Yolumuz Hazreti Rasurullah Efendimiz (sav) yoludur. Tarıkımız Nakşibendi, kolumuz halididir elhamdülillah. 13. yy.da Şah-i Nakşibend (k.s.) tarafından kurulan bu tarikat-ı aliyye bugüne kadar gelmiş ve kıyamete kadar da devam edecektir inşallah.
Mürşid eliyle tevbe hususu da sünnete uygundur ki. Malumunuz I. ve II. Akabe Biatlarını hepimiz biliyoruz ve nice biatları. Biat kelime manası olarak söz vermek demektir. Yüzbirlerce Sahabe Efendimiz Akabe meydanında toplanıp söz verdiler, erkekleri ellerinden tutup islamı kabul ettiler, kabul edenler tazelediler inşallah. Tevbe-i Nasuha'da aynen sünnete uygun olup gayrimüslimse müslümanlığı, müslümansa Nakşibendiliği ve Allah c.c. için pişman olmayı kabul etmektir.
Biat, yani verilen söz ile Allah c.c. ile kul arasına vasıta kılınmaz. Yalnız mürşid-i kamiller öyledir ki kul ile Allah c.c. arasındaki engelleri kaldırmaya yardımcı olurlar. Nedir bu engeller? Nefistir, dünyalıktır, namazsızlıktır, fani bir sürü muhabbettir.
Bu muhabbetler zikir ile, rabita ile, hızmet ile hem nefs-i islah yolunda, hem talibin seyr-u sülükunda yardımcı olur. Böylece yoluna devam eden talib aradaki engellerin kalktığına bizzat yaşayarak şahit olur.
Günümüzde cemaatte vardır, tarikatte. Her müslüman farziyeti gereği, iman ve itikadı gereği farz ibadetlerini yapma yükümlülüğündedir. Tabiki farza bağlı olarak vacipleri de terk etmemesi gerekir. Bizim kazanacağımız ve can alıcı nokta ise Sünnet-i Seniyye'yi ne kadar ihya edebildiğimizdir. Öyle bir kapının talibi olmalı ki insan, tıpkı Sahabe-i Güzin efendilerimiz gibi nafile ibadetlerde yarışır olsunlar. Biliyoruz ki Sadat-ı Kiramlar kıl kadar sünnet-i seniyyeden sapmazlar, bu Sadatlar için temem düsturdur. Elhamdülilah, çok kazançlıyızdır.
Neden tarikat? Tarikat, çünkü şeriat süt ise, tarikatın kaymak olduğu bilinir. Tarikat, çünkü Allah c.c. yolunda ilerlemenin, ilerlerken nefs-i islah etmenin, yolda yürürken Ümmed-i Muhammed'e hızmet etmenin zevki, neşesi ve muhabbeti vardır.
Neden Mürşid-i Kamil? Zaman ahirde ve bizim kalbimiz çok küçük. O kadar çok fani muhabbetlerle bezenmiş ki hem kalb, hemde ruh, önünü göremeyen kedi yavruları gibi dolanıyoruz ortalıkta. Bu hengamede iman telaşesi sarmış dört bir yanımızı. Şeytanın çeşitli oyunlar döktüğü imanımızı kurtarmak için bir rehbere ihtiyacımız var. Bazıları söyler ki; "Hazreti Rasurullah (sav) varken, neden mürşid-i kamile ihtiyaç duyulsun ki?" Onlara cevabım hep şu olmuştur. Sende Hazreti Rasurullah (sav) ile irtibat kurabilecek kalp var ise eğer, helal olsun sana. Sen işi bitirmişsin meğer... İşte böyle kurbanlar. Bizim kalbimiz küçüktür. Eğer her müslüman fenafillah olabilseydi ne mutlu olurdu. Ama bu zamanda onlarsız olmaz.
Şeyhi olmayanın şeyhi şeytan mı? Bazıları da bunu yanlış anlalar. Mürşid-i Kamil tasarrufatı altında bulunmayan kişiye şeytanın musallat olması, onun yoldaşı, arkadaşı, dostu olması daha kolaydır. Mürşid-i kamiller feyz ve himmetleriyle şeytanın talibe yaklaşması ve onunla iştigal olması daha zordur. Mürşid-i kamillerin gayesi, Allah'ın c.c. izniyle talibin iman ve itikadinin sağlamlaşması, takva ehli müslüman oması ve Allah (c.c.) yolunda ilerlemesidir. Mürşid-i kamile gönül bağlayan, onu kalbinden çıkarmayan, onunla dost olana şeytan pek birşey edemez.
Ama unutulmamalıdır ki asıl şeytan yani nefs içimizdedir. Asıl onun terbiye edilmesi lazımdır, onun dizgine çekilmesi lazımdır. Mürşid-i kamiller bunun nasıl yapılacağını hem gösterir, hem öğretir, hemde yaşatırlar.
Ne mutlu ki, Allah (c.c.) için, Allah (c.c.) Dostları ile beraber olanlara, onlara gönül bağlayanlara...