Alaeddin Keykubat, Anadoludaki beylikleri ortadan kaldırdıktan ve burada milli birlik kurmaya ulaştıktan sonra Doğudan akım gelmekte olan Tatar orduları ile uğraşmak zorunda kaldı. Cengiz Han öldükten sonra yerine geçmiş bulunan Oktay Kaan, Cermağun noyin kumandasındaki bir orduyu Selçuk memleketleri üzerine saldırtmış bulunuyordu.
1224 (621) tarihinde Cengiz’in zulmünden çekinerek Mengüçler memleketine gelmiş olan ve Osmanoğulları’nın ceddi bulunan Kayı oymağı, Mengüç- oğulları tarafından Gercenis’in(Refahiye) Kayı ve Saluc köylerine; Suşehri’nin Hünü(hun), Sündük veya Sevindik, kayı , Anarı veya Onarı Aydoğdu ve dundar; Ş.Karahisar’ın Bayhasan, kızık Etir ve Çakır köyleri ve dolaylarına yerleştirilmişlerdi bu memleketşerin Mengüç oğullarından Selçuk oğulları eline geçmesi ve aynı zamanda Cengiz .hanın ölmüş bulunması sonucu olarak eski yurtları olan Cent ve Mahan şehrine dönmek isteyen Kayı oymağı, başkanları Süleyman şah ve yanındakiler, buralardaki yerleşmiş oldukları bölgelerden ayrılmış ve belli olduğu üzere Süleyman Şah’ın Fırat nehrinden geçerken Caber Kalesi önünde boğulması yüzünden oğulları Sungurtekin ile Aydoğdu yollarına devam etmiş ve öbür oğulları Dündar ile Ertuğrul da geri dönmüşlerdi.
Bu sıralarda Cermagun orduları da Sivas yakınlarına kadar ilerlemişti.Alaeddin Keykubat, Cermağun ordularını önlemek üzere ünlü kumandanlarından Kemalettin Kamyar buyruğunda öncü bir kuvvet göndermiş ve arkasından gereken kuvvetle kendisi Kemalettin Kamyar’ı desteklemişti.
İki ordu Sivas dolaylarındaki( rubat) mevkiinde şiddetli bir savaşa tutuşmuştu 1231 (629). Savaşın en kızgın ve en dar zamanında Ş.Karahisar ve Suşehri yönlerindeki yerlerine dönmekte olan Ertuğrul ve Dündar beyler bu iki savaşcı orduya rastlamışlardı.
Öteden beri Moğollar’dan gördükleri zulümleri ve anayurtlarını bunların zoruyla bırakmış oldukları ve aynı zamanda Mengüçlerden ve Selçuk oğullarından göregeldikleri iyilik ve yardımları hatırlayan ve unutmayan Ertuğrul ve Dündar beyler ve yaındakiler Selçuk oğullarına yardıma kara vermişler ve üstünlüğün bunlarda kalması elde etmeye hakiki bir aracı olmuşlardır.
Kemalettin Kamyar’ın aracılığı ile Keykubat’ın takdirini kazanan bu beyler, belli olduğu şekilde Söğüt kasabası ve dolaylarına yerleştirilmişler ve oralara uçbeyi tayin edilmişlerdir.
Alaeddin Keykubat, Cermagun Noyin işini ortadan kaldırdıktan sonra Harzem hükümdarı Celaleddin Mengüberdi(tanrıverdi) ile uğraşmak zorunda kaldı. Kayseriden ayrılışının yedinci günü Sultanülülemanın meskeni bulunan Akşehir’e geldi.
Akşehir’den Yassıçimen’e kadar uzanan bir yöney üzerinde çarpışan bu iki ordudan Celaleddin’in ordusu yenildi ve bununla iş birliği yapmış bulunan Erzurum Selçukları şubesi de ortadan kaldırıldı. Selçuk Ordularının bu savaştan sonunda zayıf düşmesini ve Alaeddin Keykubat’ın ölmesini ve oğulları Gıyaseddin Keyhüsrev’le İzzettin Kılıçarslan’ın saltanat kavgalarını tam bir fırsat bilen Baba İshakı Küfrü Sudi (Rum İshak) Urfa, Maraş, Çorum, Tokat, Sivas, Canik ve Ş.Karahisar’daki avenesini ayaklandırdı. 50 bin kişiyi bulan bu haşeretle eki Rum İmparatorluğunu diriltmek ve yaşatmak kaygısı ile Amasya’dan yürüyüşe geçti. Öbür taraftan Trabzon kralı Yanikomninüs’ te Canik bölgesinde saldırmıştı. Bunların yürüyüşlerini kolaylaştırmada Selçuk hükümdarı Gıyaseddin Keyhüsrev’in veziri Azamı Sadettin Köpek’te önemli roller oynamkata idi (ki yaptığı işin cezasını sonradan çekti.
Canik yönlerinde yapılan savaşlarda Yanikomninüs yenilmiş ve vucüdu ortadan kaldırılmıştır, kılıçtan artakalanlar da kaçmayı durmaktan üstün görmüşlerdi. Beri tarafta Baba İshak darağacına asılmış ve iki yıllık savaş da bu suretle sona ererek memleket Babai’lerden temizlenmişti. Daha bu olaylar ortadan kalkalı dört yıl kadar bir zaman olmamıştı ki, Moğol ordularının Erzurum’dan yürüyüşe geçerek Selçuk topraklarına girdikleri, Bayburt- Kelkit yolu ile Ş.Karahisar’a gelmekte oldukları haberi Gıyaseddin Keyhüsrev’e ulaşmıştı.
