Massachusetts Yasam Sigortası Şirketinin Genel Müdürü olan Thomas Wheeler ve karısı, otobanda arabaları ile yol alırken, Wheeler benzinlerinin bitmek üzere olduğunu farkeder. Otobandan çıkar ve servis alanına girer. Servis alanında sadece bir benzin pompalayıcı vardır. Pompacı benzin koyarken o da ayakları açılsın diye yürümeye başlar.
Arabaya geri döndüğünde karısı ile pompacının koyu bir sohbete daldıklarını görür. O gelince konuşmayı bırakırlar. Arabaya binince pompacı onlara el sallar ve karısına ''Seni görmek güzeldi''der. Servis alanından ayrılırken Wheeler adamı tanıyıp tanımadığını sorar. Karısı tanığını söyler. Aynı lisede okumuşlar hatta bir yıl da çıkmışlardır.
Wheeler, ''Sanşlıyım ki karşına ben çıkmışım'' der.
''Onunla evlenseydin, genel müdür değil de pompacı karısı olacaktın.''
''Sevgilim'' diye yanıtlar karısı,''Onunla evlenseydim, o genel müdür, sen pompacı olurdun.''
Bits & Pieces adlı kitaptan...
Elimi tutan ilk sendin bense yangın çığlıklarını attım 2 şey gerekir demiştin birisi bendim diğeri yârım hakkım varsa öderim zaten mutluluktan bahtiyarım ecele giderim acele etme varsın soğusun fizanım elbet doğacak içine güneşim yakacak kalbin yalanlarını sabır devran dönecek anla açıcak ömrün ışıklarını doğrularımı tart bi zahmet yanlışlarımı göster bana korkularım hat safhada artık bulamam aklın cevaplarını herşey yerine konuldu ama bak hala kalbim sensiz kayıp bazen düşünüp dururum bilmem neyi boş bıraktık hadi anlat anlar ruhum inan dinler kelimeleri suçlu olan biz değildik anla onlar çeksin ceremesini
1-Avşa adasında üç daire, dört üçgen, beş dikdörtgen
2-Gökyüzünde bi bulut
3-Bitliste beş minare
4-Bir yazlık biri kışlık iki platonik sevgili
5-Büro mobilyası ve çelik kapı üreten bir fabrikanın öğle üzeri yaslanıp sigara içilen beyaz duvarı
6-Islıkla da çalınabilen dört anonim türkü
7-Palandökende bi palan, iki döken
8-Kostamonu da üç kasto
9-Üç fay hattı
10-Bir çarşamba, iki perşembe, üç cuma
11-Dünyada mekan
12-Ahirette iman
13-Denizde kum
14-Uzayda yerçekimsizlik
15-Bi çuval gazoz kapağı
16-Bi kiprit kutusu sigara izmariti
17-Onsekiz saç biti
18-Biri ingilizce 6 adet küfür
19-Yirmi tane boş naylon poşet
20-Sevenlerin kalbinde kurulmuş bir taht
21-Bi sürü saç sakal, kıl, tüy, yün
22-Üç ayrı parkta üç ayrı belediyeye ait üç ayrı banka reklamlı bank
23-Bi ayakkabı çekeceği
24-Üç don lastiği
25-İki büyük taş kütlesi
26- Bir adet ağaç gölgesi
27-Üç kuş kanadı sesi
28-Bi sürü kedi köpek
29-Bi marmara denizi
30-Camına yaslanıp seyredilen iki piliç çevirmeci
31-Her aksam karıştırılan dört çöp bidonu
32-Çalip çalip kaçılan beş melodili apartman zili
33-Nakit 15 lira
34-Anne babadan kalma yarısı yaşanmış bi ömür
Elimi tutan ilk sendin bense yangın çığlıklarını attım 2 şey gerekir demiştin birisi bendim diğeri yârım hakkım varsa öderim zaten mutluluktan bahtiyarım ecele giderim acele etme varsın soğusun fizanım elbet doğacak içine güneşim yakacak kalbin yalanlarını sabır devran dönecek anla açıcak ömrün ışıklarını doğrularımı tart bi zahmet yanlışlarımı göster bana korkularım hat safhada artık bulamam aklın cevaplarını herşey yerine konuldu ama bak hala kalbim sensiz kayıp bazen düşünüp dururum bilmem neyi boş bıraktık hadi anlat anlar ruhum inan dinler kelimeleri suçlu olan biz değildik anla onlar çeksin ceremesini
Adam doktora gitmiş, "Doktor Bey, kalbim çok hızlı atıyor."
