Pythia geleceği önceden görmez�
�Peki ne yapar?�
�Sadece geleceği hatırlar�
�Geleceği hatırlamak mı? Bu saçmalık da nereden çıktı?�
�Saçmalık değil, bir tane büyük kitap var, Pythia onu okur ve geleceği söyler�
�Nasıl bir kitap bu? Anlamadım? Pythia kim ya da ne?�
�Yazılmış ve yazılacak bütün kitapların içinde olduğu bir kitap. Yani bütün kitapların kitabı. Pythia da, eski Delphi tapınağının baş rahibesi, bir kahin...�
�Epey kalın olmalı, yani kitaplıkta yer bulmak sorun olmuyor mu?�
Neşeyle kahkaha atıyor
�Hayır kalın değil, yani eski telefon rehberleri ya da kütüphanelerde bir tahta bloğun üstünde duran Webster sözlüğü gibi bir şey değil. Aksine kuantum kitabı çok incedir, 0.00001 mm kalınlığındadır. Dünyanın en ince kitabıdır ama tabi cildi biraz kalın, 18 km kadar.�
�Yazılmış ve yazılacak olan tüm kitapların içinde olduğu bir kitap için çok ince, özel bir kağıt kullanıyorsunuz sanırım�
Tekrar neşeli bir kahkaha ortalığı çınlatıyor.
�Kağıt yok tabi ki, sadece seksen tane deli kripton atomu�
�Süperman nerede peki?�
�Bilemiyorum, her zaman olduğu gibi Louis Lane�i etkilemek için numaralar yapıyordur.�
Bu sefer kahkaha atma sırası bende. Konuğumun boşalmış fincanına çay ekliyorum. Benden randevu almak için epey uğraştı, güzel bir çayı fazlasıyla hak ediyor.
�Peki, anlatın kafanızdaki fikri. Mini etekli güzel bir bacaktan sonra beni en çok heyecanlandıran şey yeni fikirlerdir.�
�Aslında fikir oldukça basit ama uygulaması çok zor olduğu için şimdiye kadar uygulanamadı.�
�Dinliyorum..�
�Hayali bir baskı makinesi düşünün, bir tür daktilo gibi. Yalnız bu daktilonun harfleri bir diskin üzerinde sıralanmış halde. Bakın şunun gibi� deyip cebinden neredeyse bir sihirbazın hızıyla bir ****l disk çıkartıyor. Oldukça ince bir silindir olan ****l diski elime alıp inceliyorum. İnce alüminyum alaşımdan bir disk. Diskin çeperinde, eşit aralıklarla dizilmiş kabartma harfler ve noktalama işaretleri var. A harfinden başlayıp boşluk karakteri için bırakılmış yere kadar parmağımla geziniyorum. a b c ç d e...z , . ; + - diye gidiyor ve ortasında kamalı bir delik var.
Sanki ufak deliğin ne işe yaradığını merak ettiğimi anlamış gibi hemen açıklamada bulunuyor.
�Bu ****l disk uzun bir çelik milin üstüne geçecek, sonra yanına bir tane daha, bir tane daha, toplam seksen tanesi yan yana dizildiğini varsayın. Her biri diğerinden bağımsız olarak dönebiliyor�
�Peki sonra?�
�İlk başlangıç konumunda bütün ****l diskler üzerlerindeki a harfleri kağıda gelecek şekilde konumlanır. ****l disklerin üzerindeki harflerin mürekkepli olduğunu ya da bir daktilo şeridinin disklerin önünden geçtiğini varsayın. Çelik mil kağıda bastırıldığında harfler kağıda geçecektir. Bu bizim büyük kitabımızın ilk satırıdır, yani seksen tane a harfi�
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
Oldukça basit olmasına rağmen bir satır dolusu �a� harfinin olduğu bir sayfayı önüme koyuyor. Tarzan�ın çığlığına benzer bir harf kalabalığına bakıyorum.
�bir sonraki aşamada çelik mil bir satır aşağıya kayar, ilk 79 disk sabit kalırken en sağdaki, en son disk b harfine gelecek şekilde bir harf döner.�
Hemen ikinci bir kağıt çıkartıyor. 79 tane a ve bir tane b.
