Kullanıcı Adı:
Parola:

Cevapla  Konu Gönder 
Sayfa (4): « İlk < Geri 1 2 [3] 4 İleri > Son »
Şebinkarahisar
03-05-2008 05:26 AM
emrexxx
Forumiz Üyesi
*
Kayıtlı Üye

Üye No: 2053
Mesajlar: 1,065
Rep Gücü: 600
Cinsiyet: Bay
Nereden: Erzurum
Duyuru
Lütfen Konulara Cevap Yazınız...

Mesaj: #13
RE: Şebinkarahisar

Mitirdat bir karısı, bir kızı ve birkaç süvari ile kaçmağa muvaffak oldu. Dikran da oğlu genç Dikran’ın isyanını ve Pompeyüsle olan ittifakını düşünerek gönüllü gönülsüz barış yapmak yolunu tuttu ve Pompeyüs’ün ayaklarına kapanarak barışı elde etmeğe ulaştı.

Mitrat, o kaçış Kırım’a kadar gitmişti. Fakat Pompeyüs’ün, kendi başını getirene 100 talan vereceğini ilan eylemiş olduğunu duymasından ve kendi oğlunun hiyanetinden müteessir olarak karısını ve iki kızını yanına çağırıp zehir içmek suretiyle intihar etmek istemiş isede önceden zehire karşı bazı tiryaklar kullanmış olduğundan bu şekil intihardan bir sonuç elde edemeyince Galyalı bir nefere kendi kendini öldürttü ve bu suretle 20-30 yıllık boğuşmadan ve dağdağalı hayattan kendini kurtarmış oldu ve Mitirdat’ın ölmesi ile de Pont toprakları tamamen Romalıların eline geçmiş bulundu.

Pont Krallığının mirasına konan Pompeyüs, savaşı kazandığı yerde yeniden bir şehir kurulması emrini vermiş ve bu şehre, şavaşı kazanma evi anlamına gelen Nikoplis adını takmıştır.

O zamanki idari taksimatta burası Roma’ya tabi bir vilayet şekline sokularak bir vali idaresine verilmiştir. Yalnız burada Pont kralı Mitirdat’ ın Roma generali Pompeyüs’le Nikopolis yakınlarında yaptığı son savaşın fırat vadisi mi yoksa yeşil ırmak’ın sol sahili mi olduğu gibi birbirine uymayan iki alan veya yerle karşılaşmaktayız.

Gerek Pontüs adlı eserdeki Pontüs haritasının ve gerekse bunlara dair çizilen öbür eserlerdeki haritaların tetkisinden de anlaşılacağı üzere Pontüs sınırı fırat vadisine kadar uzanmaktadır.

Gerçi son kral Mitirdat, Ermeni kralı Dikran’la birleşerek kısa bir zaman için(onuncu Aryarat zamanında) Kapadokya’yı elde etmek sureti ile sınırlarını Fırat vadisine kadar götürmüş ve Prokonşül Çiçeron’un yardımlarına ulaşan üçüncü Aryobarzan zamanında bu bölgede birçok çarpışmalar olmuş isede mütealiben Lükullüs’le yaptığı savaşlarda buralarını ve hatta kendi topraklarını bile bırakmak zorunda kalmış olduğu ve Lükullüs’ün Romaya ulaşabilmiş bulunduğunu ve aradan çok zaman geçmeden Pompeyüs’le karşılaşarak yenilmiş olduğunu yukarıda görmüş ve Mitirdat’ın fırat vadisile bir ilgisi olmadığını sezmiştik.

Pompeyüs’ün Kapadokya yolunu değil Galata yolunu seçmiş olması ve buradan Pont topraklarına girmesi de ayrıca düşünülür bir iş olarak göz önüne alınacak olursa son yapılan savaş yerinin yeşilırmak’ın ana kollarından biri olan Kelkit’in sol sahilinde ve Ş.Karahisar’ın eski adlarından biri bulunan Nikopolis yakınında yapılmış olduğu kendiliğinden meydana çıkar.

Nikopolis şehri yıkıntısı bugünkü kasabaya üç Km. uzaklıkta ve kasabanın tam güneyinde bulunan Bayramköyündedir. Bu köyün batı yönündeki tarlalar içersinde köylü tarafından okul ve cami olarak yaptırılan mahalde toprak altından çıkarılan birçok bina yıkıntıları oymalı taşlar, içersinde üç insan oturabilecek büyük küpler, taş sütunlar ve sahanlıklar buranın eski Nikopolis yıkıntısı olduğu kanaatini bize vermiş ve sonradan halkevi arkadaşlarıyla yapılan birkaç araştırmalarda elde dilen birçok paralar bizim bu kanaatimizi kuvvetlendirmiştir. Daha esaslı bir şekilde yapılacak kazılar ve araştırmalar bizleri bu hususta daha açıkça aydınlatmaya elverişlidir.

Bugünkü şoseler yaptırılmazdan önce Suşehri ve Erzincan’dan gelen gelen yolların Kuleli Muhlis köprüsünden geçmek suretiyle Bayramköyüne çıkması ve oradan bugünkü kasabaya, Kelemcibahçesi’nin altından Ziberi, Kırkgöz Avutmuş’tan geçerek Eskiköye ve oradan Giresun’a kollar atması da bize bu hususta büyük aydınlatma aracı olmaktan uzak kalmamaktadır. Hasanağa köprüsünün kurulması ve şoselerin vurulması dolayısıyla bugün bu yollar terk edilmiştir.

Erzincan tarihinin verdiği bilgiye göre Roma generali Pompeyüs’ün Nikopolis şehri yanındaki ve yeşilırmak’ın sol sahilindeki hakim tepeleri, olağan üstü bir çabuklukla tuttuğu ve öğle uykusuna yatmış bulunan Mitirdat’ın askerine birdenbire baskın vererek yok ettiğini yazdığı bu dar boğazlardan birisi Yusufbey, öbürü Kurbağa köprülerinin bulunduğu yerler ve üçüncüsü de Saydere yoludur ki esasen şoseler vuruluncaya kadar Ş.Karahisar’ın başlıca yolları da buralardı.

Hakim tepeler ise: Kayabaşı, Dikmen, Kayadibi, Hasanşeyh, Akkaya ve Eğmedağdır.

Dünkü Nikopolis ve bugünkü Bayramköyü de hakikaten bu tepelerin tesiri altında ve aynı zamanda kelkit ırmağının ve bu ırmağının ana kollarından biri olan şehir suyunun sol sahiline düşmektedir.

Halen Ş.Karahisar’da Pontüsler’e ait hiçbir sanat eseri mevcut olmadığı yapılan izlemeler sonucu anlaşılmıştır.