Doktor; "Atmaması lazım" demiş.
Bunun üzerine adam koşa koşa eczaneye gidip "Sizde Atmaması var mı?" diye sormuş.
Eczacı: "Atmaması bizde olmaz, karşıdaki veterinere soracaksınız" demiş.
Bunun üzerine adam veterinerden 5 kutu Atmaması alıp beş ay kullanmış.
Sonuç süper. Beş ay sonra şikayeti yeniden başlamış. Veterinere gidip Atmaması istemiş. Veteriner: "Maalesef bizde de kalmadı" demiş.
Bunun üzerine adam panik halinde doktora giderek "Doktor Bey, at maması bitmiş" diye yakınmış.
Doktor cevap vermiş: "Bitmemesi lazım"..
Elimi tutan ilk sendin bense yangın çığlıklarını attım 2 şey gerekir demiştin birisi bendim diğeri yârım hakkım varsa öderim zaten mutluluktan bahtiyarım ecele giderim acele etme varsın soğusun fizanım elbet doğacak içine güneşim yakacak kalbin yalanlarını sabır devran dönecek anla açıcak ömrün ışıklarını doğrularımı tart bi zahmet yanlışlarımı göster bana korkularım hat safhada artık bulamam aklın cevaplarını herşey yerine konuldu ama bak hala kalbim sensiz kayıp bazen düşünüp dururum bilmem neyi boş bıraktık hadi anlat anlar ruhum inan dinler kelimeleri suçlu olan biz değildik anla onlar çeksin ceremesini
Sanal alemde dolaşan Türkler’in meslek yorumlarıyla ilgili diyaloglar, 'Güler misin, ağlar mısın?' dedirtiyor.
Bu diyaloglardan en dikkat çekicilerinden bazıları şöyle:
- Yahu sen inşaat mühendisiydin di mi?
- Evet
- Baksana bu bina yıkılır mı?
- Ne bileyim ben, bir sürü testi var bu işin, öyle karpuza vurur gibi anlaşılmaz bu işler
- Ne biçim mühendissin lan sen?
......
- Ne mühendisisin?
- Endüstri mühendisi
- Ne endüstrisi?
......
- Bilgisayar mühendisliğini kazandığına göre çok zeki olmalısın.
- Yok ya o kadar değil.
- Salak mısın yani?
.....
- Emre aslanım sen makine mühendisiydin di mi?
- Evet Mahmut Amca.
- Vallahi tebrik ederim seni.. Ya bu arada bizim şofben bozuldu, müsait olduğun bi zaman diyodum.
.....
- Yavrum inşaat mühendisi mi olacaksın sen?
- Evet teyzecim.
- Ayy! canım benim peki iş miş bulabilecek misin çıkınca, master yapacak mısın? Master yapmadan da bir anlamı yok artık. Mühendis kaynıyor ortalık.
- Sağol ya. Bunları hatırlattın ya huzura kavuştum şimdi. Bozmasaydın ya şu güzel ortamı, daha iyi olmaz mıydı?
.....
- Bölüm ne?
- Makine mühendisliği.
- Kaç tane kız var lan sizde?
........
- Ne çıkacan mezun olunca?
- Gemi inşaat mühendisi.
- Haa!, kaptan falan yani.
- Yok ebe olacaz!
......
- Mesleğin ne evladım?
- Kimya mühendisiyim amca.
- Sabun, şampuan falan...
- Yok amca öyle değil; daha bi zor.
......
- Abi senin bölüm bilgisayardı di mi?
- Evet?
- Yaa, 6 haneli icq numarası nasıl alıyoruz? Öğretmişlerdir size....
