Hayat onun için artık durmus durumda. Karar alınıyor Nişan yapılacak bir hafata sonu nisana karar verip. Hazırlıklar yapılıyor. AMA nişan gecesi yengemiz bir polis ile kaçarak Naim Abimizi karanlığın içine atıyor. Naim abi hergün anu arıyor soruşturuyor. Sonra buluyor. Nedeni öğrenmek için ama aldığı cevap Polis arkadaşımızdan temiz bir sopa yiyor yediği dayak degilde
kadının soyledikleri Naim Abiyi yıkıyor.
Naim Abi Kara sevdaya kapılıyor ve Aklını yitiriyor. Manisa Ruh ve sinir hastalıkları hasatanesinde kısa bir tedavi ve salınıyor. Ama Naim abimiz hic konusmuyor sadece saatlerce dısarda dolanarak gunlerini geciriyor.
Gel zaman git zaman Naim abimize büyüklerimiz yardımcı olmak amacıyla birisiyle bas göz etmek istiyorlar onun adına kararları yakınları alıyor. Buldukları kiside Aklını tamamen kaybetmis bir hanım. Boyle bir evlilik yapılıyor. Naim abide hala bir degisiklik yok Bazen kahvehaneye gelip harikalar yaratıyor. Ama yine içine kapanık sürekli yere bakan ve artık kağıt toplayan onurlu bir baba oluyor. Haa sunu da soylemeyi unuttum. Doğan cocukları süper bir zeka dersaneye gitmeden üniversiteyi kazanmak gibi bir başarı göstertiyor.
Terkedip giden ablamıza ne oldu onu hiç kimse bilmiyor ama sanırım tahmin edebilirsiniz. Dengeli bir polis gösterebilirseniz.................
BENCEDE SEVGİLER BOYLE YASANMALI AMA DEGERİNİ BİLENE
AKLIMDASIN
Başımdan geçen ilginç bir aşk öyküsünü anlatmak istiyorum.
Üniversite 2.sınıfa gidiyordum. Gençlik bu ya, başımda kavak
yelleri
esiyor.
Zaman ise benim geleceğin en büyük gazetecilerinden biri olmam için
geçiyor gibime geliyordu. Geliyordu ama ben derslerden çok, arkadaşlarla
üniversite binamızın içerisindeki sahalarda ve ağaçların arasında top
oynamayı, gezmeyi ve arkadaşlarla sohbet etmeyi tercih ediyordum.
Ama itiraf edeyim, özellikle bahar aylarında etraftaki değişimleri,
yeşillikleri geleceğin büyük gazetecisi gözüyle de izliyordum. Eh, gözleme
yeteneğin olacak ve tabiattaki güzellikleri –bayanları- göreceksin de
şairlik taslamayacaksın, aşık olmayacaksın olur mu?
“Öğrenci dediğin fotokopisinden belli olur”,
“Fotokopisiz öğrenci meyvasız
ağaca benzer” öğrenci atasözleri uyarınca vize dönemlerinden bir ay
önce
gördüğümüz derslerin notlarının fotokopilerini bulup almak için Azim
Fotokopi’ye gittim. Azim Fotokopi hemen hemen bizde ki bütün derslerin
dönem içindeki notlarının fotokopilerini çoğaltır ve satardı. Orada
fotokopileri alırken yanımda bizim birinci sınıfta gördüğümüz bir dersin
fotokopisinin olup olmadığını soran bir kız vardı. Fotokopiciden o dersin
notlarının olmadığını öğrenince oldukça üzüldüğünü gördüm. İçimdeki
yardımseverlik duyguları kabardı. Belirtmeliyim ki genellikle güzel
bayanlara karşı her zaman yardımseverimdir. Kıza dönerek:
- “Her halde İletişim Fakültesinde okuyorsunuz” dedim.
- “Evet” dedi.
- “Bizim geçen yıl gördüğümüz Gazete Yazı Türleri dersinin
fotokopileri
bende hala duruyor. İsterseniz onları size ben temin ederim”dedim.
- “Ah, size zahmet olmasın?” dedi.
- “Yok canım ne zahmeti” dedim.
Sonra oradan beraberce konuşarak çıktık. Yolda adını söyledi:
Figen’miş. Neyse biz
böylece tanışmış olduk.