Alıntı Yaparak Cevapla
03-05-2008 05:26 AM
emrexxx
Forumiz Üyesi
*
Kayıtlı Üye

Üye No: 2053
Mesajlar: 1,065
Rep Gücü: 600
Cinsiyet: Bay
Nereden: Erzurum
Duyuru
Lütfen Konulara Cevap Yazınız...

Mesaj: #14
RE: Şebinkarahisar

Romalılar Dönemi


ME. 65 da Pont Kralı Mitirdat’ın kesin olarak Nikopoliste yenilmesi ve Kırımda ölmesi üzerine Pont toprakları Romanın bir eyaleti haline konmuş ve yalnız Kırım bölgesi Mitirdat’ın oğlu Farnaz’a verilmiştir. Farnaz bir müddet sonra Pompeyüs’le Sezar arasında açılan iç savaşlardan istifade ederek Pont topraklarının önemli bir parçasını geri almışsa da çok geçmeden Sezar bizzat ordu göndererek yeniden buraları ele geçirmiştir.

Roma generallarından Mark Antuvan’ın Polemonyak Pont’u adı verilen ve merkezi Fatsa kazasındaki bolaman nahiyesinde bulunan havaliye bir nevi istiklal vermiş olduğunu ve bu istiklalin MS 63’de Neron tarafından alındığı Pontüsler konusunda görmüştük. İşte bu sırada Mark Antuvan Nikopolis’e (Ş.Karahisar) dahi gelerek Ermeni kralı Arduvazt’ı Kemahtan karargahına getirmeğe muvaffak olmuş ve esir yaparak Mısıra gönderildikten sonra kellesini orada kestirmiştir.

Mark antuvan burada bulunduğu sıralarda Ermeni topraklarını üçe bölmüş, bunlardan birine oğlu Aleksandır’ı vali tayin etmiş ve küçük Ermenistan’ı da Pont Dokagına bağlamıştır.

Pont memleketleri Romalılar eline geçtikten sonra Galatyapontu, Polemonyakpontu, Kapadokyapontu adı verilen üç parçaya ayrılmış ve her biri Romaya bağlı dokalıklar şeklinde yönetilmiş ve bu üçten geri kalan kısım da bunlar üzerine eklenmiştir. Bu bölüm işinde konumuzu teşkil eden Ş.Karahisar da, merkezi Sivas’ta bulunan Kapadokya Pontluğuna bağlanmıştır.

Roma İmparatorlarından Vespazyen MS. 70 tarihlerinde merkezi Kapadokya olmak üzere bu üç Pont’u birleştirmiş ve oraya bir Lega (vekil) göndermiştir.

Önceden Elespontüs adı verilen ve bir konsüler tarafından yönetilen Pont memleketleri ve bu arada Ş.Karahisar, Merkezi İyonya’da bulunan Asya Prokonsüllüğüne bağlı tutulmuş ve bu prokonsül de doğrudan doğruya İmparatora bağlanmıştır.

Sonradan bu topraklar, merkezi Trabzon olmak üzere Diyosez adı verilen umumi bir valilik haline sokulup onbir vilayete bölünmüş ve bu zamanda Nikopolis şehirde Pontüs Polemonyagüs vilayetine bağlanmış ve bir liva teşkilatına tabi tutulmuştur. Bu arada bulunan öbür livalar : Amasya, Tokat, Erzincan, Canik, Çorum, Trabzon, Gümüşhane, Rize ve Yozgattır.

Roma İmparatoru Teodos’un son zamanlarında ve 391 de Pont toprakları, Orta Asya’dan gelen Peçenek ve koman Türkleri tarafından istila edilmiş ve tam bir bogon (50 yıl) bu Türklerin yönetimi altında kalmıştır. Bir taraftan Hırıstiyan misyonerleri bu Türkleri hırıstiyanlaştırmakta, öbür taraftan İmparator Markyanus orduları da bunları yönetkeleri altına almakta büyük bir sevecenlik göstermiştir.

Bugünkü kayadibi, Sipahi Alişar ve yönlerine ve kasabaya fazlaca olarak yerleşmiş bulunan bu Türkler o zaman Kayadibi mevkiindeki taşı oymak suretiyle güzel bir tapınak yapmışlarsa da sonradan Hırıstiyanlaştırılan bu adamlar burayı kilise haline çevirmişlerdir. Ş.Karahisar, Alişar, sipahi ve ve yönlerindeki köyler Rumlar ile eski Rum mahallesindeki Rumların Rumca konuşmamaları ve bilmemeleri bunların zorla Hırıstiyan yapılmış yukarıda adı geçen Türklerden zamanımıza ulaşmış kimseler oldukları açıkça görülmektedir.

Bu devirlerde Ş.Karahisar ve dolaylarına Peçeneklerden Helkin ve Zara, Komanlar’dan Kolhit oymakları gelmişlerdir. Helkin oymağı Peçenek İnallarından birinin oğlu olan İlgün veya ilgun adında bir beyin emir ve kumandasında buraya gelmiş, çoğu kasaba merkezine ve bir kısmıda köylere ve yakın kazalara yerleşmişlerdir.

Komanlara gelince bunlarda Alucaranın Koman köyü ve dolayları Ş.Karahisar’ın Biroğul ve Avutmuş mahallesine ve Kayseri havalisine yerleşmişler ve tam 60 yıl bu bölgelerde egemen olarak yaşamışlardır. İşte bu zamanda buralara gelip yerleşen bu Türkler, Ş.Karahisar’ın bulunduğu yere Elgün veya Keygun (Helkine veya Helgüne) adını vermişlerdir.

Bu ad Osman Oğulları devrine kadar memleketimiz ismine alem olmuş, gerek Kolonya ve Nikopolis ve gerekse aşağıda göreceğimiz Mavrokasteron adları hiçbir zaman Türkler arasında yer tutmamışlardır.

MS. 395 de Roma İmparatorluğunun ikiye ayrılmasında Anadolu Bizans İmparatorluğuna düşmüş ve bu arada Pont topraklarıda Bizans memleketleri sırasına girmiştir.

Bu bölüm esnasında bugünkü Karahisar ismine esas olan Mavrokasteron ismi değiştirilmek suretiyle buraya verilmiş ve bu isim Türkler devrine kadar Romalılar arasında kullanılmıştır. Avrupa tarihçileri Keygune kelimesini galat olarak veya kasten değiştirerek Kögonye şeklinde sokmuşlardır.

Bu zamanlarda Ş.Karahisarda oturan halkın (öbür Pont topraklarında olduğu gibi ) beşte üçünü Turanlılar (Türkler), geri kalanını da Rumlar, Ermeniler teşkil ediyordu.

