Kullanıcı Adı:
Şifre:

Mesaj Önizleme  Konuyu Gönder 
Satır Araları
09-16-2007 03:17 AM
BLACK-LEADER
ELVELA ELVEDA
*
Admin

Üye No: 33
Mesajlar: 13,741
Karma Puanı: 5055
Cinsiyet: Bay
Nereden: Kahramanmaraş
Lütfen Konulara Mesaj Yazınız....
Mesaj: #1
Satır Araları

Bölüm 1: Satır Araları


Kostümler adlı ilk romanımı yayınlamıştım. Kısa sürede adı duyulmuştu. Bir süre sonra yılın kitabı seçilmiş ve ben de yılın yazarı seçilmiştim. Tüm bunların verdiği etkiyle sarhoş bir halde zamanın nasıl bu kadar çabuk geçtiğini bilmiyordum. Hatta o kadar ki, ilk imza günümün hayatımın dönüm noktası olacağının farkında değildim.
O gün gelmişti. Upuzun bir kuyruk beni bekliyordu. İmzalamam gereken kitapları…
“Adın ne canım?”
“Esra.”
“Esra’ya, sevgilerle, Şeyma Akyürek…”
Birisi gidiyor, birisi geliyordu. Her şey çok hızlıydı. Ancak bunun farkında bile değildim. Yazar olmak çok garip bir duyguydu. Derken…
“Adın ne canım?”
“Şeyma.”
Çok şaşırmıştım. Şaşkınlıkla yüzümü kaldırdığımda kalabalıktan bana kimin kitabımı imzalattığını görememiştim. Önümde bir kaç tane kız vardı. Hepsi de Şeyma olabilirdi. Sonradan neden bu denli şaşırdığıma gülerek başımı eğdim. Adaşıma romanımı imzalamaya koyuldum.
“Şeyma’ya sevgilerle… Hayat boyu mutluluklar ve başarılar dileğiyle, Şeyma Akyürek…”

Aradan yaklaşık bir yıl sonra ikinci kitabım basılıyordu. Sanki bu ilk kitabımmış gibi sevinçliydim. Artık herkesin merakla yeni romanlar beklediği bir yazar haline gelmiştim. Bir süre sonra yine aynı kitapçıda imza günü düzenlenmişti. Uzun bir kuyruk yine beni bekliyordu. Sürekli aynı soruyu sorup, aynı şeyi yazmaktan yorulmuştum ama içimde garip bir sevinç vardı.
“Adın ne canım?”
“Şeyma.”
Adaşım tekrar gelmişti. Bu sefer de onu görmek için yüzümü kaldırdığımda, onu seçememiştim. Kendisi de ben sizin adaşınızım, demiyordu. Tekrar başımı eğip onun için kitabı imzalamaya başlamıştım.
“Şeyma’ya sevgilerle, Şeyma Akyürek…”

