Kullanıcı Adı:
Parola:

Cevapla  Konu Gönder 
Sayfa (4): « İlk < Geri 1 [2] 3 4 İleri > Son »
Şebinkarahisar
03-05-2008 05:25 AM
emrexxx
Forumiz Üyesi
*
Kayıtlı Üye

Üye No: 2053
Mesajlar: 1,065
Rep Gücü: 600
Cinsiyet: Bay
Nereden: Erzurum
Duyuru
Lütfen Konulara Cevap Yazınız...

Mesaj: #7
RE: Şebinkarahisar

İSTİKLAL SAVAŞI YILLARINDA ŞEBİNKARAHİSAR
Yrd.Doç.Dr. Cavit AKIN




1914-1918 yılları arasında süren 1.Dünya Savaşı'ndan müttefikleri yenildiği
için, Osmanlı Devleti de yenik sayılmıştı. 30 Ekim 1918 yılında Osmanlı Devleti
Mondros Mütarekesi'ni imzalamak zorunda kalmıştı. Os-manlı İmparatorluğu, İtilaf
Devletleri'ne teslim olmuştu. İtilaf Devletler 1900 yılının başlarından itibaren
aralarında yaptıkları gizli anlaşmalar-la,Osmanlı Devletini aralarında bölüşmüşlerdi.
Bu anlaşmaya uygun olarak Türkiye'yi işgale başlamışlardı.

Osmanlı İmparatorluğunun 30 Ekim 1918 yılında imzaladığı Mond-ros Mütarekenin
24. maddesine göre: "Vilayet-i Sitte'de karışıklık çıktığı takdirde, bu
vilayetlerin herhangi bir kısmını işgal etme hakkını İtilaf Devletleri muhafaza
eder."diyordu. Söz konusu Vilayet-i Sitte, Doğu Anado-lu'nun sancaklarıyla
birlikte Erzurum, Van, Bitlis, Harput, Diyarbakır ve Sivas Vilayetleri idi.
Mondros Mütarekesi'nin İngilizce olan metninde, bu "Altı Vilayet"
Altı Ermeni Vilayeti olarak gösterilmişti. Erzurumlu bir öğ-retmen olan Cevdet
Durmuşoğlu İstanbul'da kurulan "Vilayet-i Şarkiye Mü-dafaa-i Hukuk-u Milliye
Cemiyeti'nin bir şubesini izin alarak Erzurum'da açmıştı.

Erzurum ve diğer vilayetler gibi Sivas Vilayetinde "Ermenistan'a verilme
durumu içinde bulunuyordu. Bu tehlike karşısında Sivas Vilayeti merkezi ve sancaklarında
da "Vilayet-i Şarkiyye-i Müdafaa-i Hukuk-u Mil-liye ye Cemiyeti'nin şubeleri
açılmıştı. O sırada Şebinkarahisar, Sivas Vila-yeti'ne bağlı bir sancak idi.
Bu duruma göre aynı cemiyetin bir şubesini de Şebinkarahisar'da açıldığını görüyoruz.
Bu cemiyet Şebinkarahisar Belediye Başkanı Rıza Bey'in başkanlığında açıldı.


Giresun ve Şebinkarahisar'ın o günlerde durumuna genel olarak ba-karsak: 8 Mayıs
1919 günü Yunan bandıralı bir gemi ile gelen Yunan Kızıl-haç Heyeti, Giresun'a
sıhhi malzeme adı altında silah, cephane ve Pontus'un bez parçasını getirmişler,
bu gün Giresun'da Ticaret Lisesi olarak kullanılan o zaman Taş Kışla diye anılan
binaya asmışlardı. Karadeniz ve yöresinde böylece Pontus Devleti kurma çalışmaları
başlamıştı.

2 Mayıs 1919 tarihinde Trabzon Rum Metropolidi Hrisantos Laini tarafından Paris
Sulh Konferansı'na sunulan Layiha da durum şu şekilde anlatılmaktadır:

Efendiler:

... Trabzon, Sivas bir kısmı, Karahisar ve Amasya sancakları, Kas-tamonu vilayetinin
bir kısmı, Sinop sancağını ihtiva eden Pontus mıntıkası 100.000'den fazla Rum
ile meskundur ki buna ayrıca Rusya'yı cenubi ve Kafkasya'ya hicret olan 250.000
Rum'u ilave eylemek icap eder. Bunlar oralara 1880'den beri Türk idaresinden
kurtulmak için hicret eylemişler ve yuvalarına avdet için vatanlarının hürriyetini
kemal-i endişe ile bekliyorlar ...

Paris Barış Konferansına sunulan belgeden de anlaşıldığına göre bölgemizde "Pontus
Rum Devleti" kurma çalışmaları başlamıştı. Marsil-ya'da toplanan kongrede
Rus Hariciye Komiseri Troçki'ye aşağıdaki telgraf gönderildi.