Hükümdarın başkanlığı altında yapılan olağanüstü bir toplantıda, denenmiş kumandanlar, Moğol ordularının Sivas’ta karşılanmasını uygun görmüş ve tavsiye etmişler ise de Gıyaseddin bu uygunluğu ve tavsiyeleri dinlememiş ve yanındaki,’evet efendim’ cilerin sözlerine uyarak var kuvvetiyle Suşehri’ne gelmişti. Moğol orduları Bayconoyin tarafından idare ediliyordu. İki ordu bu dağın Suşehri’ne bakan eteğinde 1243 Mayıs’ında (641 Muharreminin 6 günü) savaşa tutuştu ve Selçuk orduları fena halde bozuldu. Gıyaseddin, güç halde kurtulabildi ve Tokat’a can attı. Moğol orduları da savaşsız Sivas’a girdi. Üç gün şehri yağma ettikten sonra Kayseri’ye yöneldi. Kayseri şehri yağma ve ahalisi katledilerek şehre ateş verildi ve bir kül yığını haline getirildi.
Halktan sağ kalanlar esir yapılarak yürümeğe güçleri yemeyenlerde yollarda kesildiler. En sonuda günde bin altın, bin koyun, bin keçi, bin inek verilmek ve Anadoluda bulundurulacak bir Moğol umumi valisinin ve yanındakilerin maaş ve masrafları ödenmek şartı ile bir barış yapıldı. Bu suretle bütün Selçuk memleketleri ve bu arada Ş.Karahisar ‘da Moğolların buyrukları altına girmiş ve 177 yıllık Selçuk erkinliği de bu suretle sekteye uğramış oldu.
Bu zamanda, yani Danişment’liler, Mengüçler ve Selçuk oğulları zamanında Keygune’deki başlıca eserler şunladır;
1- Halihazır kale,2- Kalecik köyündeki kale, 3- Alucra’nın Kovata, Avarak ve Kaledere köylerindeki kaleler, 4- Mesudiye’nin Mirahor köyündeki kale ve saray yıkıntıları,5- Ş.Karahisar’daki Avutmuş camii ve buradaki saray ve zaviye yıkıntıları, Kütküt, Biroğul, İkioğul bağları ve bu bağların kurulmasına aracı olan su arkından ibarettir.
İlhanlılar
Selçuk oğulları ile 1243 (641) de yapılan anlaşma üzerine Cengiz soyundan ve Kubilay torunlarından Bayconoyin Anadolu umumi valisi tayin olunarak Büyük Han tarafından buraya gönderildi. Çok zaman Aksaray da oturan Bayconoyin, hükümet işleri her fırsattan bilistifade karışmakta ve halkın her türlü dertlerini ve müracaatlarına bizzat kendisi dinlemekte ve yaptırmakta ve Selçuk sultanlarının otoritelerini her düşürmelerden istifade ederek kırmakta ve ayni zamanda Anadolu’nun dört yönüne çok fazla sayıda Moğol göçmenleri yerleştirmekte idi.
Bayconoyin umumi vali olduktan sonra Karaboğa adında Ş.Karahisar’da bey olarak ulunduğu görülmektedir.
Sonraları Kara Şehinşah adı ile ünlenen bu adamın Ş.Karahisar’a gelişini vilayet mektubi kalemi mümeyyizi Etem Gültenay’dan aldığım eski bir yazı şu suretle anlamaktadır: ‘Kösedağı bozgunluğundan sonra Selçuk ordusu uzun zaman kendini toplayamamış, ümera ve beylerin birçoğu esir düşmüş veya ölmüş, sağ kalanlar da kararı firara bozmuşlardı. Keygune beyi de ölenler arasında bulunuyordu. Bu kalenin yanı başındaki Trabzon Rum İmparatoru yani komninüs fırsatı kaçırmayarak sekiz ay sonra bile ile Keygune’yi elde etmişti. Bunu haber alan Han, kullarından Karaboğa kumandasında onbin kişilik bir ordu göndererek derhal Keygune’nin geri alınmasını emretmişti.
Karaboğa, mevcut kuvveti ile Keygune kalesi önüne gelip hanımevliyası nam mahalde ordugah kurarak kaleyi muhasara etti. Kale esasen Türkler zamanında .ok iyi bir şekilde tahkim edilmiş ve içiçe üç demir kapı ile kapatılmıştı. Kalenin hucümla veya uzun bir muhasara ile zapt edilemeyeceğini anlayan Karaboğa, bir anahtarla açılır kırk sandık yaptırarak içerisine kırk yiğit koyup kale muhafızına bir mektup yazarak derki: Yedi aylık bir sargı sonunda anladım ki artık kalenizi elde edemeyeceğim. Kış bastı, nakliye hayvanatımız hastalıktan ve soğuktan kamilen kırılıyor, bu sebeple mevcut eşyamızdan bir kısmını zaruri olarak götüremeyeceğiz. Göndereceğiniz emin bir adamla birlikte mühürleyeceğimiz eşyamızı muhafaza etmek üzere kaleye kaleye aldırmanızı ve adam gönderdiğimizde noksansız olarak geri göndermenizi ve şayet noksan çıktığı takdirde iki misli tazminat alınacağını beyan eder ve ancak sargının bu suretle kaldırılabileceğini ilave eylerim.