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaab
�Sonra üçüncü satıra geçer. Bu sefer en sondaki disk c harfine gelir. Sonra da ç ve d.
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaac
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaç
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaad
En sondaki diskin üzerinde tüm harfler ve noktalama işaretlerini sırayla bastıktan sonra 79. disk b harfine kayar. �
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaba
ve sonra 80. disk tekrar üzerindeki tüm harflerini basar. Bu sefer 79. disk c harfine geçer ve işlem tekrar eder.
Uzun açıklama bana sıkıntı vermişti. �Yani bir sütuna gelebilecek tüm olası harf kombinasyonlarını deneyeceksiniz. Ama böyle bir baskı makinesinin tüm olası harf ve karakter kombinasyonlarını denemesi için 50 üzeri 80 satır basması gerekli değil mi?
�evet haklısınız, tüm olası kombinasyonlar o kadar ediyor. yani yaklaşık olarak 8.27 çarpı 10 üzeri 135 satır olması lazım. Bir sayfa yaklaşık olarak 40 satır olduğuna göre, 20 çarpı on üzeri 134 sayfa basması gerekir.�
�tüm bir evrendeki atom sayısının yaklaşık olarak 1 çarpı on üzeri 57 olduğunu hatırlatmak isterim size. Tüm atomları birer sayfa gibi kullansanız bile bu kitabı basamazsınız. Hiç bir yayınevi kabul etmez�
İkimiz de gülümsüyoruz.
�Kitabı basmamıza gerek yok ki! Sayfalar sadece açıldığında var olacağından, okununcaya kadar kitap hiç olmayacak: yani var ama aynı zamanda yok�
Düşünsenize bir! Varsayalım elimizin altında böyle bir kitap var. Bu kitap herşeyi ama herşeyi içerecektir. Adını bile bilmediğiniz lokanta mönülerinden tutun da, JFK suikastinin açıklanmayan sırrına kadar her şey. Hatta sizin henüz yazmadığınız öyküleriniz bile bu kitabın içinde olacaktır.
�Oldukça ilginç görünüyor. Peki bu kadar büyük bir kitabın içinde nasıl arama yapacaksınız. Yani daha basit konuşursak sayfaları nasıl çevireceksiniz? Kitabın içinde anlamlı metinler olduğu gibi, dediğiniz olasılık hesaplarına göre bir sürü de hiç bir anlamı olmayan metin çıkacak. Demin yazdığınız aaaaaaaaaaaaaa...b gibi�
Bu soruyu beklediği her halinden belli. Daha sözümü bitirir bitirmez cevaplıyor.
�Einstein-Podolsky-Rosen paradoksunu biliyorsunuzdur?�
�Evet, hatırlıyorum. Sanırım, Einstein�ı çok rahatsız etmişti zamanında. Aynı spinli elektronlarla ilgiliydi�
�Evet, evet. Aynı spinli kardeş elektronlar, ne kadar uzak olurlarsa olsunlar, diğerinin değişen spin açısını aynen kendisine uyguluyor. Arada iletilen bir mesaj varsa, yani diğer elektronun spin açısının ne olduğu, bu mesaj anında iletiliyor, ışık hızından daha hızlı. Bildiğiniz gibi, görecelik kuramına göre hiç bir şey ışık hızından daha hızlı gidemez.. �
�Son çıkan Audi A11�e bindikten sonra bu fikrinizi değiştireceğiniz sanıryorum�
Gülümsüyor.
�Einstein saklı değişkenler diye bir şey ortaya attı ama kimseyi mutlu edemedi. Ortada iletilen bir mesaj yoktu, sadece elektronlar diğer kardeş elektronların kaderini önceden biliyorlardı. Hem bir açıklama getirdi, hem de kendi teorisini büyük bir beladan kurtardı. En azından geçici olarak.