Ertesi gün ders notlarını ona verdim. Kız beni çok etkilemişti. Bir içim
su derler
ya öyleydi. Tabii, beni çok etkilediği içinde bana öyle gelmiş olabilir.
Neyse... Bu
yardım severliğimin karşılığında kız beni ne zaman görse hemen yanıma gelmeye
başladı. Diğer arkadaşlarımla da tanıştırdım onu. Artık çok samimi olmuştuk.
Olmuştuk olmasına ama kıza da tutulmuştum.
Ne yapmalıydım... Düşünüyordum ama bir türlü de karar veremiyordum. Şimdi
kıza
arkadaşlık teklif etsem, yardım etmemin karşılığında ondan faydalanmak
istediğimi
düşünebilirdi. Ayrıca arkadaşlık teklif etmemin diğer arkadaşlarımın hele
hele
Osman’ın kulağına gitmesi... Aman aman ölsem daha iyi. Çünkü bizim
arkadaş
gurubumuzun arasında şöyle bir beddua vardı: “Allah seni
Osman’ın medyatik diline
düşürsün de, manşetlerden inme emi !”
Çok düşündüm bir karar veremedim. En sonunda ona aşkımı mektupla ilan
etmeye karar
verdim. Bu amaçla oturdum ve usturuplu bir aşk mektubu yazdım.
“Bu mektubu kaldığım yerin soğuk duvarlarını ısıtmaya çalışan
yüreğimin her atışında
ismini hatırlatan sıcaklığında yazıyorum. Bir melankoni içerisinde yazmaya
çalıştığım bu satırlar daha çok seven yüreğimin sevilme mutluluğunu
yakalaması için
çabalaması ve belki de karşılıksız bir sevda bataklığına nasıl
gömüldüğünün ifadesi.
Acaba Figen; senin o melekler kadar güzel olarak tasavvur ettiğim hayalini
gönlümden
silip atsam mı diyorum. Yazık olmaz mı sorusu aklıma geliyor. Yazık olmaz
mı aşkıma?
Acaba unutsam sana karşı hissettiklerimi, hiçbir şey yaşanmamış gibi acaba
bir anda
geçen onca zamanın ötesine gidebilir miyim?
Yakalanan bir kuşun esaretten kurtulmak için çırpınması gibi seni görünce
çırpınan
kalbimin atışlarını, yüzümün her kızarışını, benim sana olan tutkumu tavır
ve yüz
ifademden, heyecanımdan, titrememden anlamandan duyduğum korkuları...
unutsam mı?
Böyle bir şey mümkün olsa bile herhalde yaşadığım onca duyguyu bir anda
jiletle
kazıyıp, söker gibi atamam, atmam.
Çevremde çok pişkin, yüzsüz, her şeyi çok rahat ifade edebilen biri olarak
görülmeme
rağmen aslında sevdiğine karşı aşkını ve duygularını ifadeden bile çekinen
utangaç
yapıda biri olarak sevgimi yazı ile belirtme ihtiyacı duydum.
Sana olan sevgimi hoş karşılaman dileğiyle...”
“Yakın çevrenden biri”
Mektubu daktilo ile yazdıktan sonra bir zarfa yerleştirdim.
Figen’in de
aralarında bulunduğu arkadaşlarla okulun önünde sohbet ederken lavaboya
gitme bahanesiyle gidip sınıfta Figen’in ders notlarını tuttuğu
ajandanın
içine koydum ve sonucu beklemeye başladım.
Ertesi gün üniversitenin ana binasında bulunan yemekhaneye giderken Figen
bir ara
yanıma yaklaştı ve:
- “Yükselciğim san bir şey söyleyeceğim ama aramızda kalsın.
Aramızdaki samimiyetten
bir tek sana söylüyorum” dedi ve devam etti “Yahu dangalağın
bir bana bir mektup
göndermiş” dedi.
- “Şaka mı yapmış mektupta?” diye sordum.
- “Şaka mı bilmiyorum ama mektupta bana tutulduğunu, aşık
olduğunu...
falan filan yazmış işte. Yani oldukça duygulu bir dille bana ilan-ı aşk
ediyor
herif” dedi. Ben de:
- “Peki kim bu herif”dedim.
- “Ne bileyim, ismini yazmamış ki! Ama
yazdıklarından bir
şeyler çıkarmaya çalışıyorum. Bir iki tahminim de var” deyince
heyecanlanarak;
- “Peki kim olabilir” diye sordum.
