ÇOCUKLAR KORKUSUZDUR!
Bebek deresinin kenarındaki dedesinde kalan yerleşim yerindeki çadırında yaşamakta olan 30-35li yaşlarda ki evin reisi hanımına;
--Hanım yakacak odunumuz kalmadı ben derenin yukarısına doğru odun kesmeye gidiyorum, diyerek eşeğini baltasını alıp yola koyuldu. Bebek deresi çok derin olan dönemeçli bir arazi yapısına sahipti. Çok sarp ve bozuk olan yolu patikadan ibaretti.
Önceden sarmış olduğu tütününden bir tanesi yakarak, ikindi ve aksam arasının korkunç ayazında odun keseceği bölgeye doğru yolaldı.
Evin hemen arkasındaki küçük dere yatağında oynayan 4-5 yaşlarındaki yaramaz oğlu bulunduğu yerden babasının uzaktan kayboluşunu izledi.
İçinden bir ses;
-Hadi babanın arkasından sende git, dedi.
Elinde ki helva kutusunun kağını bir sopanın ucuna çivilemiş olduğu oyuncağını patika yolun düz olan yerlerinden sürerek babasının arkasından yola çıktı.
Üzerinde sadece bir tane atleti ve üstün kısa kollu bir mintanı vardı, bacağında da bir incecik nerdeyse tül kadar ince olan şalvarı vardı.
Çorabı zaten hiç olmamıştı. Bir tanıdıklarının çocuklarının giyemediği eski çizmeleride ayağında idi.
Zaten bir kaç gündür esen deli poyrazdan her şey donmuştu ama, çizmesi lastik olmasına rağmen sanki metal gibi sertleşmişti.
Yürümeye başladığından bu yana her döndüğü dönemeçten sonra babasını görecek gibi oluyordu ama bi türlü babasına yetişemiyordu.
Bir saate yakın yürüdü ama nedense bir türlü babası ortalarda yoktu. Bulamıyordu. Biraz ağlamak iyi gelirdi ve ağlamaya başladı, Yarım saatlik ağlamanın arkasından ağlamayı bıraktı.
Ama yürümeye devam ediyordu. Karanlık çökerken evin babası odunları kesip evine getirmişti.
Ele yüz ayak yıkama faslından sonra sofra kuruldu yemeğe oturulurken, Ali'nin olmadığını görünce çadırın önüne çıkıp Ali'ye seslendi, ses gelmeyince de ünlemeye başladı.
Bağırması boşunaydı.
Çünkü Ali bu sırada karanlık delhizinde derenin içinde patika yolu yitirmiş, önüne çıkan taşların kah üstünden kah etrafından dolanarak yürümeye çalışıyordu.
Evdekileri bir telaş aldı, komşularıda yoktu. Arada yamacın ortasından yukarılara Toroslara yükselerek ip gibi kıvrılan yayla yolunu, Akyokuşu çıkmaya çalışan araçların seslerinden başka bir sesi duyamıyorlardı.
Ali'nin niye durupta mola vermediğini hiç ama hiç kimse bilmiyordu. Durmaksızın, ayazın bir bıçak gibi kestiği, karanlığın, Bebek deresinin derinkliklerinde daha karanlık olduğu, arada bir gece şahinlerinin ve başkuşların tiz sesleri arasında düşe kalka arazinin yükselmesinden ortaya çıkan küçük engelleri bir basamak gibi kullanarak yoluna devam ediyordu.
Evdekilerin Ali'nin şehir yönü olan ve iki üç km kadar olan yerleşim yönü doğru gitmiş olabileceğini düşünerek tam ters yönde aramaları sonuç vermemişti.
Herkeste bir korku başlamıştı. Havada poyrazla beraber keskin bir ayaz ve soğuk varken babasının aklı başından gitmişti. Deli gibiydi ve artık düşünemiyordu bile.
Vakit geceyarısına doğru Bebek deresi artık Ali'ye geçit vermiyordu. Biraz daha ağlamak çare gibiydi oturup avazı çıktığı kadar ağlamaya başladı.
Ali tekrar yürümek için karar verdiğinde bir ses duydu. bu sese kulak kabartarak dinlemeye başladı.
Bu eşeklerinin ayak sesiydi. tanıyordu bu sesi taşlı yolda bu sesleri benzetmişti eşeklerinin ayak sesine, sesler birden kesildi.
Ali'de babasının geldiğini sanarak;
-Baba burdayım, diye bağırmaya başlamasıyla çok yakınına kadar gelmiş olan domuz sürüsü birden koşmaya başladılar.
Ali uzaklaşan sesleri dinleyip, çıkamadığı dere yatağından sağ tarafındaki yamaca öylesine rasgele tırmanmaya başladı. Zaman zaman dört ayak pozisyonunda çıkmaya çalışıyordu. Ellerine batan dikenlerden tekrar ağlamaya başladı. Havanın keskin soğuğun da ellerini yere koymasından dolayı elleri üşümekten uyuşmaya başlamıştı. Ama rasgele tırmanmaya başladığı bu yamaçta sanki bir patika bulmuştu. Biraz yürümesi kolaylaşır gibi oldu.