Her neyse. Einstein-Podolsky-Rosen paradoksuna benim gibi farklı bir açıdan bakabilirsiniz. Saklı değişkenler fikri elbette saçma, ona itibarını veren Einstein tarafından söylenmiş olması. Elektronun geleceği bir yere kaydedilmiş olamaz. En basit açıklama en doğru olandır.�
�Demek Okham�ın usturasını kullanacağız�
�Evet her zaman ki gibi, biliyorsunuz en keskini o�
�Einstein-Podolsky-Rosen paradoksuna, paradoks olarak bakmayın. Buna bir tür, Kuantum kardeşliği ya da ortak anlamdaşlık diyelim.�
�Kuantum kardeşliği ve ortak anlamdaşlık mı? Bakın bunun oldukça çarpıcı olduğunu kabul ediyorum ama hiç de bilimsel değil. Daha çok,hmmmm nasıl desem, sanki post-modern bir şiirden alıntı gibi, epey bir marihuana içildikten sonra yazılmış gerçeküstü metinler�
�Haklısınız. Aslında ortada paradoks falan yok. Kim demişti hatırlamıyorum ama şöyle bir söz vardı, �paradoks, dikkat çekmek için ters duran bir gerçektir�.
�Bu paradoksun fazla dikkat çekmek istediği aşikar çünkü tersinin tersinde duruyor gibi
�Sizinle tartışmayacağım. Teorimiz şu, birbirleriyle dolanık halde ve farklı kuantum değerlerinde bulunan atomların belli bir bölümü, belirli bir kuantum durumuna getirilirse eğer, diğerleri de kuantum kardeşliği ve ortak anlamdaşlık ilkesine uygun olarak, tıpkı einstein-podolsky-rosen paradoksunda olduğu gibi belirli bir kuantum durumuna geçiyorlar. Sonuçta bu kuantum dizisini oluşturan tüm atomlar, kunatum kardeşliği ilkesine göre ortak bir anlamdaşlıkda oluyorlar
Bu ne demek? İnanın hiç bir şey anlamadım
Üstünlüğü eline geçirdiğinden olsa gerek, memnuniyetle gülümsüyor.
Hayali kuantum kitabımızda, hayali sayfaları nasıl çevireceğimizi sormuştunuz demin
Evet, sayfaları nasıl çevireceksiniz, çöp metinden anlamlı metini nasıl ayıracaksınız, en önemlisi de bu devasa kuantum kitabında, adı her neyse işte, anlamlı bir metni nasıl arayıp bulacaksınız? Geleceğimi öğrenmek isterim elbette ama geleceğimi geldikten çok sonra öğrenirsem ve bunun için milyarlarca yıl beklersem anlamı kalmaz, di mi?
Elbette haklısınız, zaten öyle olsaydı burada olmazdım. Bakın, demin anlattığım ilke şunu açıklıyor, hayali kuantum kitabımızda bir metni oluşturan harflerden bir kısmını, o harflere denk gelecek şekilde kuantum durumuna sokarsanız, diğer atomlarda ortak anlamdaşlık ilkesine göre anlamılı bir metin oluşturacak şekilde uygun kuantum durumuna geçiyorlar, yani tüm anlamlı metni bulmak için metinin içindeki bir kısmı yazmak yeterli, geri kalan kısmı kuantum kitabı kendi yazıyor
Nasıl? Bu mümkün olamaz!, Bilinçsiz atomlar yazarlık mı yapıyorlar? Asla inanmam.
Mutlulukla gülümsüyor, sonunda beni mat etti.
Neredeyse bir paradoks di mi? Tıpkı Einsteinın paradoksu gibi. O da tıpkı bunun gibi inanılmaz ama gerçek olan bir şey. Paradoks veya aşırı hayali gibi görünmesi onun gerçekliğini etkilemiyor
Ne gerçekliği? Bahsettiğiniz kuantum kitabını yapmış ve metinleri elde etmişsiniz gibi konuşuyorsunuz, bütün bunlar spekülatif düşünceler. Elinizde bilimsel kanıtlar var mı? Yoksa bu da Reiki saçmalığı gibi yeni tür bir new age din mi?
evet, var Sayın Mehmet Emin Arı dedi, belirgin bir kendini beğenmişlikle uzanıp yanında getirdiği çantadan bir sür kağıt çıkardı.
İşte hepsi burada...
Peki benden ne istiyorsunuz? diye sordum, bana verdiği kağıt yığınına bakarak.