- Tabi tabi. Okulda ders var ICQ101 diye ama öğretmediler, bilmiyorum.
......
Arkeoloji bölümünde okuyan birinden, bilgisayar mühendisliğinde okuyan birine yöneltilmiş soru:
- Abi sen bilgisayar mühendisliğinde okuyordun di mi?
- Evet.
- Size hackerlık yapmayı öğretiyorlar mı, böyle bir ders var mı?
- Lan, sizde tarihi eser kaçakçılığı diye bir ders var mı?
.....
- Abi nerde okuyordun sen?
- Makine mühendisliği - 4 yıllık mı?
......
- Ne mühendisisin?
- Bilgisayar.
- Bu bilgisayarlar nasıl çalışıyorlar kuzum?
- İçlerinde elektronik devreler var, ikili mantığa göre...
- ??!
- Boşver, sen tak fişi çalışır onlar..
......
- Ne mühendisisin?
- Bilgisayar.
- Yav bizim oğlana şöyle iyi bişey, oyunlu falan, toplasak kaça çıkar?
.....
- Ne iş yaparsın sen?
- Haberleşme mühendisi - Yav bu nokialarda radarın yeri tespit ediliyo mu. Nasıl oluyo o?
- Benim bu telefona nerden müzik yüklenir?
- Sen şimdi telefon falan yapabiliyon mu? Bana da yap.
- Bu uydu kanallar şifresiz falan nasıl izleniyo onun bi aleti varmıs, var mı sende.
.....
- Senin okuduğun bölüm ne yiğenim?
- Genetik mühendisliği diyorlar teyzecim.
- Vah vah tıp fakültesi tutturamadın mı yavrum, böyle genetik mühendisi olucan?
- Kandan cerahatten pek hoşlanmam da.
.....
- Hımm! yazılım mühendisliği nasıl oluyor o?
- Bilgisayar yazılımı üzerine.
- Yazı mı yazıyorsun yani bilgisayarda?
- Evet yazı yazıyorum bilgisayarda. (la havle)
.....
- Ahmet makina mühendisliği zor muydu?
- Tabi oğlum. Termo, mukavemet, akışkanlar.. Bunları geçene kadar arkamdaki kıllar ağardı.
- Helal olsun valla. Ya, benim evdeki musluğa bi bakiversen lan, damlatıyo kaç gündür.. O da akışkan sonuçta. He ne dersin?
-Allah belanı versin derim, başka bişey demem.
.....
- Sen şimdi ne okuyodun?
- Bilgisayar mühendisliği
- Evladım boşuna okuyosunuz siz, simdi çocukların hepsi bilgisayar kurdu, bizim oğlan bütün gün internet kafede.
-Tabii amca, anlıyorum..
......
İşçilerin işe yeni girmiş makine mühendisi hakkındaki yorumları:
-Bak mesela şu yeni giren mühendis var ya..
- Hee.
- CNC nin ‘S’ sinden bile anlamıyo..
- CNC de ‘S’ var mı ki lan?
- Neyse işte anlamıyooo..
......
- Ne okuyorsun sen?
- Peyzaj mimarlığı.
- Ne yapar o?
- Doğal çevreyi bozmadan insan gereksinimlerini karşılamak için incelemeler ve planlar yapar. Kentlerdeki parkların, bahçelerin, tarım alanlarının ve yolların....
- Ha! Yani bahçıvan olucan!
- !!!!!!!!!!!
......
Bu da bir kameramana her yerde sorulan soru:
- Hangi kanal abi?
- Kanal ...
- Yayınlanır mı?
- Önce bir çekelim hele.
- Saat kaçta yayınlanır?
- Bazen yayınlamayabiliyorlar da..
- Niye çekiyorsun ki o zaman ...
......
Vatandaş, sokakta gelişen bir olayı takip eden gazeteciye soruyor:
- Bir olay mı var abi?
- Öğrenmeye çalışıyorum..
- Abi beni de çeksene.
- Neden?
- Arkadaşlar gazetede görsünler.
- !!!!