- “Tahminime göre bizim gruptakilerden biri ve...
Neyse ismini
de sonra öğrenirsin Yüksel” dediği sırada diğer arkadaşların da
yanımıza gelmesiyle
sözünü keserek onlarla konuşmaya başladı.
Beni bir merak sarmaya başlamıştı. Acaba tahmini ben miydim de
tavırlarımdan öğrenmek için konuyu bana açmıştı. Anlamış mıydı acaba...
İçim içimi kemiriyordu; mektup yazmasa mıydım. Eğer gerçekten benim
yazdığımı anlamışsa ve benimle bir daha konuşmazsa ne yapardım. Belki hem
bir arkadaşı yitirecektim, hem de sevdiğim kızı.
Bu arada şeytan da dürtüyordu beni bir mektup daha yaz diye. Bu
sefer
duygularımı daha açık belirtecektim. Bu düşüncelerle tekrar daktilonun
başına geçerek yazmaya başladım:
“Figen; şu an sana söylemek istediğim ama
söyleyemediğim duygular
var ya, o duyguları sana bir sahilde hafif bir yağmur çisiltisi
altında ıslanırken ve deniz dalgalarının, martı sesleriyle
birleşerek oluşturduğu o nefis fon müziği eşliğinde dans ederken
söylemek isterdim.
Bilmem sen hiç birşeyi, pek çok şeyi kaybetme pahasına daha doğrusu
yüreğin
pahasına satın almak ister misin? Bil ki ben yüreğimi sana, senin için
satmaya hazırım.
Keşke sana olan aşkımı, seni görünce hissettiğim duyguları gözlerinin
derinliklerinde köşe kapmaca oynarken anlatsaydım. Acaba anlatabilir miydim?
İnsanlar madde ve mana arasında, denizde salınan tekneler misali
gelip
giderken; ben kendimi sevdama kucak açmış, senin gönül limanında demirlemiş
olarak bulmak isterdim. Sana bağlanmak sarılmak ve ..
Hayali bile yaşadığım hayatın sahte yaşantısından daha gerçek ve daha güzel.
Mektubuma çok sevdiğim, güzel bir söz ile son vermek istiyorum:
“Sevsen,
sevilsen ve sevilebilir olsan”
Beni sevilebilir biri olarak görmen dileğimle...
“Yakın Çevrenden Biri”
Mektubuma ek olarak da “Figen’e” diye ithaf
ederek yazdığım:
AKLIMDASIN
Papatya açmış kırlardan
Peygamber çiçeklerinin sarısından
Kekik otlarının kokusundan
Doyasıya içime çektiğim sen!
Belki değilsin, belki farkındasın
Sen benim hep aklımdasın
Turnalarla gönderdim sana
Gönlümde yetiştirdiğim gülleri
Yalancı gönüllerde
Karanlık tünellerde
Aşkı aramaya çalışırken sen
Senin aşkını hayat gibi yaşardım ben
Belki aşkıma uzaksın, belki yakındasın
Sen bilmesen de hep benim aklımdasın !
Şiirimi de zarfa koyarak bu sefer postaladım.
Ertesi günde dedemin vefat ettiği haberi geldi. Alel acele
Gümüşhane’ye
gitmek zorunda kaldım. Bir hafta sonra döndüm ve okula gittim. Figen beni
görünce hemen gülerek yanıma geldi ve:
- “Yüksel hani bana biri aşk mektubu yazıyor demiştim ya
işte ondan ikinci
bir mektup daha geldi. Bir de bana ithaf ederek yazdığı şiirini koymuş. Çok
etkilendim.”
- “Peki kim olduğunu bulabildin mi?” diye sordum. O da:
- “Sana bir iki tahminim var diyordum ya... Artık emin
oldum.”
- “Emin mi oldun, peki kim?” diye heyecanla sordum
- “Hiç tahmin edemezsin... Osman!” dedi.
- “Osman mı?” dedim şaşırarak
- “Tabii... Yakın çevremden biri, çok pişkin,
yüzsüz, her şeyi
çok rahat ifade edebilen biri olarak görünen başka kim olabilir?”
deyince şaşkın,
yıkılmış bir ifade ile:
- “Çok şaşırdım” dedim.