Pyhtianın konuşabilmesi için destek. Vakfınız, paranız ve ağırlığınız var. Siz devreye girerseniz, Ulusal Bilimler Akademisi beni en azından dinler. Belki böylece istediğim fonu bana verebilirler...
Bilimsel olmaktan uzak gibi duruyor, hem yüzbinlerce insanı bir anda öldürebilecek etkili bir silah da değil, öyle olsaydı fon bulmak oldukça kolay olurdu. Biliyorsunuz, aptal insanoğlu, savaş söz konusu olunca kesenin ağzını açar
Size verdiğim belgelerde, laboratuvar ölçeğinde yapılmış 30 karakterlik ve dört harf uzunluğunda minik kuantum kitapçığının sonuçları var. Umduğumuzun çok ötesinde sonuçlar elde ettik. Bakın şunlara; anka, sima, aysu vs. Biz sadece iki ya da üç harfi verdik, geri kalanını Pythia tamamladı, inanabiliyor musunuz?
Evet, sanki fizik değil, büyücülük gibi. Peki bir şey soracağım. Herhangi bir başka dilde de aynı sonuçları aldınız mı? Ne bileyim, örneğin İngilizce ya da Arapça
Denemedik... Sadece Türkçe ile yaptık
Buna sevindim. İngilizce konuşmayı marifet sanan budalalardan olmayalım. Peki, gelelim can alıcı soruya. Bu kitabı satın almak için ne kadar ödememiz gerekiyor.
Kaba bir hesap yaptık elbette, ama dediğim gibi kesin değil, rakam oynayabilir
Ne kadar?
.Kripton atomlarının farklı kuantum durumlarında aynı anda bulunmaları için hızlandırıcılar gerekli, tabi kuantum dolanıklığını sağlamak için de ayrıca eş yönlülük aygıtı, epey büyük olanından
.Bütün bu oyuncakların bedeli nedir?.
.hmmmm, yaklaşık olarak 1.3 milyar dolar, tabi binalar ve arsa dahil olmak üzere.
.en azından sevindirici bir haber verdiniz. Peki, bana bir kaç gün verin, bu belgelerin bende kalmasında sakınca yok değil mi?.
.elbette, sizin için getirdim zaten.... dedi.
Genç, hırslı ve yetenekli fizikçi misafirim uğurladıktan sonra hemen çalışmaya başladım. Bir sürü denklem, teorik bilgi ve yapılacak olan kuantum kitabının çizimleri vardı. hızlandırıcının çapı dediği gibi 18 km kadardı, ki bildiğim kadarıylar dünyadaki en büyük hızlandırıcısı olacaktı. İsviçre.dekinin boyutu ne kadardı?. hızlandırıcılar parçaçıklar içindir, atomları nasıl hızlandıracak? Hem buna neden gerek duyuyor ki?
Sonraki iki günüm benim için fizik derslerinin bir tekrarı gibiydi. Metinlerde sık sık Einstein.ın paradoksuna atıfta bulunup benzerlik kuruyordu. Hatta bir yerde insanlar arasındaki telepatinin de benzer bir mekanizma ile çalışma olasılığının çok fazla olduğu iddia ediliyordu. Elbette neden olmasın? Hep derim zaten, beyin aslında büyük bir kuantum bilgisayarından başka bir şey değildir. Özgür irade dediğimiz şey de belirsizlik ilkesinin yansımasından başka ne olabilir ki? Fazlaca spekülatif düşüncelerimi bir kenara bırakıp, Ulusal Bilimler Akademisine verilmek üzere, oldukça makul sayılabilecek bir tavsiye mektubunu yazmaya başladım.
.Sayın Başkan,
Tanıdığım en obur kitap kurdu olarak, sanırım size önereceğim kitabı büyük bir sevinçle karşılayacağınızdan eminim. Her ne kadar kitabın tamamını okumak herhangi bir faninin ömrünün yetmeyeceği kadar uzun bir zaman alsa da kitaba göz atmak isteyeceğinizden eminim. Bahsettiğim kuantum kitabıdır. Kuantum kardeşliğinin yarattığı, daha doğrusu yaratacağı mı diyelim? En büyük kitap. Detayları size gönderdiğim mektubun ekinde bulacaksınız. Sizden ricam, içinde yanan ateşi gözlerinden okunan bu genç bilim adamını en azından dinlemeniz. Ben dinledim ve ikna oldum. Bu proje gerçekleşirse, herhangi bir savaş çıkartmadan tarihin sayfalarında yer almamız içten bile değil. Eğer siz de desteklerseniz, ben ve vakfım bu işin sonuna kadar arkasında olacağız. Çek defterini imzalarken ellerimin titreyeceğini biliyorum ama eğer dedikleri gibi .gerçek bizleri özgürleştirecekse., bu her bedele değerdir.