Gene bu devirlerde Romalılar eski köy kalesini kullanmak zorunda bulunuyorlardı. Çünkü: bugünkü kalenin bulunduğu taş, henüz inkişaf etmemiş ve şimdiki kasabanın bulunduğu yer çökmemiş olduğundan bu taşla aynı seviyede bulunuyor ve burada bir kale kurmak imkanı görülmüyordu. Bayramköyünde kurulmuş olan Nikopolis (Mavrokasteron) şehri ile Eskiköy kalesi arasında oldukça uzun bir yol vardı. Fakat şehir aynı zamanda Ziberi, Kırkgöz, İkioğul, ve Avutmuşa doğru bir şerit gibi uzanıyor ve bir ucu buradan Akkaya’ya bitişiyordu. Bu sebepten dolayıda Nikopolis (Mavrokasteron) şehri ister istemez eski kale ile olan bağlılığını muhafaza ediyordu.

Herakliyüs zamanında ve 614 de İranlılar gene Kapadokya ve Pont memleketlerinde Romalılar üzerine saldırmışlardı. 14 yıl süren bu saldırış ve koruyuşlarda Mavrekasteron (Ş.Karahisar) şehri her iki tarafın ordularına ve generallerine sahnei cereyan olmaktan kendini kurtaramadı.

En sonra Heraklüyüs’ün bizzat Trabzon’a kadar gelerek İran hükümdarı Hüsrev’i yenmesi, buraların gene Romalılar elinde kalmasına sebep oldu.

Halife, Kaim Biemrillah zamanında 1034 (425) den 1044 (436) ye kadar Romalılarla İslamlar arasında vuku bulan savaşlarda İslam orduları Mavrokasteronun (Ş.Karahisar) Eşkünye kasabasını elde etmiş oldukları ve bu suretle İslamların sınırlarını Trabzon’a kadar genişlettikleri görülmüştür.

Pont toprakları umumi valisi İsak Kominüs zamanında Selçuk hükümdarı Tuğrul beyin anabir kardeşi ve Yusuf Yabgonun oğlu İbrahim İnal 1047 (438) de Diyarbakırdan ve 1048 (439) da Malazgirt üzerinden Pont topraklarına girerek Erzincan ve Sivas’ı aldıktan sonra Mavrokasteron (Ş.Karahisar) üzerinden Trabzon’a oradan Canik, Amasya, Sinop’a ve nihayet İstanbul’a beş günlük bir mesafeye kadar ilerlemek celadetini gösterdiği görülmüştür. İbrahim İnal’in bu harekatını önlemek için gerek İsak Komninüs’ün ve gerekse imparatorun bütün çalışmaları müdafaa ve saldırışları boşa çıkmış ve en sonunda imparator tarafından büyük para ve tazminat verilmek suretiyle İbrahim İnal sulha

Alıntı Yaparak Cevapla
03-05-2008 05:26 AM
emrexxx
Forumiz Üyesi
*
Kayıtlı Üye

Üye No: 2053
Mesajlar: 1,065
Rep Gücü: 600
Cinsiyet: Bay
Nereden: Erzurum
Duyuru
Lütfen Konulara Cevap Yazınız...

Mesaj: #15
RE: Şebinkarahisar

1054 (446) de Selçuk orduları üç koldan yürüyüşe geçerek Van, Kars ve Bayburt, yörelerini zaptedip Kelkit vadisine kadar ilerlemiştir.

1058 (450) de bu ileri yürüyüş Tuğrul beyin yeğeni Yakutihan tarafından daha ziyade genişletilmiş Kolonya (Ş.Karahisar), Neoksara (Niksar), Erzincan, Kemah, Sivas, Aleşkirt, Malazgirt, Muş, ve Malatya elde edilmiş ve buraların idaresi İbrahim İnal’a verilmiştir.

Sonradan bu iki kardeşin aralarının açılmasından ve İbrahim İnal’ın ölümünden faydalanan Pont valisi, Halkis, Pont topraklarının önemli bir kısmını ve bu arada Ş.Karahisar’ı da 1054 (451) de elde etmeğe muvaffak olmuşsa da 1071 (463) de Erzurum’da Sandık beyle ve Malazgirt’te Alpaslanla yapılan meydan savaşı sonucu bütün Anadolu ve gene bu arada Ş.Karahisar sonsuz olarak yabancı ellerden kurtulmuş ve asıl sahibi olan Türklerin eline geçmiştir.

1323 tarihli Sivas salnamesinin 227 inci, Kamusül alam’ın 5 inci cildinin 3625 inci sahifelerinde bugünkü kalenin Trabzon Rum İmparatorluğu zamanında ve Komninüs hanedanı tarafından yapıldığı yazılıyorsa da bu doğru değildir. Çünkü : Trabzon imparatorluğunu kuran Birinci Aleksis Komninüs 1185 (581) de ailesi efradının Bizans imparatoru ikinci İsak zamanında öldürülmesi üzerine Trabzon’a kaçmış bu bölgede bazen gizlenmiş bazen meydanlamış ve sonradan anılarak ve sayılarak 1204 (600) de Trabzon devletini kurmuş oluğu, tarihen belli olup bu tarihte ise Ş.Karahisarın mengüçler elinde bulunduğu gene tarihen müsbettir.

Yalnız bu hal ve ifade bize Romalılar devrinde şimdiki kalenin mevcut olmadığını ve o zamanlarda (yukarıda yazdığımız gibi) şimdiki kale taşının kasabaya bakan kısmının toprakla bir seviyede olduğunu isbata kafi bir delildir.

Aynı zamanda bu tarihi ve ifade, hali hazır kalenin, Romalıların inhizamından sonra Türkler tarafından yapılmış olduğunu ve Rumların bu kaleyi kendilerine maletmek istemiş olmalarının da ayrıca ve açıkca delillerindendir.

Ş.Karahisar’da Romalılardan kalma yalnız Bayram köyündeki Nikopolis şehri yıkıntısı ile Suşehri’nin küçük güzel köyündeki bina yıkıntılarından başka bir şey yoktur



Beylikler



Büyük Selçuk İmparatoru Alpaslan’la Bizans İmparatoru Romanus arasında 1071 (463)de Malazgirt’te vuku bulan savaşta Bizans ordularının, ezici bir saldırış ve vuruşla yıkılması ve imparator Romanus’ün esir düşmesi üzerine Selçuk imparatoru Alpaslan, Kemah, Divriği ve Erzincan taraflarının zaptını ünlü kumandanlarından Emir Mengücek Gazi’ye ; Malatya, Sivas ve kayseri yönlerinin zaptını, kendi hısımlarından ve denenmiş kumandanlarından Melik Danişment Ahmet Gazi’ye Erzurum ve yönlerinin zaptını da Saltık oğlu Ebülkasım adındaki değerli bir kumandana havale etmiş ve uzun zamandan beri yabancılar ellerinde kalmış olan öz Türk yurdunun geri alınacak parçalarının kendilerine verileceğini sözlerine eklemişti.