Evdekilerden birisi uzakta olan köylerine ve civar köylere haber teşekkürlerürüp Ali'nin kaybolduğunu ve aranması gerektiğini bildirdiklerinde herkesin yüreğine bir kor düşmüştü.
Gecenin saat 1inde evde toplanıldı, civar köylerdende gelenler olmuş ve her yerde arama kararı alınmıştı. Fakat hangi yönü arayacaklarına karar veremiyorlardı. Zor bir durumdu, yön belli olsa daha çabuk bulablirlerdi.
Her yönün araması kararlaştırıldı ve aramaya başladılar. Fakat Bebek deresi Toros dağlarını yırtıp gelen kuru ve derin bir dere olduğundan en ufak bir seste bile yankı yapıyor karışıklığa neden oluyordu.
Aynı saatlerde 6-7 km kuzeyde Torosların eteklerindeki komşu köyde bir günlüğüne köyüne gelen eve yatağında yatan ama uykusu bir türlü gelmeyen, yarınki çıkacağı av bölgesini kafasından tasarlayan biri kişi daha vardı.
Avcıydı bu adam hemde dağlara çıktığında keyfinden naralara atacak kadar doğayı doyasıya seven biriydi.
Şafağın atmasını bekleyerek uyumaya çalışıyordu.
Ali'nin yürümesi çalılardan ormanlık alanın çok sarp arazi yapısından dolayı zaman zaman ayni noktalara tekrar dolaşmasına sebep oluyor ama bilmiyordu aynı yerleri dolaştığını.
Çamlarla kaplı bi alana girdiğinde az da olsa rahatlamıştı ama arazi doğal yapısından dolayı çok taşlıklı bozuk ve ormanlık bir yerdi.
Aramaya katılanlardan bir gurup Ali'nin gittiği yönü bulmuşlar çizmesinin izine toprak olan bir yerde rastlamışlar, ümitlenmişlerdi. Derenin arazi yapısı o kadar kötüydü ki, izi tekrar kaybettiler. Aramaların tamamı o yöne kaydırılmıştı.
Her yerden Ali sesleri geliyordu ama, poyrazdan çokta uzağa duyulmuyordu. Saat 3-4 sıralarında Alinin yolu ekin ekilebilen küçük tarlalara raslamıştı artık daha rahattı ama yorgunluktan yürürken bile ayağı birbirine dolaşıyordu. Küçük bir dilim şeklindeki tarlanın kenarında bulunan iki tane büyük kaya kütlesinin arasına girerek, tarladan ayıklanıp atılmış olan ince taşlardan oluşan çakıllı bir zemine, lime lime olmuş incecik şalvarı ile yan yatmasıyla uyuması bir olmuştu.
Vakit şafaktı ve ayaz alabildiğine çökmüştü, yatağından kalkan doğa aşığı adam silahını azığını hazırlayıp çıktı. Çamlık olan bölgeye geldiğinde daha güneş doğmamıştı. Hedefi üveyik avıydı çamlık olan bölgeye bol üveyik gelirdi, biliyordu. İlk üveyikler geçit yapmaya başladığında bir kaç
tane üveyik avlamıştı.
Zaman zaman yerini değiştiren ve gezen bu avcı bi ara uzakta birini gördü. Kimdi hangi köylüsüydü acaba? ya da arkadaşıydı? Merakla o yöne gittiğinde gördüğü kişiyle karşılaşıp selamlaştılar. Tanımıyordu. İlk defa görmüştü bu kişiyi, selamlaştıktan sonra;
--Hayırdır tüfeğinizde yok avcıda değilsiniz bu saatte bu yerde ne arıyorsunuz, diye sorduktan sonra gelen cevap;
--Tanıdık arkadaşımızın 4-5 yaşlarındaki çocuğu dün ikindinden beridir kayıpta onu arıyoruz, cevabını duyan avcının kalbi birden duracak gibi oldu. Gözleri küçüldü ve içinden;
--Ya biraz sonra bir çalının dibinde ölmüş olarak bana rastlarsa!!!! düşüncesi birden beynini kemirmeye başladı. Geçmiş olsun deyip köyüne dönmeye, köydekilere haber vermeye, ve av yapmamaya karar verdi, morali bozulmuştu.
Çünkü kendi çocuğu gözünün önüne geldi birden;
--Ya rastlarsam, düşüncesi vazgeçirmişti av yapmaktan.
Dönüşe geçtiğinde aramaya katılan başkalarına da rastladı. Artık tamamdı kesin olarak dönüşe geçti.
Yolda rastladığı kendi köylüsü olan yaşlı teyzeye rastladı. 4-5 tane olan keçisini yeni getirmiş ormana ve karşılaştıklarında;
--Teyze bir çocuk kaybolmuş onu arıyorlar aklında bulunsun, diyerek yanına oturdu. Biraz konuşup sohbet ederken keçilerden birinin tarlanın kenarındaki kayaların arasına bakıp ürktüğünü görünce yerinden kalkan avcı o yöne doğru yürüdü.