Saygılarımla
Mehmet Emin ARI.
Azıcık bilimsel, çokca da duygusal tavsiye mektubu yola çıktığında, başka kanallardan projenin desteklenmesi için, günün moda deyimiyle Page Rank yapmaya başladım. Elbette dünyaca ünlü bir yazar olmak her kapıyı açıyordu ama 1.3 milyar dolarlık uçuk bir projeyi kabul ettirmek bambaşka bir şeydi. Yapılacak iş, bir evin garajında yapılabilecek bir şey de değildi ki kendi kaynaklarımla yapabileyim.
Ulusal Bilim Akademisi doğrudan para desteği vermiyordu. Yani onların deyimiyle .suyun başında değildiler. fakat bilimsel yeterlilik verdikleri projeler için tüm özel veya resmi fonlar, hiç tereddüt etmeden Karun.un hazinelerini önlerine seriyorlardı. Altın değerinde bir referans noktası oluşturdukları için de, Ulusal Bilimler Akademisi tüm araştırma projelerini bilimsel yeterlilik açısından ince eleyip sık dokuduktan sonra onaylıyordu, daha doğrusu çoğu zaman onaylamıyordu. Bilim çevrelerinde mahşerin beş atlısı veya altı kızkardeşler olarak adlandırılan ana seçici kurul yeşil ışık yakmakta çoğu zaman gönülsüz davranıyordu. Ve işin en kötüsü de, altı kızkardeşlerin altısını da ikna etmek şarttı çünkü kararların oy birliği ile alınması gerekiyordu. Allahtan en genci altmış bir yaşında olan altı yaşlı adama, altı kızkardeş demek insanı epey bir gülümsetiyordu.
Aklı başında araştırma projelerine bile soğuk davranan altı kızkardeşlerin, kuantum kitabına evet demeleri neredeyse imkansızdı.
Fakat onayladılar, hem de büyük bir coşkuyla. Aslında onayladıkları kuantum kitabı değildi. Kuantum kitabının aynı zamanda kuantum kriptolojisi için de kullanılabileceğini fark ettiklerinde kesenin ağzını açmışlardı. Altı kızkardeşlerin, askeri projelerde tecrübesi olan üyesi fark etmişti bu gerçeği. Geleceği ve geçmişi bütün çıplaklığı ile görmeye kendimizi o kadar vermiştik ki, bu gerçeğin farkına varamamıştık. Pythia bir metni okuyabiliyorsa, aynı zamanda var olan bir metni de kimsenin açamayacağı şekilde şifreyelebilirdi de.
Aslında, kuantum dolanıklığını sağlayabildiği için, Pythia elbette kuantum kriptoloji alanında da kullanılabilirdi. Bu tıpkı şeye benziyordu, .hey bakın son model bir Porsche.niz var, saatte 350 kilometre hızla gidebiliyorsunuz ama farkına varmadığınız bir şey var, bu araba ile süpermarketten alışveriş edip, aldıklarınızı eve taşıyabilirsiniz, örneğin meşrubat, çocuk bezi, ekmek ve elma taşıyabilirsiniz. Porsche.nin ufak da olsa önde bir bagajı var değil mi?.
Seçici kurul, askeriyenin neredeyse tutkulu bir Romeo gibi aşık olduğu kriptoloji alanında Pythia.nın kullanılıp kullanılmayacağını sorduklarında, büyük bir coşkuyla .Elbette, sizin Pazar alışverişinizi yaparız. dedik.