Bunun üzerine iki taraf mutabık kalır, memurlar gelir, gönderilecek eşya bu memurlarla birlikte sandıklara konur ve mühürlenir, o akşam memurlar Karaboğaca yemeğe davet edilir, yedirilir, içirilir, tam kendilerini tutamayacak hale gelince yatak yerine götürülür. Başkanlarının üzerindeki mühür alınıp sandıktaki eşyalar boşaltılır ve kırk delikanlı bu sandıklara yerleştirilir. Sabahleyin bu mühür sandıklar hayvanlara yükletilir ve teahhüdatı havi kağıtlar imzalatılarak eşyanın hüsnü muhafazası için de iki nefer gönderilir.
Bundan sonra Karaboğa da bir ikindi vakti sargıyı kaldırarak mevcut kuvvetleri ile birlikte Keygune önlerinden çekilip gider ve dikmen tepesinin arkasındaki sık ormanlar içerisine karanlıktan istifade ederek saklanır ve birkaç kişiye de tasarruf için Dikmen tepesine çıkarır.
Akşamdan sandıklardaki yiğitlere verilen talimat gereğince elinde anahtar bulunan kolbaşı gece yarısı sandıktan çıkarak Dikmen tepesinde beklemekte olan arkadaşlarına çakmak ateşi ile bir kav yakıp atmak suretiyle gereken işareti verdikten sonra sandıktaki arkadaşlarını çıkarır. Zafer günü için sakladıkları şarapları bitirinceye kadar içmiş ve körkandil sarhoş olmuş bulunan düşmanlar üzerine saldırılar. Ellerindeki hançeri semnakları (zehirli hançer) ile bihuş (akılsız) bir halde yatmakta bulunan düşmanları harcamaya başlarlar. Bu arada işareti almış bulunan ordu da yetişerek birkaç saat içerisinde bu hainlerin vücudu napaklarını (pis vücut) ortadan kaldırırlar. Şafak sökerken kale içerisinde okunan ezanı Muhammedi, civar köyler halkına kalenin Türkler eline geçmiş olduğu müjde haberini iletmiş olur.
Karaboğa’nın 1264 de ölmesi üzerine yerine Amasyalı Gümüşlü Zade Yunus oğlu Saracettin İsmail aynı tarihte Ş.Karahisar Emiri olarak buraya gelmiştir.
Bu tarihte Baba İlyası Horasanı haleflerinden İbik Babanın Ş.Karahisar’da Pehlül Babanın da Suşehri ve dolaylarında gizlice çalıştıkları, Babaı’liği yani Bektaşiliği yaymak ve dağıtmakta oldukları görülmektedir. Bazı çıkan olaylar sonucunda İbik baba Tebriz’e Abaka Han’ın yanına sığınmıştır. İlhanlılar hükümdarını Mısırlılar aleyhine savaşa öğütlemiş ve 1276 da bu isteğine ulaşmıştır. Anadolu İlhan oğullarının himayesinde olduğu için gönüllü gönülsüz Selçuk oğulları ve yanındaki Türklerde bu savaşa sürüklendi.
Selçuklu ordularının başında Muinüddin Süleyman Pernane, İlhanlılar ordusunun başında da Tutagun Noyin bulunuyor ve Mısır ordusuna da hükümdar Baybars kumanda ediyordu.
Ş.Karahisar Emiri Saracettin İsmail de var kuvveti ile Müinüddin ordusuna katılmıştı. Elbistan ovasında karşılaşan bu iki ordudan İlhanlılar yenildi. Ş.Karahisar Emiri ve yanında sağ kalanlar esir edilerek Selçuk ordusundaki birçok asker ve zabitlerle birlikte Mısır’a götürüldüler.
Savaşın, Mısırlılar lehine sona ermesi, Selçuk ordusunu kumandanı Muinüddin Süleyman Pernanenin Mısırlılarla birleşik olduğu kanaatini İlhanlılarda uyandırmış bulunduğundan ve aynı zamanda İbik babanın bu hususta oynadığı rol sonucu olarak müşerünileyh İlhanlılarca 1277 de idam edildi.
Bu içkili suçlarla ilgili olduğu ileri sürülen Erzincan Emiri Seyfettin Toruntay da Abaka Han adamlarına sunduğu binbirtürlü armağanlarla, yüklenen bu ağır suçtan kendini kurtarabilmiştir.
1286 da İlhanlılar hükümdarı Argun Han’ın kardeşleri Keyhatu ve Hulaco hanlar ve yanlarında bulunan erler kışı Erzincan dolaylarında geçirmek üzere bu taraflara gelmişler ve Suşehri ovasından faydalanmışlardır. Baharda geri dönen bu hanlar Sivas’tan Erzurum’a kadar olan bütün köy ve yeşil ekinleri hayvanlarına yedirmiş olduklarından o yıl korkunç bir kıtlık baş gösterdi.
