Beçin Kalesi Milas-Ören yolu üzerinde kentin 5 km. güneyinde, Milas ovasına hakim bir plato üzerindeki Mutluca (Beçin) Köyü’ndeki Beçin Kalesi Bizans yapısıdır.
kale Menteşeoğulları döneminde onarım görüyor. Milas’ı merkez yapan Menteşoğulları Beyliği, hükümet merkezini savunması kolay olduğu için Beçin’e taşıyor.
Beçin kalesi 1974 yılında da restore edilmiş. Güneyi surlarla çevrili kalede hamam, sarnıç kalıntıları izlenebiliyor. Karayolu kenarında oda mezar şeklindeki Roma mezarı bir başka kalıntı.
Kaledeki asıl yerleşim 200 metre yukarıdaki iç kale bölümündedir. Bu bölümde bir Bizans şapeli, Menteşoğlulları döneminden Karapaşa medresesi, türbe, Ahmet Gazi Medresesi, Orhan bey camii, hamam, Bey konağı, Bey hamamı, Kızılhan, Yelli camii ve medresesi, Karapaşa medresesi günümüze ulaşan yapılar arasında.
Milas Tugla fabrikasının hemen yanından sola ayrılan yolla gidilen, bir bölümü asfalt olan yol Beşparmak dağlarına tırmanıyor. Çomakdağ Beşparmak dağlarına sırtını dayamış.
Çomakdağ evleri, dünle bugünü ustaca kaynaştıran mimari üslup taşıyor. Taştan yapılmış evlerde bacalar estetik görünüşüyle ilgi çekiyor. Baca tepelerinde yer alan yarım ay ya da kartal başı şeklindeki figürlere rastlanıyor. Antik yapılardaki akroterlerden esinlenmiş bacalara başka yerde rastlamak mümkün değil.
Kendi içine kapalı köy, gelenekleriyle yaşıyor. Düğünler dört gün sürüyor. Dibekte buğday dövülüyor, ovalarda atış yapılıyor, en iyi atışı yapana oğlak hediye ediliyor,kadınlar kendi aralarında eğleniyorlar, gelin alınıyor ve duvak günü yapılıyor.
Çomakdağa gitmişken köyde üretilen halis zeytinyağından alın mutlaka.
Milas evleri
Milas kent gezisinin olmazsa olmazı 19. yüzyıl ve 20. yüzyılın ilk yıllarında yapılan ve büyük bölümü restore edilerek kullanılmaya devam eden Milas evleri ziyaretidir. İti katlı avlulu evlere giriş avludan. Evlerin ahşap destekli çıkmaları sokağa taşar. Zemin katlar genellikle depo ve kiler olarak kullanılır. MUtfak, tuvalet, ahır avlunun bir köşesindedir. Avludan üst kata ahşap ya da mermer merdivenle çıkılır.
İlçe merkezinde Nedime Beler, Murat Mentepe, Selahattin Oguz, Servet Akgün evleri olarak bilinen evler ise Cumhuriyetin ilk döneminde Avrupa’dan gelen mimarlardan esinlenerek yapılmıştır. Milas evlerinden farklı olarak dışa kapalı yapılmıştır bu evler. Mutfak, tuvalet ise bina içindedir.
Milas’ın kuzeyindeki Kocayayla’da (14 km.) bulunan Labranda Türkiye’nin en iyi korunmuş antik kentlerinden birisidir. Yolu iyi durumda. Çam ve çınar ağaçları arasında, hemen her zaman tatlı bir esintiyle serinleyen havada çok güzel bir antik kent
gezeceksiniz. Labranda antik çağda 8 metre genişliğindeki bir kutsal yolla Mylasa’ya bağlıydı. Yolun izlerini bugün de görmek mümkün.
MÖ. 5. yy’da kentte bir kutsal alan olduğu biliniyor. Güneydoğu ve güneyde bulunan iki giriş kapısı ayaktadır. Zeus Tapınağı, stoa, tapınağın güneyindeki büyük teras tuvarı, kült yemeklerinin yendiği andron, saray olduğu sanılan büyük yapılar, teras evleri kalıntıları görülebilmektedir. Kazılarda ortaya çıkarılan Andron pencereli bir yapıdır ve Hellen döneminde pencere kullanıldığını kanıtlamaktadır. Kentte Roma Çağı yapıları da görülmektedir.
Kutsal alanın 200 metre batısında arkası istinat duvarıyla sağlamlaştırılmış stadyum vardır. Kutsal alanda her yıl yapılan ve 5 gün süren şölenler sırasında stadyumun yarışlara sahne olduğu sanılıyor. Yarışların başlama ve bitiş taşları bugün de yerli yerinde.