Altı kızkardeşlerin, bizim ve tabi ki Generallerin yüzü gülüyordu. Gülmeyen tek yüz, kuantum kitabını anlatan bröşürün kapağındaki rahibe Pythia'ya aitti. Sağ elinde bir defne yaprağı, sol elinde tuttuğu bir kasenin içine dalıp gitmiş bakışlarıyla sanki orada değil gibiydi. Hafif öne eğilmiş narin vücudu, transa girmiş gibiydi: bedeninden kopmuş bir ruh. Düzenlenen kokteylde, herkes neşe içinde gevezelik yaparken, beni huzursuz eden rahibe Pythia.ya bakıp duruyordum.
Kutsal rahibe neyi görüyordu?
Aradan üç koca yıl geçtikten sonra Pythia ile tekrar karşılaştık. Bu sefer tıpkı fotoğraftakine benzer bir mermer heykeli yapılmıştı. Heykelin hemen önündeki ufak fıskiyenin zaman zaman ıslattığı kaidesinde, Pythia yazıyordu. Bileklerine kadar uzanan eteğini sanki ıslanmasın diye hafifçe çekmişti.
Arkada duran devasa hızlandırıcı ile Pythia.nın heykeli bire bir tezat teşkil ediyordu. Yukarıdan, bakıldığında avını boğmaya çalışan vahşi bir piton yılanını andıran (nerden gelmişti aklıma bilmiyorum ama bana öyle görünüyordu işte) hızlandırıcı düzgün bir spiral çizerek merkezdeki ana bölmede bitiyordu. On sekiz kilometre çapında devasa bir mekanik yılan.
Ana binaya girmeden önce dönüp Phythia.ya tekrar baktım. Beni neyin huzursuz ettiğini hala çözebilmiş değildim. Üç yıllık zorlu bir uğraştan sonra tarihin sayılı bilimsel gelişmelerinden birinde önemli bir rol oynamıştım. Geleceği hatırlayabilecek bir makine.
Ufak bir konferans salonuna dönüştürülmüş ana kumanda odasında yerlerimize otururken kafamda hala bu düşünce vardı. daha önce bir çok görmüş olmama rağmen kumanda odasını tekrar inceledim. Gelecek misafirler için konulmuş fazladan sandalyeler dışında pek bir değişiklik yoktu. Ana bilgisayara bağlı bir terminal ve klavyesi oval bir çıkıntının üstünde duruyordu. Onun hemen üstünde dev bir ekran, terminalin ekranında yazılanları gösteriyordu. Aranacak cümle öbeğini giriniz: yazısının hemen yanında bir imleç sabırsızca yanıp sönüyordu. Gençliğimin basit işletim sistemlerinin komut satırıyla hemen hemen aynıydı.
Bu basit komut satırına girilecek her cümle öbeğini işlemek için 158.000 dolar masraf yapıldığını bildiğimden ENTER tuşuna basmanın ne kadar pahalı olduğunu biliyordum. Zaten bu yüzden ENTER tuşu yerine, terminalin hemen yanında duran acil durum durdurma düğmesine benzer bir düğme ENTER tuşunun görevini görüyordu. Olur da operatör ya da bir başkası 158.000 dolarlık bir yanlışlık yapmasın diye. Cümle öbeği girildikten sonra, bilgisayar konfirme edilmesini istiyor ve tekrar girildikten sonra bilgisayara aktarmak için kırmızı düğmenin üstündeki şeffaf kapağı kaldırıp, düğmeye basıyordunuz. Daha sonra ise 18 dakikalık bir arama süresince beklemeniz gerekiyordu.
Phythia, cümle öbeğini oluşturan harfleri ve tabi ki boşluk, virgül ve diğer imla işaretleri dahil olmak üzere kendine özgü bir ASCII formatına dönüştürüyordu. Sadece büyük harflerle çalışan Phtytia toplam 40 karakteri tanıyabiliyordu; 29 harf ve 11 işaret karakteri. Cümle öbeğinin, kriptonip atomlarının kuantum durumlarına dönüştürülmesi en zor kısımdı. Kırk farklı kuantum durumunu sağlamak epey zordu. İşte bu kısımda hızlandırıcılar devreye giriyordu. Hızlandıcıda neredeyse ışık hızına yakın bir hıza erişen atomlar, birdenbire yavaşlatılarak her harfe karşılık gelecek bir kuantum durumuna getiriliyordu. Sayfayı oluşturan diğer atomlar ise, kuantum durumuna getirilmiş atomlar ile dolanık hale getirildikten sonra hızlandırıcıya sokuluyor ve burada dünya ile güneş arasındaki mesafenin neredeyse iki katı kadar bir mesafede hızlandırılıp durduruluyordu. Ve sonra kapak açılıp atomlar okunuyor ve bu sefer kuantum durumları karakterlere dönüştürülüp ekranda gösteriliyordu. Kapağı aç ve Schrödingerin kedisinin başını okşa ve mırlamasını dinle.