"Pont-Euxien ve havalisinden mürekkep olup, Birleşik Amerika, İsviçre,
İngiltere, Yunanistan, Mısır ve diğer memleketlerde oturan ve Pontus işlerini
düzenlemeye salahiyetli temsilcilerin katılmasıyla Marsilya'da toplanan kongremiz
bu havalinin Ruslar tarafından boşaltıldıktan sonra, tekrar Türk egemenliği
altına giremeyeceğinden dolayı Rus hududundan Sinop'a kadar bir Cumhuriyet tesisini
arzu ve bunun için de şiddetle müdahalenizi rica ve peşin olarak teşekkürlerimizi
takdim ederiz. İmza Pontus Kongresi adına Başkan Kostantidis."

Yurdumuzun yer yer işgali karşısında milli birlik ve beraberlik için Erzurum
Kongresi'ne gidildiğini ve her yörenin tek başına bulunduğu yöreyi korumağa
başladığını görüyoruz. Her bölgenin tek başına bulunduğu yöreyi koruyamayacağı
da ortada idi. Çeşitli bölgelerde meydana gelen gayretlerin de birleştirilerek
büyük bir güç meydana getirilmesi gerekiyordu.

Giresun ve çevresinde Osman Ağa ve mahiyeti Rumların faaliyetle-rine fırsat
vermeyeceği ortada idi.

Alıntı Yaparak Cevapla
03-05-2008 05:25 AM
emrexxx
Forumiz Üyesi
*
Kayıtlı Üye

Üye No: 2053
Mesajlar: 1,065
Rep Gücü: 600
Cinsiyet: Bay
Nereden: Erzurum
Duyuru
Lütfen Konulara Cevap Yazınız...

Mesaj: #8
RE: Şebinkarahisar

Osman Ağa ve arkadaşlarının yaptığı çalışmalardan rahatsız olan Rum ve Ermeni
cemaatleri, Osman Ağa ve maiyetini İstanbul Hükümeti'ne şikayet ettiler. Osman
Ağa ve maiyeti Ermeni tehcirinden dolayı Nemrut Mustafa Paşa Harp Divanı tarafından
tutuklanmasına karar verildi. İstanbul Hükümeti, Giresun Kaymakamı Nizamettin
Bey'e bu hususta talimat verdi. Bu sırada Giresun Belediye Reisi Feridun-zade
Osman Ağa idi. Rumların Giresun ve havalisinde Pontus Devleti kurma hayallerine
karşı havalide si-lahlı bir kuvvetle dolaşıyordu. 1919 yılı Mayıs ayının ilk
günlerinde Trab-zon'dan Giresun'a Osman Ağa ve maiyetini yakalamak ve teslim
almak üzere bir hücum taburu gönderildi. Trabzon'dan Giresun'a gelen Hücum Taburu
Komutanı Osman Ağa'dan bir müddet için Giresun'dan ayrılmasını istedi. Osman
Ağa da maiyeti ile birlikte Karahisar'a gitmeğe karar verdi.

Osman Ağa, bu gün Giresun Ticaret Lisesi olarak kullanılan binadan Pontus bayrağı
diye asılan bez parçasını indirerek, Kayadibi Köyünde iki gün kaldıktan sonra
Şebinkarahisar'a doğru hareket etti. Bunun üzerine Os-man Ağayı yakalamak üzere
Giresun'a gelen Hücum Taburu da Giresun'dan ayrıldı.

Osman Ağa ve mahiyeti Şebinkarahisar'a geldiği zaman 30 Haziran 1919 gününün
öğleden sonra idi. Ahçı Kel Hasan Ağanın gazinosuna oturdu-lar. Karahisar mutasarrıfı
Rıfat Bey'e Osman Ağanın ve mahiyetinin geldiği haberi verildi.

Osman Ağa Şebinkarahisar mutasarrıfın yanına gitti. Jandarma Ko-mutanı Binbaşı
da onların yanına geldi.

Osman Ağa : "Ben bu vatan, bu millet uğruna tek ayağımla bu yola çıktım.
Sizler de benim tevkifim için uğraşıyorsunuz. Ben de sizin yanınıza geldim.
Ya tevkifimi ya affedilmem için ilgili makamlara bildirilmesini isti-yorum.
Sizler hangisini istiyorsunuz? Tevkifimi ise buyurun, affımı ise der-hal bekliyorum."

Osman Ağanın isteğinin kabul edilmesinin bölgede asayiş ve sukünunu iade-sini
sağlayacağını, Ayrıca Osman Ağanın etrafına topladığı 1000 kişiden fazla kuvvetinin
de imhadan kurtarılabileceğini bildirdi. 1 Temmuz 1919.

Şebinkarahisar'dan, İstanbul Hükümeti'ne Osman Ağa ve maiyetinin affedilmesi
için çok acele yazılan yazı ile birlikte durum Sivas valisi Derviş Paşaya da
bildirmişti. Sivas Valisi Reşit Bey'in dehaletiyle 7 Temmuz da Meclis-i Vükela
Osman Ağa ve 169 arkadaşını şahsi hukuk saklı kalmak koşuluyla affetti. Bu karar
Dahiliye ve Adliye Nezaretleri'ne tebliği edildi.