1304 (704) de İlhanlılarca Selçuklu sultanlığına tamamen son vermiş ve Selçuk toprakları İlhanlılar yönetimine geçmiştir. Karaman, Kastamonu, Anadolu, Rum, Amit eyaletleri beş bölgeye ayrılmış ve bu eyaletlere birer vali atanmış.
Keygune(Ş.Karahisar) o zaman Amasya, Sivas, Tokat, Çorum, Canik,Kırşehir, Yozgat, Kayseri livalarıyla birlikte Anadolu eyaletine bağlı tutulmuş ve bu eyaletin nazırlığına İşbuga Noyin İlhanlılarca vali olarak getirilmiş.ve eyalet merkezi de Amasya olmuştur.
İlhnlıların Ş.Karahisar’daki Ebusait Han Adına anılan (Busait) köyü ile, Karaboğa adına anılan(Karaşenşe) köyünden başka eserleri ve izleri yoktur. Ş.Karahisar’ da halen 5-6 Tatar evi vardır.
1327 (727) de Emir Çoban oğlu Timurtaş Mısır’a kaçarken İlhani ümerasından kayın biraderi Ertana’yı yerine vekil bırakmıştır.olduğunu yukarıda görmüştük.
Ertan’a Alaeddin , Kayseri Emiri Cafer beyin oğlu olup burada doğmuş , İlhanlılar hükümdarı Mehmet Olcaytu Hüdabende zamanında tümen komutanlığı yapmış Ebusait Bahadır Han’a uyarak teveccühünü kazanmış sayılır ümerası sırasına yükselmiş ve sonradan kız kardeşini Sivas valisi Timurtaş beye vererek onun kayınbiraderi olmuş , eniştesinin Mısıra kaçması üzerine vekili bulunduğu Sivas valiliğine Ebusait Bahadır Han tarafından tayin edilmiştir.
Uygur Türklerinden olan Ertana çok zeki , adaletli pek siyasi , güzel yönetimli bir adam olduğu için milleti ve memleketi bu karışık yıllarda çok iyi bir şekilde idare etmiş , gösterdiği adaletiyle kendini herkese sevdirmiş ve halk arasında (Köse Peygamber) adiyle ünlenmiştir.
Ertana zamanında Keygune’nin Melik Gai Behram Şah isminde bir beyin idaresi altında bulunduğu görülmektedir.
Altı ay kadar Konya tahtında oturduktan sonra feragat ederek Kırşehire giden baba İlyas’ın oğlu Muhlis Paşanın mümtaz ve güzide arkadaşlarından aaakeretül evliya sahibi Şey Muinüddin Süleyman vakfiyesindeki kayıttan anlaşıldığına göre bu zatın Mengüçlerden Melik Muzafferüddin Mehmed’in oğlu Behram Şah olması kevvetle sanılmaktadır.Öbür oğlu Siyavuş’un da Karaman oğlu Mehmet bey tarafından az bir zaman için Konya tahtına geçirildiği Uzunçarşılı oğlu bay İsmail Hakkının Anadolu beylikleri adlı eserinin Karaman oğulları bölümünde görülmektedir.
Behram Şah’ın hangi tarihte Keygune beyliğine geçmiş bulunduğu bulunamamış ise de 1304 (704) de Selçuk oğulları saltanatına İlhanlılar’ca son verildikten biraz sonra geçtiği ve Timurtaş zamanında bunu Keygune’de Emir bulunduğu anlaşılmıştır. Selçuk oğullarının bu emareti ortadan kaldırdıklarını ve Muzafferüddin Mehmetle üç oğlunun Kırşehir’e nakledilmiş bulunduklarını Menğüçler konusunda görmüştür.
Şimdi Selçuk oğullarının ortada kaldırılmış veya nüfuzlarının tamamen kırılmış olması sonucu İlhanlılar’ca Behram Şah’ın meydana çıkarılmış ve bu işin başına getirilmiş olması ve bu yoldaki gidişin Selçuk oğulları aleyhine İlhanlılar siyasetine daha uygun geldiği ihtimal içerisinde görülmekte ve akla yakın gelmektedir.Vakfıyedeki şu kayıt ve sözler , ileri sürdüğümüz bu düşünceyi daha çok aydınlatacak bir durumdadır.Vakfiyenin Ş.Karahisar mahkemesince Ankara’da yaptırılmış tercümesi şudur:
“Vakıf uhdesinde terettüp eden besmele ve hamdele salat ve selamdan sonra şu kitap , hucceti sahihai şeriye ve senedi sariha-i mer’iye olup hayrat ve hasenat sahibi saliklerinin muktedası ve muhakkikiyinin ulusu Şeyh Müinüddin bini merhum Şeyh Hasan , bini Şeyh Muinüdin Ali merhum Şeyh Serlüddin bini Şeyh Süleyman , Cenabıhak ruhlarını takdis eylesin....
