren Ermeni komiteleri Şebinkarahisar Ermenilerini de bü-yük ölçüde
silahlandırdılar. Ermeni din adamları ve öğretmenler silahlan-dırma işinde gönüllü
olarak yer aldılar. Savaş başladıktan sonra Şebinkarahi-sar'ın Yayancı köyü
papazı, Patrikhane aidatını toplamak bahanesiyle Erme-ni köylerini dolaşarak
onları daha fazla silahlanmaya ve savaş patlak verdiği için bekledikleri günün
geldiğinden bahsederek isyan etmeğe zorlayan pro-pagandalar yapmıştır. Papaz
Siponyan propagandalarında şöyle diyordu: "Osmanlı Hükümeti ilân-ı harp
etti. Şimdiye kadar toplanan silahların kulla-nılması vakti geliyor. Az zaman
sonra Türkler Ruslara mağlup olacaklar, Ruslar önden biz arkadan Osmanlı Ordusunu
perişan edeceğiz. Vaktiyle silahları alırken çekingenlik gösterenler şimdi anlayacaklar
ve Ermenistan'ın teşekkülünü görerek bu işlere çalışanları takdis edecekler."
1915 yılı ilkbaharında bütün silahlanmalar böylece tamamlanmıştı ve sıra bunları
kullanmaya gelmişti. Nitekim III. Ordu Sivas bölgesindeki bu silahlanma ve isyan
hazırlığının tamamlandığını tespit ederek İstanbul'a bildirmiştir. Bu yazıda
Sivas bölgesinde Taşnaksutyun komitesinin ordumu-zun gerilerinde ayaklanma çıkarmak
amacıyla Ermenileri silahlandırdığının tespit edildiği ve tedbir alınması gerektiği
bildirilmiştir. Bu durumu Şebin-karahisarlı bir Ermeni'nin anlattıkları da doğrulamaktadır:
"Buradaki Erme-niler önceden çok kuvvetli bir şekilde silah ve mühimmat
yığınağı yapmış-lardı ve uzun zaman direne bilirlerdi."
1915 yılı ilkbaharında top yekun harekete geçen Ermeni komiteleri, Van, Erzurum
ve Sivas bölgelerinde ayaklanmaya başladılar. Rusya, ayak-lanmaları silah ve
cephane yönünden desteklemekle birlikte aynı zamanda çetelerin sevk ve organizasyonunda
da aktif rol oynuyordu. Türkiye'den Rusya'ya kaçan Ermeni gençlerinden Kafkasya'da
Ermeni gönüllü alayları oluşturuldu. Bunların bir kısmı Rus Ordusu saflarında
görevlendirilirken bir kısmı da tekrar Türkiye sınırından gizlice içeri sokularak
isyancı Ermenileri desteklemek ve Osmanlı Ordusunu arkadan vurdurmak için görevlendirildi.
Anlatılan faaliyetler her tarafta Ermeni olaylarının alevlenmesine neden oldu.