- “Şaşır, şaşır ... Dahası var. Emin olunca ben
gittim ona
ondan hoşlandığımı belirttim. Yazdıkları beni çok etkilemişti. Ayrıca çok
utangaç,
ona kalırsa bana hiç açılamayacak ve beni sevdiğini söyleyemeyecek... Bu
sebeple ona
ben açıldım. O da benden hoşlandığını fakat benim seninle olan
diyalogumuzdan ve
samimiyetimizden dolayı ikimizin arasında bir şey olduğunu sandığından bana
açılamadığını söyledi. Düşünebiliyor musun ayrıca ikimizin arasında bir
şey var
sanıyormuş” dedi.
Çok şaşırmıştım. Ne diyeceğimi bilemiyordum. Sonunda;
- “Senin adına sevindim. Nihayetinde sana mektupları yazanı
da bulmuş oldun
böylece” dedim ve yanından ayrıldım.
Bir yanda sevdiğim kız Figen diğer yanda en yakın arkadaşlarımdan Osman
vardı. Ve
ikisi de benim aşk mektuplarım sonucu... Tam bir çöküntü içerisindeydim, ne
yapacağımı bilemiyordum. Bu hal içinde iki hafta okula gitmedim, hatta
gidemedim.
İki hafta kadar sonra okula gidince bu sefer Figen ve Osman bir
ara yanıma
geldiler. Osman bana:
- “Yüksel seni yemeğe götürüyoruz. Orada sana bir de
süprizimiz var” dedi.
Ben de:
- “Osmancığım bugün olmasa” deyince, Figen:
- “İtiraz etme hakkın yok. Çünkü seni son zamanlarda
hiç göremiyoruz.
Okula uğramıyorsun bile” dedi ve kolumdan çekerek dışarı doğru
sürükledi.
Benim isteğim üzerine Karadeniz Pidecisine gittik. Yemek
siparişini verdik.
Bu arada ben sohbet esnasında elimden geldiğince espiri yapmaya, güleç
olmaya çalışıyordum.
Konuşma esnasında Figen bir ara bana dönerek:
- “Sana bir srprizimiz var demişti ya Osman; şimdi onu
söyleyeceğim sana.
Biz Osman’la nişanlandık. Osman’ın romantik, duygusal
mektuplarına dayanamadım. Ben
de ona duygusal olarak karşılık verdim ve...” derken Osman söze
girerek:
- “Ne saçmalıyorsun, ne romantik, duygusal
mektupları...” diye Figen’in
sözünü kesince ben de Osman’ın sözünün devamını getirmesine fırsat
vermeden hemen
sözünü kesmek ihtiyacını hissettim:
- “Demek ki Figen sendeki romantik, duygusal
yönleri keşfetmiş
ve sana tutulmuş. Çok şanslısın Osman; Figen’in kıymetini
bil” dedim.
Yemekten sonra Osman’ın ellerini yıkamak için lavaboya
gittiği sırada
masadaki peçeteyi aldım ve Figen’e dönerek sessizce:
- “Bu günün anısına bu peçeteye duygularımı
yazıyorum. Çıktıktan
sonra yazdıklarımı oku ve sonra da yırt tamam mı?” dedim. Figen
meraklı bakışlarla
başını evet manasına salladı.
Ben peçeteye O’na ithaf ederek yazdığım şiirin nakarat bölümü olan:
Belki aşkıma uzaksın, belki yakındasın
Bilmesen de, sen benim hep aklımdasın
Ve altına da: “Allah’tan Osman’a ve sana mutlu bir yuva
ve mutlu yarınlar diliyorum.”
“Yakın
Çevrenden
“Yüksel”
notunu yazdım. Notu yazdığım peçeteyi katlayarak Figen’in eline
tutuşturdum.
Osman da yanımıza gelince;
- “Sizin bu mutlu haberinize çok sevindim İnşallah Allah
tamamına erdirir”
dedim ve devamla “Bu gün de aslında çok işim vardı. Sizinle buraya
gelince unuttum
hepsini. Şimdi gitmem lazım; anlayışla karşılayacağınızı umuyorum”
dedim.
Birlikte dışarı çıktık ve tokalaşarak yanlarından ayrıldım. Bir
süre sonra
dönerek arkama baktım Figen peçeteyi yırtıyordu ve gözleri yaş doluydu.