Verilen görevi zamanında ve noksansız olarak yapmayı bilen Türk kumandalarından herbiri bir tarafa doğru gösterilen hedefe varmaya ve yol almaya başlamışlar; gerek bu özverili kumandanların ve gerekse buyrukları altındaki kahraman ve temiz Türk erlerinin gösterdikleri celadetle az zaman içerisinde istenilen ereğe ulaşılmış ve beklenen başarı elde edilmiştir. İşte biz burada konumuzu ilgilendiren Ş.Karahisar’ın bu zamanlardaki durumunu ve olaylarını gözden geçirmek fırsatını elde etmiş bulunacağız.



Danişmentliler


Danişment Ahmet Gazi, Alparslan’dan aldığı emir ve talimat üzerine Malatya, Sivas ve Amasya’yı bir atılışta ele geçirdikten sonra Amasya’da kuvvetlerini ikiye bölerek bu kuvvetlerden birinin başına amcazadesi Çavlı beyi getirip Çorum,Çankırı, Yozgat ve havalisini almaya memur etmiş, ikinci kuvvetin başına da öbür amcazadesi ve güveyisi Sevli beyi getirerek Samsun, Giresun, Trabzon, ve Ş.Karahisar yönlerinin alınmasını emretmiştir.1075 (467)

Selvi bey aldığı emir ve talimat üzerine Ladik taraflarından harekata geçerek az zamanda Samsun, Çarşamba, Ünye, Giresun, taraflarını elde edip Trabzon’a kadar ilerlemeye ve orayı almayı başarı kazandıktan sonra sahilden içerilere doğru yönelmiş Helgüne (Kegune) önlerinde karşılaştığı Roma orduları ile çetin bir savaş yaptıktan sonra onlara kaçırmaya muvaffak olmuşlar ve bu suretle Helküne kalesini de elde etmiş

Bu başarı üzerine merkezi Trabzon olmak üzere Giresun, Ş.Karahisar, Ünye, Samsun ve havalisi beyliği Danişment Ahmet Gazi tarafından güveğisi Sevi’i beye verilmiştir.

1075 (467) den 1085 (478) e kadar geçen on yıllık bir müddet içersinde Türkler bu bölgelerde Ortaasyadan ve azerbaycan taraflarından akın halinde gelmekte olan Türk boylarını yerleştirmeye çalışmışlardır.

Gerek bu zamanda ve gerekse daha sonraları Ş.Karahisar’a ve havalisine gelmiş olan başlıca Türk oymakları ve yerleştikleri bölgeler aşağıda gösterilmiştir :

1 – Afşar veya avşar oymağı: İş gören ve atılgan anlamına gelen bu oymak halkı Suşehrinin Avşar, ve Akşar köyleri havalisi ile Tamzara’ya yerleştirilmişlerdir. Alucara, Giresun, Şiyran ve havalisine de bu oymaktan önemli kollar iskan edilmiştir.

2 - Çepni veya Çapan oymağı: Pehlivan, yiğit ve kahraman anlamına gelen ve Ş.Karahisar’ın en esaslı Türk kollarından birini teşkil eden bu oymak halkı merkez kasabaya ve mevcut köylerin hemen hepsine yerleştirilmişlerdir.

Bu gün burada çokça olarak kullanılan “işin altını fazla karıştırma, sonucu çopanoğlu çıkar” şeklindeki dönüp dolaşan atasözü, burada var olan Türk boylarının kökünün Çapanoğullarına dayandığının açık bir ifadesidir.

Bu oymağın önemli bir kısmı da Çorum, Yozgat ve Gümüşhaneye ve havalisine yerleşmişlerdir.

3 – Karaöylü veya karlı oymağı: Kara evli veya kara çadırlı anlamına gelen bu oymak halkından bir boyu Ş.Karahisar’ın Bige, Köpekli, Karlı, Karaköy, Ozanlı Kezanç, Kuzgeçe köylerine ve havalisine yerleşmişlerdir.Diğer boyları da Erbaa, Niksar, Reşadiye, Çarşamba, Fatsa, Ünye ve Tokat yönlerine geçmiş ve yerleşmişlerdir.

4 – Kızık oymağı: İşine kavi ve kazaplı anlamına gelen bu oymak halkı; Bayhasan, Kızık, Etir ve Düzgevezit köylerine yerleşmişlerdir. Suşehri, Zara, Sivas, ve yönlerine de bazı boyları yerleşmiştir.

5 – Kınık oymağı: İnat, cesur ve kahraman anlamına gelen bu oymak halkı da Çapanoğlu derecesinde Ş.Karahisar’ın esaslı Türk kollarından biridir. Önemli bir kısmı Kınıklar köyü ile Dikmen tepesi etrafındaki köylere yerleşmişlerdir. Burayı ilk zapteden Danişment oğulları ve Selçukiler de bu oymaktandırlar. Anadolu’nun dört bir tarafına dağılmışlardır.

6 – Salur oymağı: Saldırıcı atılgan anlamına gelen bu oymak halkı Suşehri’nin Hünü (hun) ve Refahiye’nin Salur köylerine ve havalisine yerleşmişlerdir.

Salur dede veya Salur han Hünü’de yatmaktadır. Halk tarafından her zaman ziyaret edilir, Karamanoğulları bu oymaktandırlar.

7 – Çavdur veya Çavdar oymağı: Şanlı ve namuslu anlamına gelen bu oymak halkı da Mesudiye’nin Çavdar köyüne Çorum ve havalisine yerleşmişlerdir.

8 – Kargın oymağı: Derin ve çok bol anlamına gelen bu oymak halkı Ş.Karahisar’ın Tepeltepe, Hocaoğlu, Yumrucaktaş köyleriyle Koyluhisar’ın Sökün, Kargın köyleri ve havalisine yerleşmişlerdir.

Alıntı Yaparak Cevapla
03-05-2008 05:27 AM
emrexxx
Forumiz Üyesi
*
Kayıtlı Üye

Üye No: 2053
Mesajlar: 1,065
Rep Gücü: 600
Cinsiyet: Bay
Nereden: Erzurum
Duyuru
Lütfen Konulara Cevap Yazınız...

Mesaj: #16
RE: Şebinkarahisar

Bu yeni gelen oymaklarla Miladın 391- 453 nci yılları arasında Ortaasya’dan gelen Peçenek inallarından Helkin, Zara ve koman oymakları yerleştikleri mahallelerde cinsiyet ve milliyetleri icabı olarak az zamanda birbirleri ile kaynaşmış ve bu bölgede bir çoğunluk halini almışlardır.