Sivas ve Giresun bölgesinde Şebinkarahisar, Ermeni komiteleri tara-fından bir
üs olarak plânlanmıştı. Bölgede Ermeni nüfusun diğer yerlere göre daha yoğun
olduğu, bölgenin dağlık ve savunmaya elverişli bir coğrafya olması sebebi ile,
buradan Orta Anadolu veya Karadeniz bölgelerine doğru büyük bir hareket yürütülecek
şekilde yığınak yapılmıştı. Şebinkarahisar isyanın liderliğini Suşehri ve Sivas'ta
da daha önce olaylara karışan papaz Kırıh ve Antranik yapmışlardı. Ermeniler
bütün hazırlıkları yapıp bir kıvıl-cım bekliyorlardı. 15 Haziran 1915 günü polis
ve jandarma Ermeni mahalle-sine asker kaçaklarını aramak üzere gittiklerinde
evlerden üzerlerine ateş açıldı. Böylece isyanı başlatan Ermeniler, ilçenin
haberleşmesini kesmek için derhal telgraf ve telefon tellerini kestiler. Bu
ilk ateşte polis ve jandar-mada şehit ve yaralanmalar olmuştur. Olayı başlatan
Ermeniler evlerinden açtıkları mazgallardan Müslüman mahallesindeki halkın ve
güvenlik kuvvet-lerin üzerlerine kurşun ve bomba yağdırmışlardı. Ermeniler bir
taraftan çatı-şırken diğer taraftan kasabadan iki yüz metre yüksekte yer alan
kaleye silahlı ve silahsız bütün Ermenileri, erzak, silah ve mühimmatı sevk
ettiler. Sabaha kadar bütün Ermenileri kaleye nakletmeyi tamamladılar. Kalede
isyandan önce de çok miktarda silah cephane ve erzak depolandığı için kale uzun
süre direnilebilecek duruma getirilmişti. Kaleye çekilme tamamlanınca İslam
mahalleleri ateşe verildi. Söndürmek için giden güvenlik kuvvetleri ve hal-kın
üzerine kaleden kurşun ve bomba yağdırıldığı için hiçbir müdahalede bulunulamadı
ve bir iki yüz evden başka bütün şehir yandı.
Çoğunluğu bölge dışından gelmiş beş yüz kişilik Ermeni çetesi ka-lede direnişe
geçmişti. Kaleye eşkıya ile birlikte iki bin kadar Ermeni halk ta toplanmıştı.
Böylece başlayan çetin mücadele üzerine Türk güvenlik kuvvetleri ciddi tedbirler
aldılar. Buraya yeterli miktarda asker,silah,dağ topları sevk edildi. Askeri
kuvvetleri komuta etmek üzere 3.Ordu Komutanı Mahmut Kamil Paşa,Neşet Paşayı
tayin etti. Ayrıca Sivas Valisi Muammer Bey de olay yerinde görevlendirildi.
Kuvvetlerimiz çevreden buraya gele-bilecek Ermeni desteğini önlemek diğer yolların
güvenliğini sağlamak ve aynı zamanda da çevre yerlerdeki Ermenilerin de böyle
bir isyana kalkış-maması için tedbirler aldı.
Telefon ve telgraf hatlarını korumak üzere Yüzbaşı Ziya efendi ko-mutasında
30 kişilik süvari Suşehri'nde görevlendirildi.
Suşehri'nde bulunan cephaneyi korumak ve Erzurum-İstanbul yo-lunda bulunan topları
muhafaza etmek üzere 203 kişilik bir kuvvet Suşeh-ri'nde görevlendirildi.
Kaleden giriş çıkışı sağlayan üç yol jandarma tarafından tutuldu. Bunları desteklemek
içinde yeni kuvvetler ve gönüllüler sevk edildi.
Giresunlu gönüllüler 19 Haziran günü, Sivas Valisi Muammer Bey aynı gün ve Neşet
Paşa da birlikleriyle ertesi gün Şebinkarahisar'a vardılar.
Bu arada Ermenilere bir heyet gönderilerek isyanı sona erdirmeleri istenmiş
ve onların makul olan tekliflerinin kabul edileceği,bu arada af edi-lecekleri
de bildirilmişti.
Neşet Paşa ve Karahisar Mutasarrıfı imzalarıyla Ermenilere gönderi-len mektupta
şu teklifler yer alıyordu :
1-25 Haziran 1915 Cuma günü saat:13.00 de kaleye beyaz bayrak çekilmesi.
2-Bir miktar askerin kaleye girmesine izin verilmesi
3-Ellerinde bulunan silah ve cephaneyi teslim etmeleri.
4-Bütün bunların yapılması karşılığında hiç birisinin mallarına ve canlarına
dokunulmayacak,Sivas'a kadar güven içinde nakledilmeleri sağla-nacaktır.