Benim onlara baktığımı görünce gözlerini silerek bana el sallamaya başladı.
Bir daha arkama bakmaya cesaret edemeden gözlerimde beliren yaşlarla oradan
uzaklaştım.
Bundan tam 9,5 ay önce onunla kar$ıla$mı$tım,o farketmi$ti beni..Yanıma gelip büyük bir cesaretle gözlerin çok güzel deyip uzakla$mı$tı yanımdan.Sonra çalı$tığım yere gelip bir arkada$ımı devreye sokup tanı$mı$tık.Beline kadar saçları küçücük elleri vardı,daha 17 ya$ında ama duru$u ve tavırlarındaki olgunluk beni etkilemi$ti.Yüzü o kadar tatlıydıki.Bundan önce a$ık olduğumu sandığım insanlara aslında a$ık olmadığımı farkettim onunla ili$kimiz ba$ladığında.Hani derler ya a$k sarho$luğu ben onu ilk defa onda tattım.İkimizde ne olduğunu anlam verememi$tik,o beni istiyordu bende onu ve bunu herkeresinde birbirimize söylüyorduk.Resim kurslarına giderdi sabahları erkenden kalkıp,her sabah erken kalkar onu ben bırakırdım kursuna.Çevremizde o kdr çok arkada$ımız vardıki herkes bize gelp siz ne kdr çok birbirinize yakı$ıyorsunuz derdi.Bizde tebessüm edip gurur duyardık bundan.Üniversite olarak izmir'i istiyordu ben de izmir'i çok istiyordum kazanmasını çünkü ailem 1 sene içinde oraya ta$ınacaktı ve izmir'de teyzemler vardı onu istediğim zaman gidip görebilecektim ve Allah'tan hep istediğimiz oldu izmir'i kazanmı$tı hemde 9 eylül güzel sanatları.Sınav ko$turmalarında 1 ay yoktu bende bulunduğumuz $ehirden geri ailemin yanına dönmü$tüm.O da kazandıktan kısa bir süre sonra tanı$tığımız $ehirden ayrılıp izmir'e yerle$ti.Hergün özler, hergün telefonda saatlerce konu$urduk.Bir sorun ya$adığımızda kar$ılıklı oturup hep çözüme kavu$tururduk..Taki $u 1 hafta öncesine kadar.Onu çok kıskanırdım,bu benim karakterimde var,elimde değildi.Bazen gitmemesini isterdim bazı yerlere,bazen bazı $eyleri yapmamasını isterdim ve bu patlak verirdi onun tarafından.Sıktığımı söylerdi.Hak verirdim,haklıydıda.Nasıl olduysa kendimi kontrol etmeye ba$ladım,sıkmamaya ona birtakım engeller koymamaya rahat bırakmaya ba$ladım.Bu zamanlarda da neredeyse her ay yanına gider beraber aynı evde kalırdık.Hep istediğimiz olmu$tu hep $ükrettik.Yılba$ı ak$amında olmayı istemi$tim yanında o dahi olmu$tu.İlk defa yılba$ı ak$amı sevdiğimin yanında güzelim izmir'de sadece 2'mizdk.Sanki mutluluktan uçuyorduk ama o ak$am karnıma ağrılar girdi ve geceyi mahvettim benim karın ağrım eve dönmek zorunda kaldık.Fakat eve dönmek için tam 1 saat alsancakta otobüs beklediq balçovaya gidebilmek için ve bu sürede karnım delirmi$ti ayakta duramıyordum ve hava soğuktu.Bana tüm vücuyduyla sarılıp,tam 1 saat boyunca ısıttı beni.Kendi kendime dedimki o benim her$eyim o benim tek sewdiğim hayatımın tek anlamı dedim ve ili$kimiz ba$layalı 8 ay olmu$tu.Bunun gibi birçok güzel anlarımız oldu.En son 1,5 ay önce yanındaydım.Okulu tatile girmi$ti ve evlerimize beraber döndük fakat yarı yola kadar.