Osman Ağa, Şebinkarahisar'da iken affedildiğine dair yazı geldi. 8 Temmuz 1919
günü Osman Ağa ve maiyeti afları ile ilgili yazıyı Şebinkara-hisar'ın Millet
Bahçesi'nde okudu. O günün hatırası olarak da hep birlikte bir de resim çektirdiler.


Bu resim ile Osman Ağanın söyledikleri:

"Tehcir ve nakil meselesinden dolayı, erbabı müfsedetin Dersaadet divanı
harbi daimisine vuku bulan müracaatları neticesi, hakkı acizanemde bile tahkikat
ihzar müzekkeresi sadır olmuş idi. Alü ve adaletin tamamii tatbikine intizarın
maarüfaka dağlara iltica ve ma ahiren şeref sadır olan irade-i seniyye-i Hazreti
Padişahı'nın Karahisar'ı şarki de tarafı acizaneme makamı mutasarrıf iden ita
ve kıraatını müteakip Liva-i mezkur Millet Bah-çesi'nde 8 Temmuz 1935 tarihinde
gurup halinde bir kısım maziyyetimle çektirilen fotoğraf bir hatıra-i kıymettar
olmak üzere kayıtlara girmiştir.

Bu zaruret sonucu TBMM, 9 Aralık 1920'de 407 Sayılı Kararname ile 3. Kolordu
Lağvedilerek, 5. ve 15. Tümenlerle Sivas'ta bulunan 6.Atlı Piyade Tümeninden
oluşan bir Merkez Ordusu kurulmuştur.

Merkez ordusunun kumandanları Nurettin Paşadır.

XIX. yüzyılda Giresun kasabası düzgün ve muntazam bir şose yolu ile Sivas vilayetinin
Karahisar-ı Şarki kasabasına bağlı idi. Bu nedenle, Gire-sun iskelesi Samsun
ve Rize'nin yanı sıra Avrupa-Anadolu ticari ilişkilerinin bağlantı noktasıydı.
Karahisar-ı Şarkideki madenin nakliyat ve ihracatı da Giresun iskelesinden yapılmaktaydı.
Bu sayede, Giresun kazası Trabzon vilayetine bağlı yerleşmeler arasında servet
ve mamuriyeti açısından en ö-nemli konuma gelmekteydi.


Kaynak: şebinkarahisar web sayfası

Alıntı Yaparak Cevapla
03-05-2008 05:25 AM
emrexxx
Forumiz Üyesi
*
Kayıtlı Üye

Üye No: 2053
Mesajlar: 1,065
Rep Gücü: 600
Cinsiyet: Bay
Nereden: Erzurum
Duyuru
Lütfen Konulara Cevap Yazınız...

Mesaj: #9
RE: Şebinkarahisar

Türk'ler Öncesi Şebinkarahisar
Ş.Karahisar belli olduğu üzere küçük Anadolu parçasının doğu kuzeyinde ,Karadeniz kıyısına 118 Km. Kemah demiryoluna Asya’nın 115 Km. Sivas ve Erzincan’a 160 Km.Ordu ve Tokat’a 180 Km. uzaklıkta tarihi bir kasabadır.

Bu tarihi kasabanın kimler tarafından ve ne zaman kurulduğu işini şimdilik bir tarafa bırakarak eskiden beri buralarda yaşamış, gelmiş geçmiş insanların, kimler olduğunu, buralarda ne gibi izler ve eserler bırakmış bulunduklarını araştırmak suretiyle şehrin kurulması işini meydana çıkarmaya çalışalım.

Tarih şimdilik bize Anadolu’nun en eski sakinlerinin ETİLER olduğunu bildirmekte ve göstermektedir.

Elde bulunan ve görülen bütün tarih ve haritalarda kayıt ve işaret edildiği üzere Etiler’in Kelkit ırmağı havzasını ihtiva eden bir sınıra sahip oldukları bilinmekte ve görülmekte olmasına nazaran Ş.Karahisar’ın en eski sakinlerinin de Etiler olması tabiidir.



Etiler Dönemi


Orta Asyadan gelmiş büyük Türk milletinden bir kol oldukları son incelemeler ve kazılar sonucu anlaşılan Etilerin Milattan 2000 yıl önce Anadolu’da birleşik hükümetler şeklinde büyük bir devlet kurmaya muvaffak oldukları görülmektedir,

Etiler; ME. 1341 de ve ikinci Murşil zamanında Gaşgarlarla yaptıkları savaşlarda sınırlarını Erzurum’a kadar genişletmeye muvaffak olmuşlar ve bu zaman ve meyanda Ş.Karahisar’ı da ellerine geçirmişlerdir.

Bu devirde Etiler’in sınırları doğudan Erzurum, Diyarbakır; batıdan Egedenizi ,güneyden Mısır ,kuzeyden Karadenize kadar uzanıyordu.