Ermeniler bu tekliflere hiçbir şekilde yumşak bakmıyorlardı. Onların tek emeli
müttefiklerin,özellikle Rusya'nın yardımının yetişmesi ile istiklâl-lerini ilan
etmeleri idi. Bunun için de sonuna kadar çarpışmakta kararlı idiler. Nitekim
kalede teslim olma teklifini gerçekten kabul etmek isteyen Ermeni-leri papaz
Kırıh ve Baron Vartiyan Antranik,kalenin içinde aleni olarak kur-şuna dizdirmişlerdi.
Bu durum kale teslim alındıktan sonra orada bulunan Ermeniler tarafından anlatılmıştır.
Bununla birlikte yardımların yetişmesi için zamana ihtiyaçları olduğu düşüncesi
ile Türk kuvvetlerini oyalamak için teslim olacaklarmış gibi karşı cevabı mektup
yazdılar. 2 Temmuz 1915 tarih-li mektup şöyledir:
"Mercanyan Nişan ve Baron Vartian Antranik ağalara gönderilen mektubu aldık.
Kendi isteğimizle teslim olduğumuzda dokunulmayacağını vaat etmenize teşekkür
ederiz. Ahalinin tamamı teslim olmaya hazırdır. Sila-hı olanların da bir kısmı
halk ile ayrı görüşte olmasına rağmen bir kısmı inat ediyor. Onları da kandırmaya
çalışıyoruz, birkaç güne kadar herhalde başarı-rız ve hükümetin teklifini yerine
getiririz. Yalnız şunu ilave ederiz ki, ikna olmayanlar hükümete muhalefet için
olmayıp,sırf hayatlarının korkusundan olmakla ve daha fazla güven verilmesini
rica ederiz. Öncelikle af ilan edilir-se memlekete ve bu talihsiz ahaliye büyük
ve unutulmaz bir insaniyet ve nimet olacağından bu suretle meselenin çözülmesini
istirham eyleriz"
Türk yetkililer bu mektupta belirtilen teslim olunacağı sözlerine gü-venmiyorlardı.
Çünkü sürekli ateş eden kuvvetli direnme gösteren Ermenile-rin gerçek niyetlerini
tahmin ediyorlardı. Bunun için silah ve asker yönünden yığınak yapmaya devam
ediyorlardı. Bu arada Ermenilerin daha fazla gü-vence isteyen mektubuna 2 Temmuz'da
cevap verilerek daha fazla teminat verilmeye çalışılmıştı. Bu mektupta şöyle
deniliyordu:
"2 Temmuz 1915 tarihli yazınızı aldık. Hükümet-i Seniyyenin kesin arzusu
hilafına ve halkın kızgınlığına sebep olan Karahisar hadisesini bir an önce
iyi bir şekilde sonuçlandırmak ve zararın mümkün olduğu kadar önünü almak için
silahlı ve silahsız bütün halkın teslim olması gerektiği için bunu önceden bildirdik.
Binlerce çocuk, kadın ve masumun yok olması hükümet adaletine, insaniyet anlayışına
sığdıramadığımız için çoğunluğu oluşturan bu masum ahalinin hayatını ve barış
yanlılarının hayatını da güvence ve garanti altına aldık. Öncelikle mevcut durumun
bir an evvel sükun ve teslimine yak-laşma yine sizin ve bütün Ermenilerin menfaati
icabı olduğu için bunu vak-tinde bildirdik. Ermeni milletinin menfaatini artık
takdir ettiğinizi ümit etti-ğimiz için yarın saat beşe kadar zaman veriyoruz.
Padişahın affını elde et-mek tabii olarak bir iki gün zarfında mümkün olacaktır.
Bunun icabına orta-lık yatıştıktan sonra bakılacaktır. Her şeyden evvel umumun
müsterih olarak tayin olunan şekilde silahlarını teslim etmesi ve sonra da hükümetçe
uygun yerlerde tamamınızın derhal iskân ve iaşe olunacağı ve zararlarınızın
müm-kün mertebe giderilmesine çalışılacağı Osmanlının halkını koruma düşüncesi
ile beyan olunur."