Çünkü o bursaya bense gönen'e dönücektim.Balıkesir merkezde ayrılmak zorundaydık.Gözlerimden gitmiyor o sahne.Bana sarılıp ağlamaya ba$lamı$tı.Daha öncede giderken ağlamı$tı ama bu sefer çok dokunmu$tu.Güçlükle ayakta duruyordum,zor tuttum kendimi ağlamamk için çnkü ağlamamı hiç istemezdi.Son bir defa bakıp otobüse bindi ve gitti..Bu onu son görü$ümdü..Ailesinin yanında 1 ay kaldı.4-5 gün önce tekrar izmir'e döndü.Bu süre zarfında yine kavga etmi$tik bir kaç defa telefonda ama yine çözdüğümüzü dü$ünüyordum.Son günler bana soğuk davranmaya ba$ladı,nedenini sordum dün ona.Ne oluyor bebeğim bize dedim?bebeğim derdim hep ona o da bana meleğim derdi..Söylemek istemedi ba$tan neden böyle davrandığını ve diretince kelimeler döküldü,her cümleler ağzından çıkı$ında beynime yıldırımlar dü$üyordu,elim ayağm çözüldü.Yapamıyorum dedi olmuyor dedi..Ne olmuyor dedim?Yapamıyorum bu sevgi bana ağır geliyor dedi.Denedim olmuyor dedi.Bunu bana diyen,beni hiç bırakmayacağını,benim e$im olacağını,seninle varoluyorum diyen bebegimdi.ağlamaya ba$ladı.Affet beni dedi.Ne olduğunu anlamamı$tım bile.ya$adığımız 9,5 ay gözlerimin önünden geçti bi anda.nasıl olurduda sevgim ona ağır gelirdi?hemde o kdr çok sevdiğini söylerken.ba$ka bir$eymi var dedim.Yok dedi.Bana yalan atmaz onu çok iyi tanıyordum.Neden buysa buydu.Oturup konu$alım dedim nerden çıktı bu dedim,elbet çözümü vardır dedim.Dinlemedi.Bir $ans vermicekmisin bunca ya$adıklarımızın hatrına dedim.Hani sen demedinmi a$kı,a$ık olmayı,sevmeyi,sevilmeyi,bağlanmayı,sarılmayı sende öğrendim diye..hani nerde her gittiğimde daha önceden yazmı$ olduğun mektuplardaki sevgin?Nasıl olurda da çekip gitmek isterdi?Hayatta hep güçlü olmayı denedim ama onun kar$ısında olamadım ve yalvardım gitme diye.Senle hayat buluyorum dedim ve bunu hep söylerdim ona.Gidersen mahvolurum dedim.Çünkü o da biliyordu geleceğimi dahi onun üzerine kurmu$tum.Her$eyi planlamı$tım.Bütün planlarım bütün her$ey mahvoldubeni yanına çağıracağını beklerken o çıkıp gitmek istediğini söyledi,hemde ona gidip o güzel yüzüğü almı$ken..pembe kesenin içindeki o tatlı yüzük..belkide onu o küçük parmağına takmak hiç nasip olmucak
içim acıyor,uyuyamadım neredeyse hiç,gideli 1 gün bile olmadı,o kadar doluyumki..Evin her kö$esinde bir çocuk gibi ağlıyorum.Kabul edemiyorum,beni sevdiğini çok ii biliyorum.Aklıma kötü $eyler geliyor.Zor dayanıyorum $u an.İnancım ayakta tutuyor beni.Kur'anımı açıp okudum belkide okumasaydım hiç yatı$amıcaktım belkide buraya içimi dökme $ansım hiç olmucaktı,ben hiç olmucaktım bugünden sonraBuraya neden yazdığımı bilmiyorum,$u an konu$acak kimse yok,gözya$larıma engel olamıyorum.korkuyorum hemde çok korkuyorum.Allah'tan hep onu istedim..Hala onu istiyorum..Bana dönmesi için her$€yi yaparım..küçücük bir umutla ya$ıyorum,son sabrımla ya$ıyorum..sabrımın bittiği yerde bende bitmi$ olucam ne ruhum ne de kalbim bunu kaldırır olucak.buraya birgün ölmek istediğimi,bebeğimin artık benim bebeğimin olmadığını,gittiğini yazacağımı hiç dü$ünmedimnolur beni anlayın..
Admin ve Modların İzniyle Buyrun yaşanmış Bir Hikaye...Bu Bölüme İlk Ben yazıyorum devamın gelmesi dileğiyle...Bu arada Hayırlı olsun
Zamanın birinde bir kasabada yaşayan dünyalar güzeli bir kız varmış.. Bu kız öyle güzelmiş ki çok uzak şehirlerden ve ülkelerden çok zengin, çok yakışıklı, asil pek çok delikanlı onu görmeye gelirmiş.. Kendisiyle evlenmek isteyen nice prensi nice şovalyeyi reddeden güzel kız kimseleri beğenmezmiş...