Murşil öldüğü zaman Muatalla ile Hatusil adında iki oğlunu bırakmıştı. Muatalla ME. 1320 de İmparator olunca kardeşi Hatusil’i Karadeniz sahili memleketlerinin ( ve bu arada bittabi Ş.Karahisarın da) idaresine memur etmişti.

Eti İmparatorluğu, gerek uzayıp giden iç ve dış savaşlarının, gerekse batıdan büyük bir akın halinde gelen Torlar’ın tesirile ME. 1200 de ortadan kalkmış, halkın bir kısmı Mısır ve Asur’a bir kısmı Lidya ve Fikiryaya önemli bir kısmıda kendilerinden bir parça olan Mazit şubesine iltica etmişlerdir.

Bu birleşik devletin yıkılmasından Mazit şubesi de müteessir olmuş,Kapadokya ‘nın önemli bir kısmını elden çıkarmış ve hükümetinin nüfuzsu Amasya, Yozgat, Çorum, Canik, Sivas ve Ş.Karahisar ‘a inhisar etmiştir.

Etiler’in,bugünkü Anadolu köylerinde giyilen urbalar ve uçları kalkık çarıklar gibi ayakkabılar giymekte oldukları ve bu çarıkları şimdiki şekilde bağlamakta bulundukları, parmaksız eldiven kullandıkları ve arkalarında örme saçlar veya sadece tepelerinde perçem bıraktıkları Pontüs adlı eserde yazılmaktadır.Parmaksız eldiven ve çarık işi halen köylerimizde bir teamül halindedir. Yalnız perçem işi tepede değil, alnın üzerindedir.



Amozanlar Dönemi


Etiler’in ortada kalkması sonucu Anadolunun Kayseri taraflarında Koman ve Kaskiler’in , Malatya taraflarında Taballar’ın , Kilikya ‘ da Koeler’in merkezde , Firikya ve batıda Lidyalılar’ın hükümet kurmuş oldukları görülmektedir.

Bunlardan başka Karadeniz’in doğu güneyi taraflarında Mileliler’in ( Yunan göçmenleri ) bir takım ticaretgah kurmuş oldukları, Karadeniz’in güneyinde ve bu kısmın iç taraflarında (yani : şimdiki Ş.Karahisar, Koyluhisar, Mesudiye, Ordu, Fatsa, Çarşamba, Ünye, Reşadiye, Niksari Erbaa, Tokat, Amasya) Anadolunun eski kavimlerinden hal ve gidişileri belirsiz bir takım insanların bulunmakta oldukları göze çarpmaktadır. Eski Yunan tarihçileri bu yerlerde oturan ve erkekleri gibi kadınları da savaşçı olan bu kavme ait bazı bilgiyi Etiler konusunda görmüştük.

Amazonların, Eti mabetleri müritlerinden teşekkül etmiş bir kadın cemaatı oldukları, Temisküra ( Ünye ) denilen mevkide bir merkezleri bulunduğu ve Eti İmparatorluğunun ortadan kalkması sonucu saldırıcı düşmanlara karşı hayatlarını koruyarak dini ve askeri bir kadın şövalye tarikatı teşkil eylemiş oldukları da kuvvetle sanılmaktadır.

Diğer bazı tarihler de, Amazonların İskitlerden bir şube olduğunu yazmakta ve iskit kadınları gibi savaşçı olan bu cemaat kadınlarının silah kullanmasına engel olmaması için sağ memelerini dağladıklarını ve bir aralık sınırlarını doğudan Asuya’ya, batıdan Ege denizine kadar genişlettiklerini İzmir, Manisa, ve Ayasloğ şehirlerini bunların kurmuş olduklarını yazmaktadır.

Birçok kaynaktan aldığım yukarıki bilgilerdende anlaşılacağı üzere Etiler’in ME. 1200 de ortadan kalkması sonucu Karadeniz’in doğu güney sahilleri ve bu sahillerin iç kısımları Amazon veya Matiz adı verilen bir zümrenin idaresinde ME. 7. yy. başlarına kadar kalmış olduğu ve sonradan bu tarihlerde Kimriler’in bu tarafları ele geçirmeleri sonucunda bunların da ortadan kalkmış oldukları anlaşılmıştır.

Halen Ş.Karahisar’da Eti ve Amazonlara ait bir iz ve eser bulunamamıştır. Yalnız Akören köyünün kabaktepe mevkiinin Kuruerik geçesinde toprak altından çıkarılan 4-5 m. uzunluğunda ve 12-15 cm. çapında künkler, çok geniş ve büyük küpler, sütunlar, başlık taşları ve bina yıkıntıları, bir takım resimleri havi yazılar ve kabartmalar Eti ve Amazonlara ait eserler olarak tahmin edilmektedir.


