Maksat Allah ve Rasulü’nün rızasıdır ya, yol ister
Mekke’ye varsın, ister Medine’ye…
Aynı yolda yolcudurlar.
İster yanında, ister uzağında…
Çile birdir, telaş bir, sevinç bir...
. . .
Nebi s.a.v. Tebük gazasına çıkarken Hz. Ali r.a.’ı Medine’de vekil olarak bıraktı. Fakat Hz. Ali r.a.:
- Ey Allah’ın Rasulü! Beni çocukların ve kadınların içinde mi bırakıyorsunuz, deyince Nebi s.a.v. şöyle buyurdu:
- Ya Ali! Bana nispetle sen, Musa’ya nispetle Harun gibi olmaya razı olmaz mısın? Nasıl ki Musa Tûr’a çıkarken kardeşi Harun’a; “Kavmime sahip ol, onları gör, gözet.” demiştir...
. . .
İlla yanında, yöresinde mi olmalı?
Yol arkadaşlığı yoldan öte olmalı!
Ömrümüz boyunca
Müslümanlar Hendek Muharebesi öncesinde hendeği kazıyorlardı. Mevsim kıştı. Efendimiz s.a.v. de bizzat çalışıyordu. Muhacir ve Ensar yeri kazıp toprakları taşıdıkça hep birlikte şöyle derlerdi:
“Muhammed’e biat edenleriz bizler,
Ömrümüz boyunca cihat etmek üzere...”
Ve muhabbet türküsü tatlı tatlı devam ederdi:
“Allah’ın lütfu olmasaydı hidayet bulamazdık,
Zekât veremez, namaz kılmazdık.
Rabbimiz, bizi huzur ve sükûnete kavuştur;
Düşmanla karşılaştığımızda bize sebat ver...”
Vakit kuşluk vaktidir, hava soğuktur, toprak zorludur ve sahabiler açtır. Bir yanda zorluklar, bir yanda düğüne gider gibi bir coşku…
Allah Rasulü s.a.v. sahabilerinin haline duygulandı ve şöyle dua buyurdu:
“Ya Rab; mutluluk, ahiret mutluluğudur. Ey Rabbim! Sen Ensar ve Muhacirini mutlu kıl!”
Sahabiler âmin dercesine devam ettiler:
“Ömrümüz boyunca cihat etmek üzere,
Muhammed’e biat edenleriz bizler.”
Sonuna kadar
Rasul-i Ekrem s.a.v. ashabıyla Mekke’ye gitmeyi, Kâbe’yi tavaf etmeyi diliyordu. Silahsız, ihramlı vaziyette yola çıktılar. Hz. Osman r.a. da bu ziyareti bildirmek üzere Mekke’ye elçi gönderildi.
Hz. Osman, Ebu Süfyan ve Kureyş’in diğer ileri gelenleriyle görüşüp, Rasul-i Ekrem s.a.v.’in niyetini anlattı. Onlar:
- Kâbe’yi tavaf etmek istersen sen git, tavaf et! Fakat hepiniz olmaz, diye cevap verdiler. Hz. Osman r.a. da:
- Rasulullah tavaf etmedikçe ben de etmem, diyerek tekliflerini reddetti.
Bu tavırdan hoşlanmayan müşrikler Hz. Osman’ı Mekke’de alıkoyarak göz altına aldılar. Fakat bu hadise müslümanlara Hz. Osman’ın öldürüldüğü şeklinde ulaştı. Rasul-i Ekrem s.a.v. ashabına şöyle buyurdu:
- Artık bunlarla vuruşmadıkça buradan ayrılmayız!
Ve halkı biate davet etti. Şimdi sahabiler, ya Allah Rasulü ile birlikte her ne şekilde olursa olsun yola devam edecekler, ya da gerisin geri döneceklerdi, belki kuru kuruya bir can sevdası uğruna...
Ve Rasulullah s.a.v.’in kadın-erkek bütün ashabı Kureyş’in yaptığını yanına bırakmamak, gerekirse İslâm uğruna canlarını feda etmek ve sonuna kadar Allah Rasulü ile birlikte olmak üzere söz verdiler.
Bu biat Semure adlı bir ağacın altında yapıldı. Ve o gün oradakilerle ilgili olarak Rabbimiz şöyle buyurdu:
“Allah, hakikaten o müminlerden razı oldu. Onlar o ağacın altında sana biat ederken kalplerindekini bildi de, üzerlerine sekine ve huzur indirdi. Ve onları yakın bir fetihle mükâfatlandırdı.” (Fetih, 18)
Ben, Ebu Bekir ve Ömer...
Halife Hz. Ömer r.a. vefat etmişti. Müslümanlar tabut içindeki naaşın etrafına toplanmışlar, dua ve niyazda bulunuyorlardı.
Bu arada birisi yüksek sesle şöyle diyordu:
- Ey Ömer! Allah sana rahmet etti. Ben Allah’ın muhakkak ki seni, iki dostun Rasulullah ve Ebu Bekir ile birlikte bulunduracağına inanıyorum. Çünkü ben, şu yer üzerinde çok defalar Allah Rasulü’nden şu sözleri işittim: ‘Ben Ebu Bekir ve Ömer’le şuraya gittim. Ben, Ebu Bekir ve Ömer’le şunu yaptım. Ben, Ebu Bekir ve Ömer’le filan yerden çıktım...’ Bunun için ben Allah’ın seni Hücre-i Saadet’te iki dostunla birlikte kılacağını umarım.
Sahabiler baktılar ki, bu sözleri Hz. Ali r.a. söylüyor...
Yol O’nun olduktan sonra...
“Allah Tealâ bir kulunu dünya ile kendi nezdinde olan ahiret arasında muhayyer bıraktı. O da Allah katındakini tercih etti.”
Allah Rasulü s.a.v. son hastalığında hutbeye çıktı ve cemaate bunları söyledi. Hz. Ebu Bekir ağlamaya başladı.
“Atalarımız analarımız sana feda olsun ey Allah’ın Rasulü!” diyerek ağlıyordu.
Ashab-ı Kiram, Hz. Ebu Bekir r.a.’ın ağlamasına bir anlam veremedi. Zira, Allah Tealâ’nın bir kulunu kendi katında olan ahiret ile dünyayı tercih hususunda serbest bırakmasında; o kulun da Allah katında olanı, ahireti tercih etmesinde ne vardı ki? Ebu Bekir böyle içi yanarcasına niçin ağlıyordu ki?
Oysa o kul Allah Rasulü idi.
Allah katını tercih etmişti. Kim bilir, belki bu sözler ashabına hitaben son sözleriydi.
Ve Hz. Ebu Bekir, bir tek o anlamıştı, ayrılık çok yakındı.
Allah Rasulü s.a.v. dostunu teskine çalıştı:
- Ağlama Ebu Bekir. Dostlukta da, malını feda etmede de bana en yakın sensin. Senin malından istifade ettiğim kadar hiçbir maldan istifade etmedim.
Sıddîk olan anlardı.
Bir sözden, bir bakıştan, bir boyun büküşten…
“Kederlenme ey Ebu Bekir, Allah bizimle beraberdir..”
İki kişinin ikincisi idi o.
Mağara dostuydu, yol arkadaşıydı.
Birlikte çıkmışlardı yola. Yol akıyordu, akacaktı.
O’nsuz. O’nsuz mu?
“Kim Allah’a tapıyorsa, bilsin ki Allah bakidir! ”
Semerkand....