Türkler buralara yerleşe dursunlar; Konya’da oturan Selçuk hükümdarı Süleyman, bir fırsat bularak Kayseri ve Sivas’ı ele geçirmek ereğini güdmeğe başladı. Süleyman’ın bu ereğini anlayan Danişment Gazi ile Sivas emiri Yığıbasan, Süleyman’ın bu düşüncesini önlemek hususunda ihmallık göstermediler.

Bizans imparatoru Aleksiyüs’te bu durumdan faydalanmak fırsatını kaçırmadı ve ünlü kumandanlarından Kalidis’i Ş.Karahisar ve mihail’i Niksar bölgelerinin alınmasına memur etti ve buyruklarına büyük ordular verdi.

Kendi yanındaki askerlerin azlığından dolayı, gelen bu ordularla dövüşemeyeceğini anlayan Selvi bey ister istemez Niksar’a kadar çekildi ve olan işi Danişment Ahmet Gazi’ye bildirdi. Bunu haber alan Ahmet gazi hemen ordusunu alarak Niksar’a geldi; Kalidis ve Mihail ordularının fena halde bozguna uğrattı ve bunları Ş.Karahisar sınırı dışarısına kadar kovaladı. 1085 (478)

Bizans orduları bu yenilgiden sonra 12 yıl hiçbir deprenmede bulunamadı. İmparator Aleksiyüs kendi kuvvetleriyle Türkleri yenemeyeceğini anlayınca Avrupa’nın yardımına başvurdu ve Papa Urban’dan merhamet dilemeye başladı. Papa ile Piyerlermit adlı ve pinti kılıklı bir papaz Avrupa’da dini duyguları ayaklandırmak suretiyle büyük bir haçlı ordusu hazırladılar ve Anadolu’ya yardıma koşturdular.

Gelen bu ordu batı yönünden harekata geçerken, Kalidis kumandasına verilen ikinci büyük bir ordu da Trabzon’a saldırdı ve orasını alarak Keygune’ye (Herkune Ş.Karahisar) doğru ilerlemeye başladı.

Olan işten haber alan Danişment Ahmet Gazi, oğlu Seyfettin İsmail’i gerektiği kadar yardımcı elde ederek kendisini izlemek üzere Amasya’da bırakıp yanında bulunan askerlerle birlikte çarçabuk Helküne (Keygune) önlerine geldi ve biraz sonra önemli bir kuvvetle oğlu Seyfettin İsmail de babasını burada destekledi.

1097 (490) Yılında Helküne şehri önlerinde karşılaşan bu iki ordu çok çetin ve çok kanlı bir savaş verdikten sonra Rum orduları bozulmaya ve kaçmaya yüz tuttu. Fakat, yapılmış olan bu şiddetli savaşta Ahmet Gazi birçok yerinden derin surette ok yaraları almış bulunduğundan Helkune’de kalmak zorunu duydu, Kaçan Kalidis ordusunu Bayburt’a kadar kovalayan Seyfettin İsmail, haçlı ordularının Sinop’a çıktıklarını haber alınca hükümet merkezleri bulunan Amasya’yı korumak maksadıyla Kalidis’i kovalamaktan vazgeçerek keyguneye geldi ve yaralı babasını alarak çarçabuk Amasya’ya doğru yol aldı. Niksar’a vardıklarında babası Ahmet Gazi yaraların tesiriyle burada öldü.

Uzun zaman Anadolu’da ve bilhassa Pont topraklarında Türk satvetini tanıtan, yaşatan, Türk varlığını ve birliğini kuran, Türk bayrağını zaferden zafere ulaştıran bu yüksek Türk kumandanı göz yaşları arasında, hazırlanan mezarına gömülerek buyruk ve kumanda, orduca büyük oğlu Seyfettin İsmail’e verildi ve durmadan yürüyüş yapılarak Amasya’ya gelindi.

İsmail Bey yanındaki asker Amasya’ya ulaştıkları sırada haçlı orduları da selahil adlı Alman ve Etariç adlı Fransız Generalleri kumandasında Amasya’ya gelmiş bulunuyorlardı.Bir sel gibi akıp gelmekte olan bu haçlı orduları ile üç aya kadar geceli gündüzlü savaştan Türkler bunları geldikleri yola göndermeğe muvaffak oldular.

Fakat bu defa da haçlı ordularının Amasya yönlerindeki iş ve gidişlerinden haberdar olan ve Danişmentlilerin oralardaki uğraşmalarından faydalanmayı bilen Kalidis ve yanındakiler yeniden Trabzon üzerinden harekata geçerek Helküne ve Niksar şehirlerini sargıya aldılar ve düşürdüler. Aynı zamanda Helküne’yi karargah yaparak ellerine geçirdikleri Türkleri canavarca parçalamağa ve bir önemli kısmını da hristiyanlaştırmağa koyuldular.

Emir İsmail Danişment Gazi Amasya yönlerinde dirlik ve düzenlik kurduktan ve gereken hazırlıkları yaptıktan sonra Kalidis üzerine yüklendi ve bir atılışta Niksar ve Ş.Karahisarı düşman elinden kurtararak her ikisini birleştirip emaretini, 1085 (478) savaşında şehit olmuş bulunan Niksar emri Hüseyin Gazinin oğlu Ahmet beye verdi.1098 (491)

Ahmet bey, Niksar’da ve bazen de Ş.Karahisar’da oturmak suretiyle 1111 (505) tarihine kadar bura emaretinde kaldı. Gerek Niksar ve gerekse Ş.Karahisar’da vuku bulan zararları doldurmağa ve halkı iyilik ve rahatlığa ulaştırmaya çalıştıve aynı tarihte Sivas emanetine nakledilmiş olduğundan buradan ayrıldı. Bir yıl sonra da emir İslam bey öldü.

Şu hale göre bu devirlerde Ş.karahisar ve Niksar’ın bir emir buyruğunda yönetildiği anlaşılmakta ve bu halin Danişmentlilerin ortadan kalkmasına kadar sürdüğü görülmektedir.

İsmail beyin ölümünden sonra yerine geçen kardeşi Melik Gazi veya Şemseddin İbrahim Gazi, Danişment hükümetinin başına geçti 1112 (506). Bunun zamanında Niksar ve Ş.Karahisar beyliği yiğeni ve İsmail beyin oğlu Sungur beye verildi.

Amasya tarihine göre 4, Sivas şehri ve kitabeleri ve Düveli İslamiye’ye göre 32 yıl hükümet başında kalan Melik Gazi zamanında Ş.Karahisar yönlerinde önemli olaylar olmamış bulunduğu anlaşıldı.