Ermeniler bu yazışmalar devam ederken bir taraftan da kuşatmayı yararak kaleden
çıkmaya çalışıyorlardı. 27 Haziran günü kaleden çıkarak kuşatmayı yarmaya teşebbüs
ettiler. Fakat verilen sert karşılık neticesinde yeniden kaleye çekilmek zorunda
kaldılar. Yiyecek, silah ve mühimmatla-rının azalması üzerine Ermeniler, teslim
olmak ve kuşatmayı yararak çıkmak gibi iki tercihten birini seçmek zorunda kaldılar.
Teslim olmayı akıllarına bile getiremeyen komiteciler, son mektubun süresini
beklemeden çıkış hare-ketini başlattılar. 3 Temmuz günü sabah saat 3'de huruç
hareketine giriştiler. Bu sefer başarılı olan Ermeniler Türk Mahallelerine saldırıya
geçtiler. Türk mahallesindeki sakinler ve askeri kuvvetlerin karşılık vermesi
üzerine ma-hallelere giremediler. Bunun üzerine asiler Tamzara ırmağından Kabak
tepe mevkiine Eski köy sırtlarından Limes (Kıllıbaba) ormanına kaçtılar. Ermeni-leri
takiben Binbaşı Asım Bey komutasında bir müfreze görevlendirildi. Fakat 3-4
günlük takip hareketinden sonra müfreze Ermeni çeteleri gözden kaybetti. Kaleden
çıkıp kaçan Ermeni çetelerin sayısı 300 aşkındı. Bunlar daha sonra Sivas'ın
çeşitli yerlerinde güvenlik kuvvetlerine ve özellikle hal-ka karşı saldırılarda
bulundular. Bu saldırılarda çok sayıda Müslüman katle-dildi.
Asiler kaçtıktan sonra kale ve içindeki Ermeni ahali teslim alınarak kasabada
güvenlik sağlandı ve Türk birlikleri Erzurum'a sevk edilerek Şe-binkarahisar'da
sadece İkinci Giresun Seyyar Jandarma Taburu bırakıldı.
İsyan sırasındaki saldırılarda askeri kuvvetlerden ve jandarmadan ikisi subay
olmak üzere 84 şehit,140 yaralı ve Müslüman halktan 30 şehit ve 20 yaralı olmuştur.
Ermenilerden ise 230 civarında ölü olduğu tespit edil-miştir. İsyanın devam
ettiği 25 gün zarfında halk ve hükümet yüz binlerce lira zarara uğramıştır.
Bu olay Osmanlı Hükümetinin tehcir kanununu 27 Mayıs 1915 çıka-rarak Ermenileri
savaşsız bir bölgeye göç ettirmeye başlamasında ne kadar haklı olduğunu göstermiştir.
Tehcirin uygulanmaya başlamasından sonra meydana gelen bu olay sonuç itibarıyla
görülmüştür ki çok uzun bir hazırlık devresinden sonra patlak vermişti. Osmanlı
ordusunun savaş cephesinden nispeten uzak olan bir yerde çıkan isyan orduyu
uzun zaman uğraştırmıştı. Şayet tehcir uygulanmamış olsaydı ve bu tip olaylar
savaş bölgelerinde top-luca meydana gelseydi, o zaman Müslüman halk ve Türk
ordusu için gerçek bir felaketin ortaya çıkacağı aşikardır. Bütün bu bilgilerin
ışığında şu sonu-cu çıkarabiliriz ; Osmanlı hükümeti kendisi için zor ve masraflı
olan tehcir yolunu seçmekle Ermeni halkı da Ermeni çetelerin gerçek katliamından
böy-lece kurtarılmış olduğu görülmektedir.