Kimriler Dönemi


Anadolu’ya ilk olarak Kırım ve Trakya yolları ile geçen ve İskitler’den bir kol olduğu anlaşılan Kimriler, şimdiki Kastamonu, Sinop bölgelerini kendilerine merkez edinerek bu hakim bölgeden o zamanki komşuları bulunan Asurlar’ı, Lidya ve Firikyalılar’ı sürekli ve şiddetli akınlarıyla sindirmişler ve sınırlarını Karadeniz boyunca Erzuruma kadar uzatmışlar ve bu arada Ş.Karahisar’ı da ellerine geçirmişlerdir.

Firikya kralını, kendi kendini öldürmeye zorlayan ve kralları Toktamış zamanında büyük bir varlık göstererek Lidya ordularını yok eden Kimriler, en sonra kralları boş zamanında ME. 633 de Met kralı Madya tarafından tamamen ezilmişler ve artık Anadolu’da barınamayacaklarını anlayarak bir kısmı Suriye’ye bir kısmı da Mısır’a gelmiştir.

Kimriler;karanlık mağara ve inlerde yaşayan ve savaşı çok seven bir kavim idiler. Bu sebepten dolayıdır ki, eski Yunan tarihçileri Kimriler’in bulundukları yerlere uyku memleketi adını vermişlerdir.

Gerek Etiler ve Amazonlar ve gerekse Kimriler zamanında Ş.Karahisar kasabası bugünkü İsola köyünde bulunuyordu. Derebeylik şeklinde idare edilen bu kasaba sakinleri; üstüste vuku bulan yedi yıllık bir kıtlık ve açlık dolayısıyla barındıkları yerleri bırakarak önemli bir kısmı göç etmiş ve bir kısmı da Ordu ile Ş.Karahisar arasındaki 3094 m. yüksekliğinde bulunan Karagöl dağının Kırklartepesi’ne çıkıp sığınmışlar ve bu kıtlık yıllarını orada geçirmişlerdir. Eski yerlerine döndükleri zaman burada bir yıkıntıdan başka bir şey bulamayan halk o zamanın müdafaa gereğine uygun yakın mahallelerden yerler yaparak orada barınmışlardır.

İsola kalesi, bir ucu Karadeniz sahiline uzanan Eşgünye yolunun dar boğazı ağzına kurulmuş bir yerdi. Sahile uzanan ikinci önemli bir geçit de Saydere yolu ve mevkii idi ki geri dönen halk bu dar boğazın ağzına şimdiki Eskiköy ile Avutmuş’un başındaki taşın üzerine iptidai şekilde bir kale kurmuşlar ve burada barınmışlardır.

Zamanın en ileri bir milleti olarak anılan İskitler ve bunlardan bir şube olan Kimriler, hiç içgil götürmez ki medeniyet alanında da İskitleri izlemekten uzak kalmamışlardır.

Halen Ş.Karahisar’ın Bozbayır,Akkaya, Güneytepesi, Dişkaya, mevkilerindeki in ve mağraların bunlara ait eser olduğu tahmin edilmektedir.

Bunlardan başka Koyunluhisar’ın Eğriçimen yaylasının Yedipınarlar mevkiinde görülen, bir kısmı yerle beraber öbür kısmı yerden 3-5 m. yükseklikte bulunan 50 ye yakın höyük ve gene aynı mevkideki yaylalardan her zaman akmakta olan bir Debi kesafetindeki suyu bir saniyede içerisine aldığı halde meydana çıkarmayan Dipsiz kuyu adını taşıyan eserler ve Naipli nahiyesinin Yukarıgörede ile Gelengeç köyleri arasındaki bir tarlanın içersinde bulunan ve köyün doğu kuzeyine düşen bir semtte, etrafı taşlarla çevrili, 5 m. yüksekliğindeki büyük bir höyük te Kimriler’e ait başlıca eserler olarak söylenmektedir.

Alıntı Yaparak Cevapla
03-05-2008 05:25 AM
emrexxx
Forumiz Üyesi
*
Kayıtlı Üye

Üye No: 2053
Mesajlar: 1,065
Rep Gücü: 600
Cinsiyet: Bay
Nereden: Erzurum
Duyuru
Lütfen Konulara Cevap Yazınız...

Mesaj: #10
RE: Şebinkarahisar

Bu höyüklerden birisi her nasılsa o bölgedeki köylüler tarafından gizlice açılmış ve birçok eski eserler çıkarılmıştır. Çok zaman sonra haber alan hükümetin, bu iş üzerinde yaptığ ısıkı araştırma ve izlemelere rağmen esaslı bir sonuç elde edememiş olduğu anlaşılmış, yalnız bir takım kutular ve bağzı eşyalar bulunarak Koyluhisar kaymakamlığınca müzeye gönderilmiş olduğu kaza jandarma komutanın ifadesiyle teeyyüt etmiştir.

Bu ve bu havalideki höyükler üzerinde yapılacak esaslı araştırmalar bizleri bu iş üzerinde durumdadır. Ayrıca Koyunluhisar’ın Elvesi mahallesinin mevkiinde 200 metre kadar derinlikte bir su deposu sellerin bu dereyi oyması sonucu meydana çıktığı görülmüştür.