Sungur bey 1123 (517) de Amasya emaretine geçmiş bulunduğundan merkezi Niksar olmak üzere Canik ve Ş.Karahisar birleştirilerek emareti, Nizamettin Yağıbasan Gazi’ye verildi ve 1134 (528) de Melik Gazi’nin ölümü üzerine yerine büyük oğlu Mehmet Gazi Danişment’liler hükümetinin başına getirildi.

Mehmet Gazinin, hükümetin başına geçmesi yiğenleri Aynüddevle Ahmet ve Yağıbasan Gazilerin itirazlarını ve ayrılıklarını mucip oldu ve sonunda bu itiraz ve ayrılık savaşa döküldü.Sivas’ta vukubulan savaşta Aynüddevle yenildi ve öldü.

Fakat sonradan Niksar beyi Yağıbasan, 1041 (535) de Amasya ve Sivas taraflarını elde ederek amcası Ahmet Gaziyi önceden Niksar’a sonradan da Kayseri emaretine göndermeğe muvaffak oldu.

Mehmet Gazi yiğeninin iş ve gidişinden içlenerek Kayseri’den harekata geçti ve Yağıbasan’la Sivas vilayetine bağlı Aziziye kasabası yakınlarında savaşa girişti. Yapılan bu savaşta Danişment Ahmet Gazinin kızdan torunu ve Ş.Karahisarın ilk fatihi Selvi beyin oğlu Arslandoğmuş beyle Mehmet Gazi yenilerek öldüler, bu suretle Yağıbasan Gazi, Danişmentliler hükümetinin başına geçmiş oldu 1142 (537).

Danişmentlilerin bu iç ayrılıklardan ve bozuşmalardan faydalanan Konya’daki Selçuk hükümdarı Mesut; Elbistan, Kayseri, Ankara, Çankırı, Çorum, Yozgat, Canik ve Ş.Karahisar yönlerini ve gene bu tarihte Doğu Roma İmparatoru Manoel de Kastamonu ve Trabzon’u elde etmeğe muvaffak oldular.

Aynüddevle’nin oğlu Zünnuna Malatya ve dolayları Yağıbasan Gaziye de Sivas, Tokat ve Niksar kalmış oldu.

Ele geçirdiği fırsatı ganimet bilen imparator Manoel eski Pont ve Kapadokya kıtalarını baştan başa kaplamak hayaline kapıldı ve yeğeni Andronikos’un kumandasına verdiği önemli bir kuvvetle onu Bafra ve Giresun yönlerinden harekata geçirtti. Selçuk hükümdarı Mesut, bu saldırışı sertlikle karşıladı. Adı geçen bölgelerde yapılan savaşlarda Bizans orduları yenildi ve Giresun kazası sınır kalmak şartı ile barış yapıldı.

Mesut ölmezden önce memleketinin, kızıl ırmağın doğusunda kalan parçasını oğlu Nasirüddin Şehinşah’a ve bu ırmağın batısında kalan parçasını da öbür oğlu Kılıç Arslan’a vermek sureti ile hatalı bir iş yaptı. 1160 (555)de (1) öldü.

Mesut’un ölümünü ve bu bölme işi ikinci bir fırsat bilen Manuel Komninüs,büyük bir ordu ile 1161 (556) da Selçuk topraklarına saldırdı. Dış düşmanlara karşı birleşmede vakit geçirmeyen bu iki kardeş ordusu Bizans ordularını Ankara da karşıladı. Yapılan çok çetin ve çok sert bir savaştan sonra Bizans orduları fena halde bozuldu. Manuel güçhalle kaçmağa ve kendini kurtarmaya fırsat buldu ise de yiğeni Vatakis’in kellesini Türk mızrağına dikilmekten kurtaramadı.

Bu arada Selçuk oğullarının Bizanslılar’la uğraşmasında istifade eden Danişment’liler, Selçuk oğulları arasındaki iç boğuşmaları doğurmakta gecikmedi. 1166 (561) dan 1174 (569) a kadar süren bu savaşlar sonunda Danişmentli’ler yenildiler ve ortadan kalkmış oldular.

Alıntı Yaparak Cevapla
03-05-2008 05:27 AM
emrexxx
Forumiz Üyesi
*
Kayıtlı Üye

Üye No: 2053
Mesajlar: 1,065
Rep Gücü: 600
Cinsiyet: Bay
Nereden: Erzurum
Duyuru
Lütfen Konulara Cevap Yazınız...

Mesaj: #17
RE: Şebinkarahisar

Mengüçoğulları


Danişmentliler’le Selçuk oğullarının bozuşmalarından ve boğuşmalarından üçüncü bir defa olarak faydalanmayı kaçırmayan imparator Manuel Komninüs, Trabzona gönderdiği kuvvetli bir orduyu, oradan harekata geçirerek 100 yıldan beri Türkler elinde ulaştı ve bütün öcünü buradan aldırdı.

Bizans ordularının canavarlıklardan kurtulan halk, Erzincandaki Mengüçler devletinin dördüncü hükümdara Fahrettin Behramşah’a sığındılar yurtlarının düşman elinden kurtarılmasını ve kendi yönetimi altına kabullerini rica ettiler.

Behram Şah da gereken yolculuk ve savaş hazırlıklarını gördükten ve sınırlarının dört yönünü sağlama aldıktan sonra Keygune’ye karşı harekata geçti ve ordusuyla Avutmuş önlerine kadar geldi. Burada karargah kurarak Bizans’lıları sargıya aldı. Savaş ve sargı çok uzun sürdü ise de sonunda Bizanslılar teslim olmak zorunda kaldılar. Bu suretle Ş.Karahisar bir daha yabancılar eline geçmemek şartılya düşmanlardan temizlendi. Fahrettin Behram Şah burayı aldıktan sonra mevcut kalenin, koruma ve korunma bakımından elverişli olmadığını anlayarak bu kalenin yıkılmasını ve şimdiki kasabanın bulunduğu yerde mevcut bulunan Hacıkayası adında ki yeni teşekkül etmiş bulunan taş üzerine bir kale kurulmasını, karargah yapılan yere bir saray ve Rumlarla dövüşülen yerlere de bir cami ve bir zaviye yapılmasını emrettikten ve bunların beyliğine oğlu Muzafferüddin Mehmet’i bıraktıktan sonra Erzincan’a döndü. 1184 (580)

Muzafferriddin Mehmet babasından aldığı buyruk ve talimat üzerine kısa bir zamanda bu eserleri, gösterilen yerlere yaptırdı, kale kapısının üzerine bir kitabe koydurdu ve bu kitabenin her iki yanına eski Türklerde kudretli aliye sembolü telakki edilen Akbaba resimleriyle süsledi.