Mücahidinin umdesi ,kefere ve muannidlerin katli ve memleketler alarak zaferler devşiren Melik Gazi behram Şah bini Gazi fisebilillah Davut nesli , Ali Abbastan olup insanların melikidir.Cenabıhak cümlesinde razı olsun
Mengüç oğullarına öteden beri Melik ve Gazi denilegeldiği bütün tarihlerde görülmektedir. Davut nesli kaydı ise, bu düşünceyi bir kat daha kuvvetlendirmektedir. Çünkü: Davut; Emir Mengüçek Gazinin torunu ve İshak’ın oğlu olup Mengüçler devletinin Erzincan şubesinin üçüncü hükümdarı ve Ş.Karahisar’ı alan Melik Fahreddin Behram Şah’ın babasıdır.
Behram Şah bu dönemlerde İlhanlılara bağlı bir emir olarak bulunuyordu. İlhanlılar tahtına konmak kaygısı ile iki istekli (Küçük Şeyh Hasan Bey,Büyük Şeyh Hasan)(kayınbirader, oğlu ve enişte) meydana atılmış bulunuyordu. Keygune emiri Behram Şah da Küçük Şeyh Hasan tarafını tuttu.Aladağda savaşan şeyhlerden Büyük Şeyh Hasan yenilerek Irak’a kaçtı.
Bir yönden Mısır Memlükleri devletine sözde bağlı bulunan Ertana öbür yandan Küçük Şeyh Hasan’ın otoritesini kıracak çareler arıyor ve her düşürmeden istifade ediyordu. Ertana’nın bu iş ve gidişinden içlenen Küçük Şeyh Hasan Bey önceden Ş.Karahisar, Erzincan ve Niksar Emirliklerini Ertana aleyhine getirdi, bu suretle Amasya’yı Ertananın nüfusundan kurtararak Niksar Emiri Doğan Şah’ı buraya Emir yaptı. Bu sırada Mısır Hükümdarı Mehmet bini Klavun ölmüş bulunduğundan Ertana etkinliklerini herkese duyurmaya ve kendi adına hutbe okutmaya başladı. Amasya’yı yeniden kayınbiraderi Tuli beyinde yardımıyla yönetimi altına almaya ulaştı. Küçük Şeyh Hasan Bey veErtana ordularıyla savaşa tutuştular, yapılan bu kanlı savaşta Ertana’nın Küçük Şeyh Hasan Bey’e göre daha az olan ordusu savaşı kazamaya ve Küçük Şeyh Hasan Bey’i kaçırmaya muvaffak oldu. Ertana Alaeddin bu üstünlükten sonra Erzincan, Ş.Karahisar, ve Niksar emaretlerini de zorla idaresine altına almış ve bu suretle hükümeti ve nüfusu Ankara’dan Bayburt’a kadar genişletmiştir.
Öbür taraftan Erzincan Emiri Tayrettin beyin kızını, kardeşi Burak beye alarak onu Erzincan Emiri yaptı.Ölünceye kadar idaresi altındaki memleketleri ve halkı çok güzel bir şekilde idare etti, 1352 de öldü. Esasen bundan iki yıl kadar önce Ş.Karahisar Emiri Behram Şah çok yaşlı bir halde ölmüş, Selçuk soyundan Altınbaş’ın torunu ve Mesuttun büyük oğlu Kılınç Arslan Şah, Ertana Alaeddin tarafından Ş.Karahisar Emaretine getirilmişti. Selçuk oğullarını varisi sıfatını takınarak kendisine Rükneddin Kılınç Arslan ünvanını vermiş yavaş yavaş çevresindeki beylere ve emirlere boyun eğmez bir hal ve gidiş takınmıştır. Amasya emiri bulunan Şadgeldi Paşa tarafından Amasya’dan sürülüp çıkarıldı. Daha sonraları Kılınç Arslan önceden Kadı Burhan’ı sonraları da Ertana oğlu Ali beyi kandırarak Erzincan üzerine sefer açtırdı. Yapılan bu şiddetli ve çetin savaşta Kılınç Arslan, Kadı Burhan, ve Horoz Ali beyler yenilerek geri çekilmek zorunda kaldılar.
Kadı Burhanettin Ahmet
Bu sırada Ertana devletinin başvekili bulunan Kadı Burhaneddin’in maksadı Ertana Devletinin başına geçmekti. Fakat birden bire çevresindeki halk düşüncesini kendi etrafına çekemeyeceğini anladığından bu işin daha kolaylıkla elde edilmesi için Selçuk oğullarını bu durum için kendine bir araç yapmak istemiş bu durum ortadan kalkınca Kılınç Arslan’ın kendisi hakkında iyi düşünceler beslemediğini anladığında yeğeni Şeyh Müeyyet’le birlikte hazırladığı bir suikast ile Kılınç Arslanı bizzat kendi eliyle ortadan kaldırdı. Bununla da kalmayarak Kılınç Arslanın amcası Keyhüsrev’i ve daha birçok adamını da öldürttü. Bir iki ay sonrada yedi yaşında babası Horoz Ali bey’in yerine geçen oğlu Mehmet beyin işini bitirdi.1380(782) de Ertana Oğulları devletinin başına geçti.