Acaba ne olabilirdi? Keçinin ürkerek geri kaçmasının tek sebebi orada bir domuzun olabileceği ihtimalini getiriyordu. Teyzenin de fikri aynı yöndeydi.
Avcı silahındaki bütün saçmaları çıkarıp olası bir domuzla karşılaşması durumunda daha etkili olan domdom kurşunlarından tüfeğini doldurdu.
Yavaşça ve sessizce tamda keçinin tepki verip, ürktüğü yeri incelerken Ali'nin uyumakta olduğunu görünce içini bir sevinç, birde korku kapladı.
Tüfeğini kenara bırakıp yakınlaştı, yakınlaştı. Aralarında bir metre kalmıştı, ama içinde ki korku ağır basıyordu ya ölüyse!!!!
Çok büyük bir ikilemdi bu durum. Avcının gözbebekleri kısıldı ve Ali'nin karnını ve göğüs bölgesini incelemeye başladı. O an, o saniyeler hiç geçmedi.
Tamda beyni zonklamaya başladığında, birden gözleri parladı.
Nefes alıpveriyordu, YAŞIYORDU! UYKUDAYDI, AMA YAŞIYORDU!!!
Avcı;
-- ONU BULDUUUUUUUUUUM YAŞIYOOOOOOOR narasını öyle atmıştı ki, kendisi bile bu kadar bağırabildiğine şaşırmış, sevinçten çocuğu kucağına alıp teyzenin yanına doğru deli gibi koşmaya başlamıştı.
Bu arada uyanan çocuk olan biteni anlamaya çalışıyordu. O ana kadar ayazda soğuktan korunmak için kat kat giyinmiş olan avcı üstündeki montunu kazağını çıkarıp, çocuğa sarmalıyordu. Artık üşümüyordu ter basmıştı.
Bu tam bir mucizeydi. Hemen tarlanın ortasına büyük bir ateş yakılmış Ali avcının kıyafetleri içinde uykudan uyanmasının da etkisiyle hem üşüyor hemde avcıya;
--Emmi çok acıktım ya, diyordu
Azığını çıkarıp yedirmeye çalışan teyzenin gözlerinden süzülen yaşlar farkediliyordu. Avcıda ağlıyordu aslında ama ağladığını göstermiyordu.
Hemen yakınlarda bulunan kuru bir duvarın en tepesine çıkan avcı elindeki silahını doldurup arama yapanlara rastladığı yöne durmaksızın 16 el ateş etti.
Biliyordu 16 el silah boşuna sıkılmazdı. Silah sesini duyanların dinleyeceğini yürümeyeceğini biliyordu, bu kadar gürültüden sonra bisilerin olacağını herkes bilirdi. Ve 16 el silan atışından sonra avazı çıktığı kadar bağırmaya başladı;
ÇOCUUUUUUUUK BULUNDUUUUUUUUUUUUUUUU!!!!
ÇOCUUUUUUUUK BULUNDUUUUUUUUUUUUUUUU!!!!
ÇOCUUUUUUUUK BULUNDUUUUUUUUUUUUUUUU!!!!
SESİMİ DUYANLAR BU TARAAAAAFAAAAA GELSİİİİİİN!!!
Cok uzaklardan bağırmayı anlayanlar daha uzak olanlara bu bağırmayı daveti bildirdiler. Beş on dakika içinde Ateşin etrafına gelenler ağlıyorlardı. Kimse inanmıyordu Alinin yaşadığına hayatta kalmış olacağına ihtimal vermiyordu. Ama yaşıyordu, hemde inadına sağ kalmıştı.
Yaşıyordu işte.
Karşıların da avcının azığında ki sıkması bir elinde, diğer elinde de oyuncağı olan sopanın ucuna çivi ile tutturulmuş olan helva tenekesinin kapağından yapılmış arabası vardı.
Ateşin başındaki kalabalığın sayısı 200 kişi civarına yaklaştığında annesinin ve babasının gelmesi görülmeye değer bir sahne olarak hafızalarda ki yerini almıştı.
Toplananların hepsi Avcıyı ve teyzeyi tebrik ediyorlardı. Ağlamalar sevinçtenti. Bir saatlik bir dinlenmeden ve toplanmadan sonra köylerine evlerine döneceklerdi ayrılma vakti geldiğinde avcıyı evlerine teşekkürlerürmek istediler. Israrlar hat safhaya ulaşmıştı, çünkü oğulları için çifte kurban keseceklerdi
Ama avcı için çok uzak bir mesafeye gitmesi demek aksama şehirdeki evine dönmesine engeldi zorda olsa ikna edebildi.
Vedalaşıp ayrıldılar. Bu olay avcının ((Mehmet Kaya)hafızasından hiç silinmedi.
Ve hepte hatırlayacak.
Mehmet Kaya