Hacı kayası üzerinde kurulmuş olan bu kalenin en yüksek noktasına dört kat üzerine bölünmüş büyük bir kule ve bir saray yaptırıldı.

Kurulan bu kulenin üçüncü katı, kale beyine mahsus bir cami halinde yaptırıldı ve buraya bir mihrap ve mihrabın her iki yanına Kur’an yazılarını taşıyan taşlar koyduruldu ki bu kulede bu mihrap ve yazılı taşlar hala varlıklarını muhafaza etmektedirler. Yalnız yazılar çok yüksekte olduğu ve bazı yerleri de çendelenmiş bulunduğu için aşağıdan okunamadı.

Yaptırılan Avutmuş camiinin tevliyeti de Esseyyit Mehmet bini Elhac Ömer nesline verilmekle beraber şap maddeleri gelirinden günde beş akça camie, on akça zaviyeye tahsis ve bir kısım arazi de vakfedildi. Bu camiin tevliyedi 1813 (1228) de Seyit Mahmut bini Mustafa nam zata devredilmiş olduğunu bildirir beraat, zamanının naibi Esseyyit Halil Zihni efendi tarafından kaleme alındı. Gene bu sıralarda Tamzara ırmağından faydalanılarak bugünkü “hasarı” adını verdikleri su arkı açtırılmak suretiyle Kütküt, İkioğul ve Biroğul bağlarının temelinin atılmış olduğu da bitekkik anlaşıldı.

1184 (580) den 1225 (622) tarihine kadar babasına bağlı bir şekilde yaşayan Muzafferüddin Mehmet bu tarihte babasının ölümü üzerine Keygune’de erkin olarak yaşamaya başladı ve bununla beraber Erzincan emiri bulunan kardeşi Davut şah ile ve bacısı Turan melek’in kocası bulunan Divriği Emiri Muzafferüddin Ahmet Şahla dost olarak geçinmeyi elden bırakmadı, memleketi halkını düzenlik ve rahatlık içinde yaşatmaya çalıştı.

Yukarıda Ş.Karahisar’a gelmiş olduklarını işaret ettiğimiz Türk oymaklarından birçoğunun, bunun zamanında Karahisar ve dolaylarına gelmiş ve buralara yerleşmiş oldukları yapılan incelemelerden anlaşıldı.

Trabzon Rum imparatorluğu bunun zamanında ve 1024 (600) de Komninüs soyundan birinci Aleksis tarafından kuruldu. Aleksis Komninüs, sınırlarını Türkler zararına genişletmek maksadıyla 1222 (619) tarihine kadar muhtelif tarihlerde ve birçok vesilelerle Ş.Karahisar üzerine akınlarda ve saldırışlarda bulundu ise de bütün bu akın ve saldırı başarı ile defedildi ve Helküne kalesi Trabzon krallığının önünde yıkılmaz bir set yerini tuttu.

Melik Muzafferiddin Mehmet, bu sırada hem gelen bu saldırışlara karşı koymak ve hem de düşmanın harekatını izlemek ve kontrol etmek maksadıyla Alucra’nın kovata mevkiinin kalecik semtine bir, Kaledere köyüne bir ve Ş.Karahisar’ın İsola Köyü önündeki kalecik mevkiine bir ki; ceman yekün üç kale yaptırmak gereğini ve zorunluluğunu duydu ve bu suretle sınırını daha esaslı bir şekilde emniyet altına almış oldu.

Aynı zamanda hükümetini ve sınırlarını muhafaza hususunda kardeşi ve Erzincan emiri Davut şah’la, Amasya emiri Argun ve Erzurum emiri Alaeddin Ali beylerle birçok anlaşma ve birleşme belgeleri yaparak kendi varlığını ve bu varlığa olan gereği komşularına duyurmaya muvaffak oldu.

Alaeddin Ali beyden sonra Erzurum emiri olan Selçuk soyundan Tuğrul beyle birlik olarak Alaeddin Keykubat’ın, kardeşi Keykavus aleyhine vuku bulan ayaklanmasına dahi yardım etti.

Bu sıralarda Bizans imparatorluğunun ünlü Komninüs soyundan İsak adında dönme prensin, baba İsak adile ünlendiği, sahtekarlık ve sihirbazlıkla halkı yanlış yola ve ayaklanmaya çalıştığı ve harekata geçtiği görüldü. Baba İsak’ı Küfrüsudi adile tarihlerde ünlenmiş olan bu dönme Rum prens, Amasya’da Baba İlyası Horosanı tekkesine girerek ve onun otorisinden ve saflığından faydalanarak gizlice Tokat, Çorum, Ş.Karahisar ve dolaylarına gönderdiği adamlarıyla buralarda oturan halkı Horosanlı İlys’a uymaya davet ediyor ve sonradan da kendine bağlıyordu.

İş ortağı bulunduğu, olaylardan anlaşılan Konya Selçukilerile veziri azamı Emir Sadettin Köpek soyundan ve kendine uyanlardan birtakım insanların bu sırada Şebinkarahisar’a gelerek Köpekli, Karaköy ve yakınlarına yerleştikleri kuvvetle düşünülmekte ve sanılmaktadır. Bu işi sonradan incelemek üzere konumuza geçelim.

1220 (617) de Konya Selçukileri hükümdarı İzzettin Keykavus öldükten sonra onun yerine (Çaşnıgir Seyfettin, Mirahor başara (1) ve Bahattin kutluca adlı devlet adamlarından bir kısmı; Erzurum Meliki Muğisüddin Tuğrul Şah’ı, bir kısmı Koyluhisar kalesinde hapis bulunan Keykavus’un küçük kardeşi Keyferudun’u öbür kısmı da Malatya’da Münşar kalesinde mahpus bulunana büyük kardeşi Alaaddin Keykubat’ı getirtmek istiyorlardı. En sonra birinci Aladdin, Selçuklu hükümdarlığına getirildi, sınırlarını güven altına aldıktan ve kendisine suikast yapmak sureti ile Koyluhisarda’ki kardeşi Keyferudun’u getirmek isteyen emirleri ortadan kaldırdıktan sonra Mısır Hükümdarı Melik Kamil’in başkanlığı altındaki birleşik İslam orduları ile çarpışmak zorunda kaldı ve onları yendi.Anadoludaki ufak tefek beylik veya emaretleri ortadan kaldırmayı ve milli bir beraberlik kurulmasına luzum gördü ve bu yolda çalışmalara başladı.

Alıntı Yaparak Cevapla
03-05-2008 05:27 AM
emrexxx
Forumiz Üyesi
*
Kayıtlı Üye

Üye No: 2053
Mesajlar: 1,065
Rep Gücü: 600
Cinsiyet: Bay
Nereden: Erzurum
Duyuru
Lütfen Konulara Cevap Yazınız...