Fakat öbür taraftan Amasya Emiri Hacı Şadgeldi Paşanın bunları sindiremeyeceğini biliyor ve en kuvvetli düşman olarak görüyordu. Aynı zamanda onun müttefikleri olan Erzincan emiri Tayreten, Ş.Karahisar emiri Bayazıt beylerin, Şadgeldi paşaya yardıma koşacaklarından da çekiniyordu. Fakat 1381 (783) de Artıkabat’ta (Tokat) Şadgeldi Paşa ile savaşa tutuşarak onu pusuya düşürüp öldürttü. Kadı Burhan Şadgeldi Paşayı ortadan kaldırdıktan sonra zaman zaman Erzincan ve Ş.Karahisar üzerine saldırmaktan geri durmadı ve tam 18 yıl bu birleşik beylerle çarpışmak zorunda kaldı.
Kadı Burhan’la yaptıkları her savaştan birleşik olarak yürüyen Erzincan ve Ş.Karahisar beyleri Niksar Emiri Tacettin oğlunu da aralarına alarak 1396 (799) da yaptıkları son bir çarpışmada Kadı Burhan’ı fena halde bozguna uğrattılar. Bu yenilgiden sonra bir daha bu beylerle çarpışmamış ve dost geçinmekten başka çare bulamamıştır. Yaradılışı icabı olarak kimseyle bir türlü didişmeden geri duramayan Kadı Burhan Akkoyunlu aşireti Reisi Osman bey tarafından esir alındı ve Tokat emiri Şeyh Necib’in isteği üzerine öldürüldü.
Kadı Burhaneddin Ahmet ; alim, idareci ve çok enerjik biri olmasına karşın çok kıyıcı bir adamdı. Yaşadığı müddetçe otoritesini aynı devirde yaşayan beylere ve devletlere karşı onurla korumuş, Aksak Timur gibi bir kahramana meydan okumuş, Mısır Memlüklerinin ve yıldırım Bayazıt’ın birer birer ordularını dahi yenmişti. O derecede ki Kadı Burhan’ın ölümü Aksak Timur’u bile sevindirmekten uzak kalmamıştır.
Kadı Burhan’ın ölümünden sonra memleketlerine Osman oğulları el koymuş ve böylelikle Osman oğullarının sınırları Kösedağına kadar genişlemişti. Bu zamanlarda Aksak Timur da doğu yönlerinden Anadolu’ya doğru yönelmiş ve Yıldırım Bayazıt’la arası açılmıştı. En sonra bu iki yüksek Türk kuvveti, düşüncesizlik, idaresizlik, ve milli birliği duygusuzluk yüzünden Ankara ovasında asılsız bir maksat uğrunda çarpışmak ve Türklüğü kökünden sarsacak çılgınlıklarda bulunmak zorunda kalmış ve her iki taraf ta doldurulması hiçbir veçhile kabil olmayan hatayı işledikten sonra Timur üstün gelmiş ve 1402 (804) de Beyazıt esir edilmiştir.
Yıldırım Beyazıt’ın yenilmesi ve esi edilmesi ile idaresi altındaki beylerden bir çoğu erkinliklerini ilan eylemiş, bazıları da bu anarşiden faydalanarak çapulculuğa ve vurgunculuğa başlamışlar.
Ankara savaşı bozgunundan Bolu’ya kaçan Yıldırım’ın oğlu eski Amasya valisi Çelebi Mehmet, Amasyalıların çağırması üzerine yanındaki askerlerle birlikte Amasya’ya gelmiş ve bu çevrede bir dereceye kadar güvenlik ve düzenlik elde edilmiş, Amasya çevresindeki beyler yavaş yavaş Çelebi Mehmet’ e bağlanmaya başlamışlardır. Çelebi Mehmet, Kutlu Paşa kumandasında yetecek bir orduyu Tokat taraflarında ayaklan, dört tarafı yağma eden ve halka binbir türlü eziyet eden İnal Oğlu İbrahim durdurmak için gönderildi. Tokat sargıya alınmış ve ele geçirilmişti. Gelen ikinci bir kuvvet ile işbirliği yapan Kutlu Paşa, İnal Oğlu İbrahimi fena halde bozguna uğratmış ve Tokat bölgesini onun şerrinden kurtarmış ve sonra Amasya’dan yürüyüşe geçmiş bulunan Çelebi mehmet ile birleşip Keygune bölgesindeki Ali Bey’inden hakkından geldikten sonra bu bölgeyi eşkıyadan tamamen temizlemişlerdi. Bu suretle 14 yıl kadar Ş.Karahisar bölgesinde halk dirlik ve düzen içerisinde yaşamıştır.
1415 yılında bu bölgelerde çok şiddetli bir zelzele olmuş, birçok ev yıkılmış, binlerce insan ve hayvan telef olmuştur.
Bu olaylardan sonra 1457 (861) de Ş.Karahisar Akkoyunlular’ın eline geçmiştir
Akkoyunlular
Akkoyunlular; Maverayıünnehir ve Horasan taraflarından gelmiş bir Türk omağıdır, soyları Oğuz Han’a ulaşmaktadır. Bu devletin kurucusu Kadı Burhan’ı Öldüren Osman bey olarak kabul edilir. Osman bey Yıldırım’ın yenilmesinden sonra Timur tarafından Diyarbakır, Harput ve Erzincan yönlerinin beyliğine tayin edilmiştir. Osman bey’in ölümü üzerine yerine oğlu Tor Ali bey geçmiştir. Ali bey kardeşi Hamza beyle uzun zaman taht kavgası yüzünden uğraşmış ve sonunda Mısır’a gitmekten başka çare bulamayarak yerini Hamza beye bırakmıştır.