Sayfanın içinde yer alan ve cümle öbeğinin gerisini oluşturan kriptonit atomlarının hızlandırıcıda ne yaptıkları bizim için bir muammaydı. Çünkü olası tüm anlamlı cümleleri deneyip, en anlamlı olanı bu süreçte buluyorlardı. Nasıl kuantum şifrelemesinde milyarlarca sürebilecek olan çarpanlara bölme işlemi saniyelerle yapılıyorsa, burada da trilyonlarca yıl sürebilecek bir arama prosesi, dakikalar içinde halloluyordu. Sanki gizli bir el, kuantum kitabının tüm sayfalarını açıp her şeyi sonsuz bir hızda okuyup, anlamlı metini çöp metinden ayırıyordu.
Peki o kimdi? Anlamlı metni atomlar nasıl buluyordu? Doğaüstü olsa bile bir açıklaması elbette vardı ama işte öyle ya da böyle, sonuçlar hep anlamlı metin olarak çıkıyordu. Buluşun sahibi bile bir açıklama getiremiyordu.
Kuantum fiziğinin olağandışı sayılabilecek özelliklerine aşinaydım ama bu benim için bile fazlaydı.
Bu bilinmezlik en çok da beni rahatsız ediyordu. Kriptonit atomu, yüksek manyetik alan ve bir sürü ****l yığınından oluşma bu devasa yapının bir bilinç sahibi olması korkutucuydu. Bilinci olması imkansız olan bu büyük makine, bilinci nereden alıyordu.
Zorlandığım noktada işe kader ve Tanrı.yı karıştırmak istiyordum ama bu da bir bilinmezi bir başka bilinmezle açıklamak demekti.
Bu düşüncelere dalmışken, konuşmacının sesiyle kendime geldim.
.Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Başbakan. ile başlayan listenin sonu gelmeyecek gibiydi.
Nobel Fizik ödülünü alması neredeyse kesin gibi gözüken konuşmacı, evimin bahçesindeki heyecanından hiç bir şey yitirmemiş gibiydi.
Phythia.nın özgeçmişini ve misafirlerin anlayabileceği düzeyde fizik bilgisini aktardıktan sonra, çalışma ilkesini alabildiğince basit anlattı. Daha önce yapılan deneysel cümle öbekcikleriyle yapılan aramaların sonuçlarını dev ekranda gösterdi. Elimizdeki mevcut ansiklopedik metinlerden alınmış cümle öbekcikleriyle, ansiklopedideki ana metnin Phytia tarafından nasıl tekrar yazıldığını gösterdiğinde salonda bir alkış koptu.
Her şey çok güzel gidiyor ama bilemiyorum, içimde nedensiz derin bir kaygı var.
.Ve huzurlarınızda ilk anlamlı cümle öbeğini girmesi için Sayın Mehmet Emin Arı.yı sahneye davet ediyorum. dedi konuşmacı. Hiç hesapta olmayan bu davetle birden irkildim. Bir minnet ifadesi, bir diyet?
Etrafımda kopan alkışların arasında beceriksizce sahneye doğru ilerlerken ne soracağımı düşünüyordum.
Yapılan övgü dolu konuşmalar ve alkışlardan sonra terminalin başına oturdum. Usta bir piyano virtüözünü dinlemeye hazırlanırlarmış gibi bir kaç öksürükten sonra salonda birden bir sessizlik başladı. Bunu yapıp yapmamakta kararsızdım ama merak duygusu beni sanki arkadan itekliyor gibiydi.