Bafa Gölü’nü geçip Milas’a doğru gelirken yolun solunda göreceğiniz Euromos tabelasından girin, (Milas’a 12 km. kala) 1 km. içeride eskiden Mylasa ile birleşik olduğu belirlenen Euromos antik kentini göreceksiniz. İyi korunmuş durumdaki Zeus Tapınağı’nın cephesindeki 8 sütun ayaktadır. Sütunların diğerlerinin de ayağa kaldırılması mümkün. Sütunlar üzerindeki kitabelerde tapınağın yapımına para yardımında bulunanların isimleri yazılıdır. Etrafı zeytinlikle çevrili kentin tiyatrosunun beş sırası görülebiliyor. Tapınağın önünde açıklayıcı bir tabela göreceksiniz. Bir de tuvalet bulunuyor. Tapınağın Hadrian Döneminden sonra yapıldığı hesaplanmaktadır. Tapınağın karşısındaki
(batı yönünde) yamaçları dolaşırsanız sur kalıntılarını görebilirsiniz.
MİLAS Güllük
Milas-Bodrum yolu üzerinden sağa ayrılan 8 km’lik yol sizi Güllük’e ulaştıracak. Bodrum’un kalabalığından hoşlanmayan tatilciler için yanıbaşında daha sakin bir tatil olanağı sunuyor Güllük. En azından şimdilik böyle. En sessiz, en ücra yerlerin bile birdenbire "keşfediliverip" yazlık konut saldırısına uğradığına, bir kaç yıl içinde tanınmaz hale geldiğine siz de tanık olmuşsunuzdur. Bakalım, yaşayıp göreceğiz.
Güllük bir liman kasabası. Limandan çevrede çıkarılan boksit madeni ihraç ediliyor. Zaten yolda boksit taşıyan kamyonları göreceksiniz.
Mandalya Körfezi ve Asin Koyu çevresine yerleşmiş kasabanın sahili balıkçıları, kahveleri ve lokantaları ile sevimli bir balıkçı köyü özelliğini koruyor. Sahilden hemen sonra yükselen tepelere yerleşmiş oteller ve evler bu topografik özellikten dolayı hep deniz görüyor.
Kentin kuzeyine kurulu dalyanda ve denizde iyi balık çıkıyor. Lüfer, kefal ve en çok da yılan balığı avlanıyor. Sahil lokantalarından birine oturup yılan balığı ziyafeti çekebilirsiniz. Adının "yılan" oluşu sizi itmesin, lezzetlidir. Çevredeki koyların çoğunda kültür balıkçılığı da yapılmakta, çipura ve levrek yetiştirilmektedir.
Güllük’te komşusu Bodrum gibi bölgeye özel tekneler (gulet) yapılan tersaneler var. Bunların görünüşü güzel ama limandaki şileplerin yarattığı görüntü için aynı şeyi söylemek zor.
Güllük’ten dolmuş motorları ile veya karayoluyla Milas yolundan ayrıldıktan sonra 18. km’de ulaşacağınız Kıyıkışlacık Köyü’nde köyle iç içe bir antik kent göreceksiniz: İasos. Köylüler patikaları kestirme yol olarak kullanıyorlar, keçiler otluyor, eşeklerini bağlıyorlar. Köy dar girişli dalgakıranla korunan bir doğal limanın kıyısına kurulmuş. Girişte antik kenti göreceksiniz. Ören yerinin girişinde plan ve açıklayıcı bilgilerin yer aldığı tanıtım tabelaları ihtiyacı karşılamaya yetiyor. Ören yerlerinde görmeye alışık olmadığımız kadar da şık. Argoslu kolonistlerin kurduğu kente sonra Milet’ten göçmenler gelip yerleşmişlerdi. Kentin baş tanrıları Apollon ve Artemis idi. Dionysos adına da festival düzenleniyordu. Kent bu festivalleri ile müzik ve tiyatro merkezi olarak tanınıyordu.
Ören yerinde görülebilecek kalıntılarla ilgili bilgi ise şöyle:
Çevresi Roma döneminde sütunlu portiko ile belirlenen agoranın batı kenarında bir odeion, heykelinin yağmurdan ıslanmadığına inanılan Artemis tapınağı yeralıyor.
Zeus Megistos tapınağı, kentin doğu yüzünde çeşitli yazıtlar, bir adak yapısı ve adak steli dizisi aracılığıyla saptanmış kutsal yere sahip. Tiyatro, Zeus tapınağı alanının üstündedir. Epikrates oğlu Zopatros tarafından Roma çağında onarılan yapı, Hellenistik geleneklere göre kurulmuştu. Tiyatro duvarlarındaki yazıtlar, oyuncular, müzisyenler ve bu etkinliklere destek veren kişilerin adlarını yansıtmaktadır. Kentin en üst noktasındaki kale, Hıristiyanlık döneminden kalmadır.
Tepe noktasından Kıyıkışlacık koyu içinde suların üstünde bir bölümü bulunan mendirek-fener yapısı izlebilir. Batıdaki kayalık düzlemde ise kenti karadan koruyan uzun duvarlar bulunmaktadır.
Kıyıkışlacık köyünde konaklamak isterseniz çok sayıda pansiyon var. Ama denize girmek için iyi bir plaj bulamayacaksınız.