Bundan başka bahçe köyünün güneyindeki kale mevkiinde büyük bir höyük bulunmuş ve yapılan kazıda 6-7 tane küp çıkarılmıştır. Diğer yerlerde kazı yapılamamış ise de buralarda höyüklerin varlığını belirtecek birçok özellikler müşahade edilmiştir.


Medler ve Persler Dönemi


Kimriler’in ortadan kalkması sonucunda yavaş yavaş bunların topraklarına sahip olan Medler, önceden Asyalar’la ME. 633-625, sonra İskitlerle ME. 607 ve daha sonra gene Asurlar’la çarpışmak zorunda kaldılar ME. 585 de Lidyalılar’la yaptıkları bir savaşta tutması olayı ile karşılaşmış bulunan bu iki savaş kuvvet, bunu gökten verilen bir işaret sayarak Kızılırmak sınır kalmak suretiyle savaşlarına son verdiler Medler de bu suretle Kızılırmak’a kadar olan bölge yani Pont ve Kapadokya’yı ve bu arada Ş.Karahisar’ı ellerine geçirmiş oldular.

İranlılar’ın aslı olarak düşünülen ve fakat hakikat aslen ve neslen Türk oldukları kabul edilen Medler ME. 550 de ve Astiyağ zamanında Perslerin idaresi altına girmek zorunda kaldılar.

İranlılar, Arap istilasına kadar Kiyanlılar, Partlar ve Sasanlar adı verilen üç önemli soy tarafından yönetilmişlerdir. Bunlardan Kıyanlar ME. 546 dan 334 e kadar 212 yıl hükümet sürmüşler ve İskender istilasından sonra memleket Selositler adı verilen birtakım generaller idaresi altına girmiş ve ME. 312 den 256 ya kadar 56 yıl bu idare şekli buralarda hakim olmuştur. Sonra Partlar’dan Arses adlı biri bunlara karşı ayaklanarak ME. 256 da Part sülalesini kurmuş ve bu sülale MS. 214 e kadar 470 yıl hüküm sürmüştür. Partlar, belli olduğu üzere Çitler’den bir şubedir.

Çitler ise, bildiğimiz gibi Turanlı’dır, yani :Türktürler

Partlar iş başına geçtikten sonra uzun zaman Romalılarla uğraşmak ve savaşmak zorunda kaldılar. MS. 226 da Partlara karşı ayaklanan ve bir kunduracı çırağı bulunan Erdeşir, dördüncü behramla yaptığı bir savaşta onu yenmiş, esir yaptıktan sonra Behram’ı öldürerek Sasanlılar sülalesini kurmuştur.



Bu sülale zamanında dahi Romalılar’la yapılan savaşlar durmadan devam etmiş ve neticede Ş.Karahisar kah İranlılara, kah Romalılara harp alanı olmaktan kendini kurtaramamıştır.

MS. 632 de tahta geçen Yezirtgert zamanında İranlılarla Araplar arasında savaşlar başlamış, 636 da yapılmış bulunan Kadisye meydan savaşında yenilen İranlılar bir daha kendilerini toparlayamamış ve Arapların boyunduruğu altına girmek zorunda kalmışlardır.

Halen Ş.Karahisar’da İranlılara ait, Avutmuş bağları ve bu bağların kurulmasına yardımcı olan su arkından başka bir şey yoktur. Bu bağların kuruluşuna dair Naima tarihinde yazılı bulunan bir öyküyü Osmanoğulları devrinde Abaza Ahmet ve Murtaza Paşalar vak’ası dolayısıyla gözden geçireceğiz.

Alıntı Yaparak Cevapla
03-05-2008 05:26 AM
emrexxx
Forumiz Üyesi
*
Kayıtlı Üye

Üye No: 2053
Mesajlar: 1,065
Rep Gücü: 600
Cinsiyet: Bay
Nereden: Erzurum
Duyuru
Lütfen Konulara Cevap Yazınız...

Mesaj: #11
RE: Şebinkarahisar

Pontlar Dönemi

Ninova’nın düşmesi ile Asur boyunduruğunan kurtulan ve İran boyunduruğuna girmiş olan Kapadokya, Kurus zamanında ME. 520 de ikiye ayrılmıştır. Bugünkü Sivas, Kayseri, Maraş, Kırşehir, Niğde, vilayetleri ve dolaylarını vücuda getiren çorak ve susuz topraklar birinci parçaya ayrılmış ve gene buna Kapadokya adı verilmiş;gene bugünkü Sinop,Samsun, Amasya, Tokat, Ordu,Giresun,Trabzon, Rize ve Gümüşhane vilayetlerini ve dolaylarını teşkil eden ormanlık ve sulak topraklar ikinci parçaya ayrılmış ve buna da Pont adı verilmiştir ki konumuzu teşkil eden Ş.Karahisar bu bölgelerden ikinci parçaya bağlı tutulmuştur.