Gözümü kapatıp açtım ve derin bir nefes aldım, sonra giriş terminaline . Yazar ve Şair Mehmet Emin Arı tarihinde nedeniyle ölmüştür. yazdım. Konfirmasyon için aynı satırı tekrar yazıp, yan tarafta duran kırmızı düğmenin şeffaf kapağını kaldırdım. Başparmağımı üzerime koyduktan sonra biraz durakladım ama sonra elim sanki başka bir iradenin emrindeymiş gibi kendiliğinden hareket edip, düğmeye bastı.
Salonda uğultuya benzer bir ses yükseldi. Ölümün adının geçmesi nedense herkesi durgunlaştırmıştı. İlk baştaki coşku yerine, salona sanki bir matem havası çökmüştü. Gülümseyerek kalabalığa döndüm.
Ne yapacağını şaşıran dinleyici topluluğu, Phytia.nın sonucu bulması için gerekli 18 dakikanın, bir şeyler içmek için ara olarak kullanılacağını anonsunu duyunca epey bir rahatladılar. Dolu bardaklar ve hazırolda bekleyen garsonlara hücum etmişlerdi.
Kimin elime tutuşturduğunu bilmediğim bir limonata bardağı ile öylece ayakta duruyordum. Öleceğim tarihi bilmek beni huzursuz etmiyordu. Başka bir şey ama ne? Etrafımda oluşan kalabalık bir şeyler söylüyor, biraz sessizlik oluyor ve sonra yeniden birileri bir şeyler söylüyordu. Dinler gibi yapsam da kafam bambaşka yerdeydi.
Gözüm elimdeki bardağa takılı düşünürken birden bire gerçeği fark ettim. Phytia, geleceği görmüyordu, geleceği oluşturuyordu. Olası tüm paralel evrenleri taradıktan sonra, en yakın ve kolay olan geleceği seçiyordu. Deneyleri hatırla... anlamlı cümle öbekcikleri her zaman en yakın tarihe göre sonuç veriyordu.
En yakın tarih... En kolay paralel evren... Phytia geleceği okumuyor, geleceği yaratıyor. Schrödinger denklemlerinin yıkılması gibi... Tanrım! Nasıl böyle bir hata yaptım.
Birden gözlerim açıldı ve elimdeki bardak yere düştü. Phytia işlemi bitirdi, şimdi sadece aktarım safhasında. Artık yapabileceğim bir şey yok. Etrafımızı saran hızlandırıcıda hızla hareket eden atomların, benim tüm olası geleceklerimi taradıklarını biliyordum ama artık yapacak bir şeyim yok. Pandora.nın kutusunu açmıştım. En yakın ve olası gelecek zaten yıkılmıştı.
Bana şaşkınlıkla bakan kalabalığa hüzünle baktım. Kimse neden bu kadar hüzünlü olduğumu anlayamıştı. .Ne oldu, iyi misiniz?. sorularına gülümseyerek .evet iyiyim. dedim.
Hemen ilerideki dijital saate baktım. Sayılar hızla azalıyordu, 1:59, 1:58... Bir sigara içmek için hala vaktim var.
.Bir sigara istiyorum lütfen, çabuk bir sigara bulun.
Telaşlı kalabalık bir sigara bulup getirdiğinde keyifle içmeye başladım. Geri kalan süre 1:20. Evet sevgili Pyhtia, başından beri sen haklıydın. Tanrı�nın işine karışmamalıydık. Geleceği bilmek uğursuzluk getirir. Senin ve tapınağının görevi, geleceği bilmek değildi, bilakis onu insanlardan saklamaktı. Sevgili Phythia... Sen hep haklıydın.
Digital saat 0:00 yazınca, ekranda ne yazılacağını bilmeme rağmen ben de herkes gibi büyük ekrana baktım. Acemi biri yazıyormuş gibi kelimeler ekranda yavaş yavaş belirirken, sigaramdan derin bir nefes daha çektim.
.Yazar ve Şair Mehmet Emin Arı, 21 Ocak 2015 tarihinde, Phytia adı verilen quantum makinesinin ilk resmi denemesi sırasında sebebi bilinmeyen bir patlama sonucu ölmüştür.�
Hayat nasıl hızla akıp gidiyor, daha dün 20 Ocak 2015 değil miydi?
Sonunda bitmişti...