Bu arada aynı kasabada yaşayan ve bu kıza aşık olan genç bir delikanlı da bu kızı istemiş... Ama kız onu da reddetmiş...
Aradan uzun yıllar geçmiş.. Bizim delikanlı kasabadan ayrılmış...Kendine başka bir hayat kurmuş ve evlenmiş, çoluk cocuğa karışmış... Birgün yolu bir zamanlar yaşadığı güzel, küçük kasabaya düşmüş..
Orada tanıdık birine rastladığında aklına bir zamanlar orada yaşayan dünyalar güzeli kız gelmiş ve ona ne olduğunu sormuş... Yaşlı adam önünde gül bahçesi olan bir evi göstererek kızın evlendiğini söylemiş.. Bizimki bir zamanlar herkesi reddetmiş olan kızın kocasını pek merak etmiş...
Bir gün gizlenip kocasını evden çıkarken görmüş... Kızın kocası şişman, kel ve çirkin mi çirkin bir adammış... Üstelik zengin bile değilmiş.. Çok merak eden adam kocası gittikten sonra evin kapısını çalmış.. Kız kapıyı açınca kendini tanıtmış ve neden böyle bir adamla evlenmiş olduğunu sormuş.. Kız da ona arkasındaki gül bahçesinden en güzel gülü koparıp getirirse cevabı vereceğini bu arada tek şartının bahçede ilerlerken geriye dönmemesi olduğunu söylemiş...
Adam da bunun üzerine yüzlerce güzel gülün olduğu bahçede ilerlemeye başlamış... Birden çok güzel sarı bir gül görmüş.. Tam ona doğru eğilirken biraz ilerde kocaman pempe bir gül gözüne çarpmış... Tam ona uzanırken daha ilerde muhteşem güzellikte kırmızı bir gül goncası görmüş...
Derken bir de bakmış ki bahçenin sonuna gelmiş ve mecburen oradaki bir gülü koparıp kıza götürmüş... Bahçenin en güzel gülünü getirmesini beklerken kız bir de ne görsün yaprakları solmuş cılız bir gül..
Bunun üzerine adama dönen kız şöyle demiş : "Bak gördün mü? Her zaman daha iyisini bulmak isterken ömür geçer ve sen en kötüsüne razı olmak zorunda kalırsın.. Bu yüzden gençlik elden gitmeden elindekiyle yetinebilmeyi öğrenmek gerekir.."
Arkadaslar bundan kısa süre önce bi kızla birlikteligim oldu.(isim flm vermiycem burda)Neyse gün geldi ve artık ilskinin zevk vermedigini ve ayrılmak istedigimi söyledim kız tutturdu ben senden ayrılmam diye ayrılcam diyodum baslıyou aglamaya sinir krizleri gecirmeye sırf beni görmek icin bizim okula flm geliyodu.Neyse güc bela ayrıldım kızdan bu seferde sürekli telefonuma mesajlar sensiz ben hicim seni özlüyorum flm tarzı.Artık en sonunda aradım kızı actım agzımı yumdum gözümü allah ne verdiyse söyledim ve ancak öyle kurtuldum kızdan
Siz siz olun bi insanı iyice tanımadan sakın birlikte olmayın ben oldum basıma gelmeyen kalmadı...
Bir söylenceye göre düşman iki ailenin çocukları olan Ali ile Zehra biribirine ölesiye sevdalıymışlar. İki genç daha çocukken ailelerinin düşmanlığına rağmen, gönül verip sevmişler biribirilerini. Aşkları, gökle- yerin aşkı kadar büyük, çiçekle suyun-aşkı gibi temizmiş.