Bir zaman sonra Mısır’dan dönmekte olan Ali beyin yolda ve Hamza beyin Diyarbakır’da ölmeleri üzerine Tor Ali bey’in oğlu Cihangir Mirza Akkoyunlular tahtına geçmiş, kardeşi Uzun Hasan’la amcası Pir Ali’nin oğlu Erzincan Emiri Kılıçarslan’ın kendisi ile savaşları ile karşılaşmış en sonundada yerini Uzun Hasan beye bırakmıştır.Uzun Hasan Keyguneyi(Ş.Karahisarı) ele geçirmeğe muvaffak olmuştur. Düşürdüğü ikinci bir fırsatla Koyulhisar beyi ve Hüseyin beyi elde etmeye muvaffak olmuş.
Bu devirde Akkoyunluların en büyük hasmı Osmanlılar’dan ziyade Karakoyunlulardı. Karakoyunlu hükümdarı Cihanşah 1466 (871) de Akkoyunlu hükümetini; ya idaresi altına almak ve yahut tamamen ortadan kaldırmak üzere Diyarbakır istikametinde yürüyüşe geçti ve Uzun Hasan’a bir haberle şartsız ve kayıtsız teslim olması için teklif etti ve bir taraftan da Osmanlı Sultanı Fatih Mehmet’ten yardım istedi. Cihanşah’ın isteğini reddeden Hasan bey bütün kuvvetiyle buna karşı koymak için hazırlanıyordu. Fakat kışın bastırmasıyla savaş bahara ertelendi. Mevcut casusları eliyle hasmının her türlü iş ve gidişinden haberdar olan hasan bey Cihnşah2ın bu gidişinden tam bir fırsat bilerek 6000 kişilik bir kuvvetle birdenbire hasmının üztüne atıldı. Cihanşah’ı ele geçirerek idam etti. Bu galibiyetinden sonra da Orta Asya hükümdarı Timur ‘un torunu Ebusait Han’ıda pusuya düşürerek esir etti ve yendi. Bunun da başını keserek Mısır Sultanına gönderdi. Aynı zamanda bu yengisini de uzun bir mektupla Karaman Beyi ve Fatih’e mağrurane bir şekilde duyurdu.
Hasan beyin bütün bu hal ve gidişini inceden inceye izleyen ve gözden kaçırmayan Fatih Mehmet, Hasan Beye gereken karşılığı verdikten sonra karaman oğlu Pir Ahmet’le İsfendiyar oğlu Kızıl Ahmet üzerine saldırdı. Saldırı karşısında Ahmet beyler Uzun Hasan Beyin sarayına sığındılar ve hoşlukla karşılandılar
Otlukbeli Seferi
Bu hadiseler olup dururken Fatih’le Uzun Hasan arasında küskünlüğü artıracak mektuplar durmadan alınıp veriliyorsu. Bu mektuplarda sonra Fatih gereken hazırlıkları yaparak İstanbul’dan Uzun Hasan’ın üzerine varmak üzere yola çıktı.Akkoyunlu kuvvetinin çokluğu ve önemi sebebiyle Hasan bey Osmanlı devletini ileri gelenlerinden bir kaçını esir aldı ve bu esirleri kendisi ile birlikte gezdirdi. Daha sonra Erzincan yakınlarında Uzun Hasan’a karşı ilk önemli başarı kazanan Fatih, altı gün sonra Akkoyunlular sınırındaki Tercan kazasını batı güneyinde ve Kelkit doğusundaki Otlukbeli sırtlarında Hasan Beyin esas kuvvetleriyle karşılaştı.
Akkoyunluların sol yanına Hasan beyin küçük oğlu Zeynel , sağ yanına büyük oğlu Uğurlu Mehmet , merkezde bizzat Hasan bey kumanda ediyordu. Osman oğulları kuvvetlerinin sağ yanı Fatih’in oğlu Bayazıt , sol yanı öbür oğlu Mustafa ve merkezde bizzat Fatih’in kumandası altında olduğu halde savaş:1473 (878) yılı yazında olanca şiddetile ve çetinliği ile başladı.Mustafanın sürekli saldırışlarına dayanamayan Zeynel , askerleriyle beraber yenildi. Kendisi de savaş alanında öldürüldü.Ve bu suretle Fatih’ın görmüş olduğu düşte doğru olarak çıkmış oldu! Öbür yönden Bayazıt dahi saldırışlarını artırarak Uğurlu Mehmet kuvvetlerini yenmeğe ulaşınca Akkoyunlular perişan bir halde dağılmağa başladılar.
Durumun inceliğini ve kötülüğünü gören Hasan bey istekli ve isteksiz bir şekilde kaçmak zorunda kaldı ve güç hal ile başını kurtarabildi.
Fatih her ne kadar Hasan beyin takibini ve yakalanmasını istedi ise de başvekil Mahmut Paşa , takibin gereksiz olacağını ve Hasan Bey’in bir daha kendini toplayamayacak bir dereceye gelmiş bulunduğunu söyleyerek Fatih’i bu düşüncesinden vazgeçirdi. Ve öz Türklerin düşüncesiz ve gereksiz boğuşmaları da bu suretle sona erdi.