Üçüncü kitabım yayınlanmıştı. Artık ben de kendimi gerçek bir yazar gibi görüyordum. İmza günleri, tanıtımlar için telefonum sürekli çalıyordu.
Tekrar Ankara’dan teklif alınca reddedemedim. Çünkü benimle aynı ismi taşıyan hayranım Ankara’da yaşıyordu ve o günü yine kaçırmayacağına emindim. Bu sefer kararlıydım, onunla tanışacaktım. Ancak telefonu kapattıktan sonra pişmanlık duydum. Kendime hayranımla neden bu kadar çok tanışmak istediğimi sorup duruyordum. Bunun tek nedeni benimle aynı ismi taşıması mıydı? Kendimi çok garip hissediyordum. İçimden bir şeyler beni o kıza çekiyordu.
Kendimi toparlamış, imza günü için hazırlanmıştım. İçim içime sığmıyordu. Sanki çok ünlü birisiyle tanışacakmışım gibiydim.
Bu sefer daha uzun bir kuyruk vardı. Artık daha çok kişi okuyordu beni. Tam Şeyma’nın gelmeyeceğini düşünmeye başlamıştım ki, birisi bana imzalamam için bir kitap uzatmıştı.
“Adın ne canım?”
“Şeyma.”
İşte gelmişti. İçimde çocukça bir sevinç vardı. Ağzım kulaklarımda başımı kaldırdığımda yine onu seçememiştim. Farklı kimse yoktu karşımda. Sanki onu tanıyacakmışım gibi bir his vardı. Ancak tanıdık ne birisi vardı ne de başka bir şey. Şu halime gülerek başımı eğmiştim.
“Şeyma’ya sevgilerle, Şeyma Akyürek…
NOT: Mümkünse beni bekler misin? Seninle konuşmak istiyorum.”
Bunları bir anda yazmıştım. Aklıma gelmemişti böyle çılgınca bir şey yapacağım. Ancak çoktan bunları yazmış ve kitabı uzatmıştım. Tekrar başımı kaldırıp kitabı kimin aldığına bakıyordum. Ancak yine onu görememiştim. Tanışacağım zamanın gelmesi için içimden dualar ediyordum.
Son kitabı da imzalamış ve oturduğum sandalyeden kalkmıştım. Adaşım olan hayranımla tanışacaktım. Yeniden içimi heyecan kaplamıştı. Ancak görünürlerde kimsecikler yoktu. Gittiğini düşünüp üzülmüştüm.
Kitapçıdan ayrılıp arabama binmiş ve Ankara’da satın aldığım evime doğru gitmiştim. Kapıda biri beni bekliyordu. Ancak hava kararmış olduğu için beni bekleyen kişiyi seçememiştim. Biraz yaklaştığımda orada duranın, elinde benim kitabımı tutan bir kız olduğunu fark etmiştim. Kendisine seslenmiştim ancak sanırım beni duymamıştı. Biraz daha yaklaşmıştım ve omzuna dokunmuştum. Yavaş hareketlerle arkasına dönmüştü. Önce çok şaşırmıştım. Sanki aynadaki yansımama bakıyordum. O kadar çok benziyordu ki bana… Sonra bu şaşkınlığımı dizginlemeyi başarmıştım. Sonuçta insan insana benzerdi.
Kendisini içeri buyur etmiştim. Hiç konuşmuyordu. İçeri girdiğinde hızla dönüp bana okkalı bir tokat savurmuştu. Hazırlıksız yakalanmıştım. Canım çok acımıştı. Kendisine bunu bana neden yaptığını sorduğumda, kahkahalar atıyordu.
“Neden mi? Tabi ki bana yaptıkların yüzünden, başka neden olacak?”
“Ben sana hiçbir şey yapmadım. Neler söylüyorsun?”
“Yalancı! Sen bir yalancısın. Ayrıca korkaksın. Gerçeklerle yüzleşemeyecek kadar korkaksın.”
“Bu suçlamaları hak edecek bir şey yaptığıma inanmıyorum. Hemen evimi terk et. Yoksa polis çağırırım.”
“Bak, gördün mü? Yine sorunlarından kaçıyorsun. Bu durumu kendin çözeceğine, yine başkalarına koşuyorsun. Beni tanımadın mı?”
“Hayır. Sadece biraz bana benziyorsun, o kadar.”
“Biraz mı? Sadece biraz mı benziyorum? Ben senim, sen de bensin. Ama aramızda ki tek fark, ben senin gibi korkak değilim. Sen her zaman karşında durmama rağmen beni görmeyi reddediyordun. Artık buna dayanamıyorum. Sana bu kitapları imzalatırken bile kafanı kaldırıp baktığında başkasını görmeyi bekliyordun. Bu nedenle beni hiçbir zaman göremedin.”
Bu karşımda duran kadın delirmişti. Aslında sadece ben öyle düşünmek istiyordum. Gerçekte haklıydı. Ben sorunlarımdan kaçmıştım. Bunu uzun yıllar kendime itiraf etmeye korkmuştum. Ancak şimdi vicdanım bu gidişata dur demek için karşıma dikilmişti. Bu suçlamaların hepsini hak ediyordum.
Ben bütün hayatımın gizlerini satır aralarında gizlemiştim. Çünkü kimse satır aralarına bakmazdı, bu gruba ben de dahildim. Hayatı bir kitap gibi gördüğümü ve onu okuduğumu, bu nedenle bu kadar başarılı olduğumu söylerdim herkese. Ancak ben de diğerleri gibi sadece satırları okurdum. Satır aralarına hiç bakmazdım. Çünkü sorunlarımı oralara gizlemiştim ve onlarla yüzleşmekten korkuyordum. Ama yüzleşme günü gelmişti. Vicdanım yattığı yerden kalkmış ve bana bir tokat atmıştı, silkinmem ve kalkıp her şeyle yüzleşmem için.
“Seni neden buraya çağırdım biliyor musun?”
“Hayır, neden?”
“Geçmişi ne çabuk silmişsin böyle.”
“Ne geçmişi?”
“Sen burada doğmuştun. Senin özgeçmişinde ne yazıyordu, sadece Ankara’da doğduğun. Peki şunlar yazıyor mu, fakir bir ailede geldiğin, onlardan sürekli utandığın, onların çocuğu olmadığını söylediğin, sadece bu hayattan kurtulmak için canla başla çalıştığın, aileni okuldaki veli toplantılarına teşekkürlerürmediğin, herkese zengin biri olduğunu söylediğin… Şu an da içinde oturduğun ev, aslında doğduğun gecekondu yandıktan sonra külleri üzerine kurulmuş bir ev. Bunu aslında sen de biliyordun ama kendine söylemeye korkuyordun. Seni neden buraya gelmeye zorladım sanıyorsun? Sen sadece para için yaşayan birisin. Ailenden seni fakir büyüttüler diye nefret etmiyor musun?”
“Daha fazla dinlemeyeceğim seni. Git artık. YETER!” haykırmıştım.gözlerimi yumup, hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamıştım. Ağlarken uyuya kalmıştım.