Pont veya pontüs adı verilen bu ikinci kısım topraklarda oturan en eski insanların Tibarlar, Şalip veya Halipler, Moznikler, Alazonlar, Amazonlar, Tirallar, Kotagonlar.. gibi bir takım kavimler müteşekkil oldukları görülmektedir.

Bu kavimlerin Etiler bahsinde görmüştük ve aynı zamanda Milelileri de bu konuda gözden geçirmiştik. Sonradan gerek bu toprakların gerekse bu kavimlerin Med ve Persler yönetimi altına girmek zorunda kalmış bulunduklarını da öğrenmiştik.

Pont toprakları İranlılar (Med ve Persler) elinde bulunduğu sırada en son teşkilata göre onuncu Satraplık sayılmış ve yarı erkin bir şekilde yönetilmiştir. Satraplığın babadan oğula geçişi bir nevi yarı erkin yönetim demekten başka bir şey değildir. Bu hal İskender istilasına kadar devam etmiş ve o zaman Pont topraklarında Satrap bulunan ikinci Mitirdat İskenderle birleşerek İran üzerine yürümüştür ki şu hal erkin yönetimden başka bir şey olmadığını bize bildirmektedir.

Pont Satrapı Mitirdat, İskender öldükten sonra bu topraklara sahip olmak iddiasında bulunan İskenderin generallerinden Antigon’la çarpışmak zorunda kalmış ve neticede bu toprakları kurtarmak suretiyle hükümdar adını almıştır. 227 yıl kadar erkin bir şekilde yönetilen Pont hükümeti ME. 78 den 48 e kadar 30 yıl Romalılarla çarpışmak zorunda kalmış ve en sonunda bu didişme dolayısıyla ortadan kalkmıştır. Şu var ki, Pont toprakları Romalı’ların eline geçtiği zamanda, Side şehrinde POLAMONYAKPONTU adı verilen ayrı erkin bir hükümet kurulmuş ve Bitinya’daki Leodokya şehrinde vali bulunan Zünnu’un oğlu Polemon, Roma generali Mark Antuvan tarafından bu hükümetin başına getirilmiş, Miladın birinci veya ikinci yılına kadar bu hükümetin başında kalmış, İranlılarla boğuşmada bulunan Oktav’a karşı mümessil heyete yardım etmek suretile üstün gelmeği elde etmeye muvaffak olmuş ve bir aralık sınırlarını Bosfor’a kadar genişletmiştir.

Birinci Polemon öldükten sonra, oğlu ikinci Polemon, annesi, Pitedoris’in vesayetile babasının mülküne varis olmuş isede MS . 63 de memleketini ve istiklalini Nerona teslim etmek zorunda kalmıştır.

Gerek Pontlar, gerek İranlılar ve gerekse Kimrilerin son zamanlarında konumuzu teşkil eden Ş.Karahisar halkının Eskiköy kalesini kendilerine barınma yeri yaptıklarını Kimriler konusunda görmüştük. O zaman kolonya adı verilen bu kale Pont krallığının Trabzon ve Amasya gibi iki önemli şehrinin orta yerinde kurulmuş ve Anadolunun iç kısımlarına yapılacak herhangi bir harekatın üssünü teşkil etmekte önemli roller oynayan müstahkem bir yerdi.

Kolonya kalesinin sahile uzanan önemli iki geçidi vardı ki bunlardan birinin İlimsu-Eşünye, öbürünün de Saydere- Giresun yolları olduğunu önceden görmüştük. Toprağın tabii yapılışı ve o devirlerde bu bölgenin çok sık ve çok geniş ormanlarla çevrilmiş bulunması bu tabii yollardan başka bir yola sahili dahile birleştirmeye imkan yoktu

Alıntı Yaparak Cevapla
03-05-2008 05:26 AM
emrexxx
Forumiz Üyesi
*
Kayıtlı Üye

Üye No: 2053
Mesajlar: 1,065
Rep Gücü: 600
Cinsiyet: Bay
Nereden: Erzurum
Duyuru
Lütfen Konulara Cevap Yazınız...

Mesaj: #12
RE: Şebinkarahisar

Eskiköy kalesini kuruluşunda, Akkaya, Akbayır ve Güneytepesi’ndeki her bireri en az 20-30 ar kişi alabilecek büyüklükteki 70-80 kadar in ve mağaranın varlığının en büyük rol oynamış olduğu görülmektedir.