Savaş yerinde 3 gün kalan asker, 50,000’e yakın esirle Ş.Karahisara doğru yol almaya başladı. 878 Rebiyülevvelinin 27. ve 1473 Ağustosunun 22. Pazar günü Ş.Karahisar doğusundaki Hanevi köyüne gelindi, buradan gönderdiği bir elçi ile kalenin anahtarlarını Karahisar Beyi Darap Bey’den istedi ve Darap Bey’de derhal anahtarları teslim etti.
Halbuki baş vekil Mahmut Paşa Uzun Hasan Beyle savaşa tutulmazdan önce bu kalenin alınmasını ve müstahkem bir mevkiin arkada bırakılmasının çok tehlikeli bir iş olacağını Fatih’e arz etmiş. Fakat Fatih’in, “Maksat kaleler feth etmek değil,ordular yenmektir ! ” gibi kısa bir ihtari ile karşılaşmıştı.
Darap Bey’in, gönderilen buyruk üzerine çarçabuk gelip kale anahtarlarını Fatih’e teslim etmesi hoşuna gitmiş olmalıdır ki Darap Bey’in bir yazılışta ve söylenişte Gelibolu’ya , öbür yazılış ve söylenişte Bulgaristan’da Cermen sancağı beyliğine göndermiş ve yerine Belban Bey’i Ş.karahisar beyliğine bırakmış ve bu suretle Mahmut Paşaya da gereksiz yere kuvvet harcamanın doğru olmayacağını anlatmıştır.
Hanevi köyünde anahtarları teslim alan ve oradan yürüyüşe geçerek Karahisar kasabasına gelip kale burcunun en yüksek noktasından geniş bir sahayı gözden geçiren Fatih, Otlukbeli zaferi dolayısıyla Tanrı’ya olan şükran borçlarını ödemek üzere beraberinde esir olarak getirmiş olduğu 40,000’den fazla askeri ile 10,000’ e yakın kadın,erkek, çoluk ve çocuğu burada Salı vermek sureti ile hürriyetlerine kavuşturmuş, savaşa tutmazdan önce askerini ödünç olarak dağıtmış olduğu on milyon akçayı onlara bağışlamış, Ş.karahisar dan yazdığı zafer nameler ile Avrupalıların ve bilhassa Papa 4. Sigizt ile Venediklilerin umduklarını boşa çıkarmıştı.
Üç gün kadar burada kalan Fatih Mehmet, kasaba yakınlarındaki şap madenlerinin fazlalığı dolayısıyla karahisar sözüne bir “şebin” sözünün eklenmesi sureti ile buranın isminin Şebinkarahisara çevrilmesini ve aynı zamanda bütün Vilayet ve Sancaklara , Otlukbeli zaferi şerefine şenlikler yapılmasını, Kaylıhisar’a , Suşehri’nin büyük güzel köyüne ve Şkarahisar’a birer camii yaptırılmasını emrettikten sonra buradan hareket ederek İstanbul’a gitmiş ve bu suretle 17 yıllık bir ayrılıktan sonra Ş.karahisar tekrar Osman oğulları eline geçmiştir.
Akkoyunlular zamanında verilip Kanuni Süleyman zamanında değiştirilmiş olan Hasan Şeyh vakfiyesinin birkaç noktası Keygune adının (bazı tarihteki şüpheyi gidermek bakımından) buraya aidiyetini ispat maksadıyla tarihimize geçirmeyi faydalı bulurum.
“... Vesaddakkahu cariyetüssultanülazam vel hakanül muzzam Sultan Hasan Bayındır bini Ali Bey zadallahü hasenatü hüma ve celalel cennete mesvahüma...... vecealet tevliyete velmeşiate, min evladihi ve evladı evladihi Şeyh Hasan bini Şeyh Bulduk neslen bade neslin.... fikasabatil Keygune... sümme araze hazel evkafi ilahid metissultanülazam ve hakanülmuazzam Sultan Süleyman Han bini Sultan Selim Han halledallahü... Sitte sittin ve tisamie (966)
Şah İsmail’in Saldırısı
Fatih’ten sonra yerine geçen 2.Beyazıt zamanında 1502 (908) de Şah İsmail Safavi’nin Osman Oğulları ülkesine el uzattığı devre kadar olan olaylar hakkında esaslı bir bilgi edilememiştir. Bu tarihte Acem Şahı İsmail Safavi 12000 süvari 35,000 kemenkeşle Erzincan ve Bayburt taraflarını vurmuş ve aynı zamanda yağma ettirmiş ve buraların bir kısmını dahi elde etmiş olduğundan o zaman Trabzon valiliğinde bulunan Yavuz Selim Şah İsmail kuvvetlerine karşı mukabelede bulunmuş ve Şahın bütün gayretlerini boşa çıkarmış, elde ettiği yerleri tamamen geri almıştır.
Bu olaylardan bir müddet sonra Yavuz Selim, oğlu Süleyman’ın (Kanıni) ş.karahisar valiliğine gönderilmesini babasından rica eylemiş ise de Trabzon’a yakınlığı dolayısıyla Yavuz’un bu husus da ki dileği kabul olunmamış, Süleyman Kefe Sancağı beyliğine gönderilmiştir