Gözlerimi açtığımda annem komşudan utana sıkıla aldığı bir somun ekmekle kahvaltı hazırlıyordu. Bir bağırış yükseldi. “Yine mi ufacık bir ekmek. Bıktım her sabah aynı şeyleri yemekten. Tüm arkadaşlarım kahvaltılarında salam, domates, bal, reçel… yiyorlar. Ben 3 tane zeytin ve ufacık bir ekmekle kahvaltı yapmak istemiyorum artık. Bıktım sizden de, sefil hayatınızdan da.” Yüzümü çevirip baktığımda bunu söyleyenin benim küçüklüğüm olduğunu gördüğümde kalbim duracak gibiydi. Bunları nasıl da unutmuştum. Üniversiteye girmeden önce ki tüm yaşantımı hafızamdan silmiştim. O yoksul hayata dair hiçbir şey hatırlamak istemiyordum. Ancak bunlar benim hayatımdı. Ayrıca hiç suçları olmadığı halde her gün azarladığım kişiler de benim annem ile babamdı. Üniversiteyi kazanıp İstanbul’a yerleşmiştim. Onların yüzünü bir daha hiç görmemiştim.
Terler içinde uyandığımda daha şafak söküyordu. İçimde buruk bir acı vardı. O günden sonra ailemi bulup bir daha onlardan ayrılmamaya ve hayatımdaki tüm yalanları silmeye karar vermiştim. İçimden bir şey kopmuştu sanki bu kararı verince. İçimdeki bu sahtekar kimliğin bir daha dönmemecesine gittiğini hissetmiştim. O gün benim yeniden doğuşum olmuştu.



Ö (lürsem) S (ebebi) S (ensin)



Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
Mesaj Önizleme  Konuyu Gönder 



« Daha Eski | Daha Yeni »


Yazdırılabilir Bir Versiyona Bak
Bu Konuyu Bir Arkadaşına Gönder
Bu Konuya Abone Ol | Konuyu Favorilerine Ekle

Foruma Git:

İletişim - Forumiz - En Üste Dön - Konulara Dön - Arşiv - RSS

www.sitemerkezi.net

iyinet webmaster forumu 2008 seo yarışması | Aşk Şiirleri | Kadın hastalıkları | Grup Hepsi | Favori Forum | FarKVaR | Kahramanmaraş | Ogrish Korku | zeytinburnu | DJ Sound | Emlak ilan | 7den77ye.net

Alexa Certified Traffic Ranking for forumiz.net