Akkaya üzerinde kurulmuş olan kolonya kalesi sakinleri, halen varlıklarını muhafaza eden 23 magara, 1,5 metre çapında ve 15-20 metre derinliğinde bulunan bu kaya üzerindeki su kuyusundan istifade ederek ihtiyaçlarını gidermekte idiler. Altuntepsi adını taşıyan şimdiki Kabaktepe üzerinde bulunan Kuyudüzü mevkiinde de kral sarayları bulunuyordu. Bundan başka Akbayırla, Akkaya arasındaki Kaleboynu adını taşıyan sırtın doğu kuzeyinde kurulmuş ikinci bir kale vardı ki bu kısımda o devirde Dizdar kalesi ödevini görmekte idi. Bugün bu Dizdar kalesinin kurulmuş olduğu taşın beşte üçü koparak Eski köyün üstüne doğru devrilmiştir, geri kalan kısımlarda taş üzerinde oyulmuş merdivenler, sahrınçlar, tandır gibi çukurlaştırılmış yerler, kireçli harçla yapılmış duvar kırıntılarından başka bir şey kalmamıştır.

Her yıl mayıs ayının on dokuzuncu günü Ş.Karahisar Suşehri, Koyluhisar, Alucara, Tirebolu, Giresun ve Trabzon Rumlarından bir çoğunun bu kale üzerinde toplanması dini ve milli törenler yapması suretiyle eski varlıklarını yaşatmak hülyasında bulunmaları, Habib efendin bu ifadesini kuvvetlendirir delillerdir.

Pontlar devrinde konumuzu teşkil eden Ş.Karahisar’da göz çekici olağanüstü olaylar görülmemiştir. Yalnız, son kralları yedinci Mitirdatla Roma generalleri arasında yapılmış olan sürekli savaşlara sahne olmuş bulunduğu görülmektedir. Şöyle ki : Kapadokya kralı onuncu Aryarat zamanında Pont kralı yedinci Mitirdat Kapadokyaya saldırmış ve bu kıtayı elde etmeye muvaffak olmuşdu. Kapadokyalılar yerlerinin geri alınması hususunda Romalılardan yardım istediler. Romalılar’da Lükullüs kumandasında bir ordu gönderdiler. Kabira’da vukua gelen büyük savaşta Mitirdat yenilerek karılarından yanında bulunanların öldürülmesi emrini verdikten sonra kaçtı ve damadı bulunan Ermeni kralı Dikran’a iltica etti.

Dikran kain pederini soğuk bir şekilde karşıladı ve onu bir kaleye hapisetttirdi. Mitirdat’ı kovalayan Lükullüs, Kemah yakınlarında ve Fırat ırmağı kenarında kurulmuş olan Ermeni merkezi Dikranokerda’ya yaklaştı ve Mitirdat’ın teslimini Dikrandan istedi. Dikran’ın, bu isteği yerine getirmemesi üzerine Lükullüs bütün kuvvetiyle Ermenistan merkezine saldırdı. Dikran da Mitirdat’ın tavsiyesi veçhile büyük savaşa girmemek için merkezden uzaklaştı. Fakat hükümet merkezinin uzun zaman sargıda kalmasına dayanamadı, Lükullüs’le savaşa tutuştu ve yenildi. Dikranokerda Romalılar eline düştü ve yağma edildi.

Savaşın peşinden aaace kış başlamış ve askerler arasında dedikodular yüz göstermiş olduğundan Romalılar geri çekilmek zorunda kaldılar. Bu fırsattan istifade eden Dikran Ermenistan’ı Mitirdat da Pont memleketlerini geri almağa muvaffak oldular.

Senato tarafından ağır hareketle ve düşman malını kendine male’mekle suçlandıran Lükullüs geri çağrılarak yerine Pompeyüs gönderildi.

50 bin kişilik ordusuyla Pompeyüs Galata üzerinden Pont topraklarına girdi. Ermeniler’in ve Mitirdat’ın ordularını kovaladı ve yeşil ırmağın sağ sahilindeki dar boğazlara hakim tepeleri tuttu. Bügünkü Bayram köyünün bulunduğu yer yakınlarında öğle uykusuna yatmış bulunan Mitirdat’ın askerine birdenbire baskın vererek hemen hepsini yok etti ME. 65

Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla  Konu Gönder 
Sayfa (4): « İlk < Geri 1 [2] 3 4 İleri > Son »



« Önceki | Sonraki »


Yazdırılabilir Bir Sürümü Görüntüle
Bu Konuyu Bir Arkadaşına Gönder
Bu Konuya Üye Ol | Bu Konuyu Favorilerime Ekle

Forumlar Arası Geçişi

İletişim - Forumiz - En Üste Dön - Konulara Dön - Arşiv - RSS

Alexa Certified Traffic Ranking for forumiz.net

Yeni Sayfa 1
Uyarı!!! Frmİz isminden de anlaşılacağı üzere bir forum sitesidir ve siteye gönderilen tüm mesajlar onaydan geçmeksizin anında paylaşılmaktadır. Frmİz yönetimi yazılan mesajlardan sorumlu değildir, tüm sorumluluk mesajı yazan kişilere aittir. Yasalara aykırı bulduğunuz mesajları linkleriyle beraber corleon@forumiz.net adresine bildirebilirsiniz. Şikayetiniz en kısa sürede incelemeye alınacaktır.. For English: Please let us know any illegal activity to corleon@forumiz.net