Günler gecelere, geceler günlere akıp giderken, herkes aşkına göre almış hisesini hayatın pınarından.. Yıllar su gibi akıp gitmiş, Ve yöre de herkesin dilinde Zehra kızın güzelliği söylenir, Zehra kızın güzelliği konuşulur olmuş. Taa.. topuğuna kadar inen saçları, simsiyah gözleri, inci dişleri, kıpkızıl dudakları, pembe yanakları ve tanrı heykelleri gibi kusursuz bedeni ile perileri kıskandıracak kadar güzel ve alımlıymış…
Derken Ali ile Zehra büyüyüp evlenme çağına erişmişler ama evlenmelerine her iki tarafta bir türlü razı olmamış. İki düşman aile arasında kavgalar başlamış, günlerce silahlar patlamış…
Zehra ile Ali de çevrelerine aşklarını, biribirine bağlılıklarını kanıtlamak için evlerini terkedip iyi yürekli bir çobanın yardımıyla uzak bir vadideki mağaraya gizlenip yıllarca orada barınmışlar.
Zehranın kardeşleri her yeri aramış taramışlarsa da hiç bir yerde izine rastlamamışlar. Epey bir zaman yabani meyveler, bitkiler, kökler yiyerek ve geceleri çobanın köyden taşıdığı yiyeceklerle yaşamını sürdürmüşler...
Dolunaylı gecelerde iki derin vadi arasındaki mağaranın önünde oturup, alt tarafından çağıl çağıl akan sulara bakarak dağlara, taşlara türküler yakmışlar.
Zehra kızın saçları gece, gözleri yıldız, bakışları gökkuşağını andırırmış. Baktıkça rengarenk bir ahenk sararmış vadinin içini… Her sabah gün burada aşkla başlayıp, aşkla bitermiş… Kuşların inceden soluyuşu, ağacların nazlı nazlı sallanışı, yaprakların hışırtısı bir başka güzelleştirirmiş çevreyi… Renk renk, desen desen çicekler içinde, pınarların da akışıyla bu renk ve ahenk harmonisi, iki gönül coğrafyasının ve iki yurek ikliminin mutluluğuyla uzayıp gitmiş günler.
Genç adam sevdiği kıza her gün hayran hayran bakarak sazına sarılıp türküler dizermiş ırmaklara… Dağ, taş dillenirmiş sesinde… Sevdiğinin gözleri denizin incileri, dişleri mercan, saçları gecenin karanlığı, gülüşü bahar gülü kadar güzelmiş, güldükçe cangülleri saçılırmış dağa, taşa…
Sonra Zehra kızın kardeşleri iz sürüp yatmışlar pusuya. Herşeyden habersiz dağlara, kayalara saz çalıp sevdiğinin ceylan gözlerine türküler söyleyen Ali tek kurşunla kayadan aşağı yuvarlamışlar.
Ağıt yakıp saçlarını yolan Zehra kız Ali nin acısına dayanamayıp ümitsizliğe kapılarak oda kendini aynı uçurumdan aşağı bırakır.
İkisi yan yana gömülür. Sonraları kızın baş ucuna ak, erkeğin başucunda al bir gül fidanı çıkar ve her bahar yeşerip biri ak biri kırmızı gül açarak biribirine sarılarak tekrar kavuşurlar hiç ayrılmamak üzere....
Yelpınarın suyu gövdelerine değdikçe ağlamışlar, iri iri yaşlar süzülmüş yapraklarından… Beyaz duvağını takıp tomurcuğuna, ağıtlar yakmışlar kayalara dönüp sırtını munzur dağına. Ne zamanki acısı, ne zamanki hasreti işlemiş kayalara Zehra kızın, paramparça olmuş kayalar, her parça kızıl bir ağgül olmuş kanamış. Yıllarca pınarlar kan akmış… Tarifsiz bir acı çökmüş her yana…
İşte o gün bu gündür her bahar biribirine kenetlenen bu iki çiçeğin olduğu yerde ağlama ve inilti sesleri duyulur geceleri… Halk arasında mağaranın önünde gömülü olduğuna inanılan bu iki sevgilinin aslında ölmediklerinin, onların değişik zamanlarda değişik şekillerde göründüğüne dair rivayet edilir. Halk arasında hala iki sevgilinin, iki çiçeğe dönüşerek yaşadıklarına inanan yörenin gençleri. Bu söylentilerin de etkisiyle olacak ki, her bahar mağarayı ziyaret ederek dilek tutup kısmet ve murat duası ederler...
Rüzgarın sesi bu yörelerde her gece yaşanmış efsaneleri fısıldar. Bazen yaşlı bir ninenin anlattığı masalda dillenir, bazen de bir sazın tellerindeki ezgide