Mesaj: #18
RE: Şebinkarahisar

Bu tasarladığı beylikler arasında Erzincan, Kemah, Keygune ve Erzurum beylikleri de vardı. Aladdin Keykubat’ın düşüncesini anlayan Erzincan emiri Aladdin Davutşah, bu düşünceyi önlemek üzere birçok ağır armağanlarla Kayseri’ye gitti ve Keykubadiye sarayında Aladdin Keykubat’la görüşerek erkinliğine dokunulmamak şartı ile kendine bağlı kalacağını bildirdi. Dileği akla yakın görülerek kabul edildi ve iç sıkıntısından kurtularak Erzincan’a döndü.

Fakat Davut Şah, Keykubat tarafından verilen sözü kuvvetli olsa gerektir ki, geldiği zaman Erzurum Selçukları beyi bulunan ve Keykubat’ın amcası oğlu olan Rükneddin Cihan Şah’la ve İsmailler’in başbuğu Nevmüsliman’la, Harzem Hükümdarı Celadedin Mengüberdi ile gizli anlaşmalar yapmak zorunu duydu ve bunları Keykubat aleyhine savaşa teşvika kalkıştı.

Bu olaylardan haber alan birinci Alaeddin Keykubat hazırladığı büyük bir ordu ile Erzincan ve Kemah üzerine yürüdü. Çarçabuk bu beyliklerin bütün kalelerini saldırarak her türlü yardımdan uzak bıraktı.

Gelen kuvvetli hasımla savaş edemeyeceğini anlayan Davut şah, bütün yerlerini kendi gönlü ile Alaeddin Keykubat’a teslim etti. 1228 (625)

Keykubat’ta, Davut şah’ı çoluk ve çocuğu ile birlikte Konya Akşehrine gönderdi. Burayı ve bu şehre bağlılığın adlı Mezreayı bunlara timar olarak verildi. Davut şah burada yoksulluk içerisinde yaşadı ve öldü.

Fakat Davut Şah’ın düşüncesiz ve hazırlıksız gidişinin cezasını kardeşi Keygune beyi Muzafferüddin Mehmet’te çekmekte gecikmedi.

Alaeddin Keykubat bir taraftan Erzincan üzerine yürüyüşe hazırlanırken öbür taraftan Amasya valisi Mübarüziddin Halife Alp’ı, Keygune ve dolaylarına göndererek Muzafferüddin Mehmet’in hal ve gidişini göz altına bulundurmaya memur etmişti.

Keyguneye giden bu kuvvet ilk günlerde Muzaffrüddin Mehmet ordusu ile şiddetli çarpışmalarda bulunmuş ise de çok zeki, tedbirli ve kurnaz olduğunu bütün tarihlerce yazılı bulunan Muzafferüddin Mehmet elçileri eliyle yaptırdığı görüşme ve konuşma sonucunda Mürizüddin Halifa Alp’la uyuşmuş ve keyfiyet Alaeddin Keykubat’a bildirilmiş, yapılan esaslı ikinci bir konuşmadan sonra gerek kendisinin ve çoluk çocuğun, gerekse beyliği yönetimindeki halkın hayat ve malları garanti altına alınmak şartı ile barış yapılmış ve Muzafferüddin Mehmet, Akşar beyliğinde bulunan oğlu Süleyman’la öbür oğulları Sivayuş ve Behram’ı ve ev halkını yanına alarak 1228 (625) de Keykubat’ın karşısına varmıştır.

Muzafferüddin Mehmet’in şu hal ve gidişinden ve boş yere Türk kanı akıtmamış olmasından duygulanan duygulanan ve aynı zamanda kendisinin, kardeşi Keykavus’la önceden yapmış olduğu savaşlarda Muzafferüddin Mehmet’in kendisine yapmış oluğu yardımları unutmayan Alaeddin Keykubat, Şam sınırı içerisindeki Ramman ve Nehrülkali ile eshabı keyfin çıktığı yer olan Erbsoy kasabalarının mülkiyetini ve Kırşehir’in timarını Mehmet beye vermiş ve her türlü vergiden uzak kalmış, Muzafferüddin Mehmet’te burada sessiz bir hayat sürerek ölmüştür.

Kendisi bilgin olduğu kadar dürüst gidişli, bilginlere ve bilgiye kıymet veren bir zattı. hatta; Selçuk hükümdarı kıyasiddin Keyhüsrev, onun kızını istediği zaman hükümdarın uygunsuz iş ve gidişler ile uğraştığını söyleyerek onun isteğini kabul etmemiş, hükümdar da bu hususta kendisini herhangi bir gönül kıracak harekette bulunmamıştı. En sonunda Muzafferüddin’i Keyhusrev gönül ederek kızı ile evlenmeğe ulaşmıştır ki; şu hal ve gidiş Muzafferüddin’in sağlam karakterli bir şahıs olduğunun açık bir örneğidir.

Muzafferüddin Mehmet, Ş.Karahisar’dan ayrıldıktan sonra bulunduğu yerlerde (siyasi, işlere karışmak şartıyla)boş durmamış 1246(644) da çevresinin aydınlanmasına ve yükselmesine yarayacak, yardım edecek eserler (medreseler) yaptırmak suretiyle halkın bilgiye olan ihtiyacını giderecek çareler aramaktan uzak kalmamıştır.

Mehmet beyin, yukarıda yazıldığı üzere buradan ayrılması sonucunda Mengüç oğullarının Keygune’deki 45 yıllık egemenlikleri sona ermiş ve memleket doğrudan doğruya Selçuk oğullarının eline geçmiştir.

Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla  Konu Gönder 
Sayfa (4): « İlk < Geri 1 2 [3] 4 İleri > Son »



« Önceki | Sonraki »


Yazdırılabilir Bir Sürümü Görüntüle
Bu Konuyu Bir Arkadaşına Gönder
Bu Konuya Üye Ol | Bu Konuyu Favorilerime Ekle

Forumlar Arası Geçişi

İletişim - Forumiz - En Üste Dön - Konulara Dön - Arşiv - RSS

Alexa Certified Traffic Ranking for forumiz.net

Yeni Sayfa 1
Uyarı!!! Frmİz isminden de anlaşılacağı üzere bir forum sitesidir ve siteye gönderilen tüm mesajlar onaydan geçmeksizin anında paylaşılmaktadır. Frmİz yönetimi yazılan mesajlardan sorumlu değildir, tüm sorumluluk mesajı yazan kişilere aittir. Yasalara aykırı bulduğunuz mesajları linkleriyle beraber corleon@forumiz.net adresine bildirebilirsiniz. Şikayetiniz en kısa sürede incelemeye alınacaktır.. For English: Please let us know any illegal activity to corleon@forumiz.net