Elimi tutan ilk sendin bense yangın çığlıklarını attım 2 şey gerekir demiştin birisi bendim diğeri yârım hakkım varsa öderim zaten mutluluktan bahtiyarım ecele giderim acele etme varsın soğusun fizanım elbet doğacak içine güneşim yakacak kalbin yalanlarını sabır devran dönecek anla açıcak ömrün ışıklarını doğrularımı tart bi zahmet yanlışlarımı göster bana korkularım hat safhada artık bulamam aklın cevaplarını herşey yerine konuldu ama bak hala kalbim sensiz kayıp bazen düşünüp dururum bilmem neyi boş bıraktık hadi anlat anlar ruhum inan dinler kelimeleri suçlu olan biz değildik anla onlar çeksin ceremesini
Adam evine telefon acar, telefonu yabancı bir bayan açar. Adam karşıdaki sesi duyunca şaşırır, bayana sorar:
- "Sen kimsin?"
Kız cevaplar:
- "Evin hizmetçisiyim."
- "Iyi de bizim hizmetçimiz yok ki!"
- "Evin hanımı beni bu sabah işe aldı."
- "Ya. Öyle mi? Ben de evin beyiyim. Hanımı cağırır mısın?"
- "Hanımınız şu an yatak odasında kocası sandığım bir adamla beraber."
Adam şaşırır, sinirlenerek,
- "Elli bin dolar kazanmak istermisin?"
Kız,
- "Tabii ki isterim.Kim istemez..."
- "O zaman çekmeçedeki silahı al, yukarı çıkıp o cadi ile o sümsük herifi vur!"
Önce ayak sesleri duyulur, sonra iki el silah sesi. Hizmetçi telefona geri gelir:
- "Öldürdüm efendim, cesetleri ne yapayım?"
Adam,
- "Cesetleri havuza at."
Kadın duraklar:
- "Ama burada havuz yok ki?" Adam bir süre düşünür ve cevap verir:
- "Orasi 112 43 44 değil mi?
- "Hayır!!!!!
- "Pardon! Yanlış numarayı aramışım!!!!!"
Elimi tutan ilk sendin bense yangın çığlıklarını attım 2 şey gerekir demiştin birisi bendim diğeri yârım hakkım varsa öderim zaten mutluluktan bahtiyarım ecele giderim acele etme varsın soğusun fizanım elbet doğacak içine güneşim yakacak kalbin yalanlarını sabır devran dönecek anla açıcak ömrün ışıklarını doğrularımı tart bi zahmet yanlışlarımı göster bana korkularım hat safhada artık bulamam aklın cevaplarını herşey yerine konuldu ama bak hala kalbim sensiz kayıp bazen düşünüp dururum bilmem neyi boş bıraktık hadi anlat anlar ruhum inan dinler kelimeleri suçlu olan biz değildik anla onlar çeksin ceremesini
Deniz yavaşlamadan önce Takometreye baktı: Hız limitinin 90 km olduğu yerde 110km ile gidiyordu ve son dört ay içerisinde dördüncü defa polis tarafından durduruluyordu.
Bir insan nasıl bu kadar şanssız olabilirdi? Deniz arabasını sağa çekti.
"İnşallah şu anda yanımızdan daha hızlı bir araba geçer" diye düşünüyordu.
Polis elinde kalın bir not defteri ile arabadan indi.
Ali? Bu Polis camiden tanıdığı Ali değil mi? Deniz iyice arabasının koltuğuna sindi.
Bu durum bir cezadan daha kötüydü. camiden tanıdığı bir Polis, hemde hızlı gidip, trafik kurallarını ihlal ettiği için.
İyi günler Ali Birbirimizi yeniden böyle görmemiz çok ilginç" "iyigünler Deniz" Ali gülümsemiyordu.
"Beni; Eşimi ve çocuklarımı görmen için eve giderken yakaladın" "Evet öyle" Ali umursamaz görünüyordu.
"Son günler eve hep çok geç geldim. Çocuklarım beni uzun süredir hiç görmedi. Ayrıca zeliha bana bu akşam matı içli köfte ve biftek yiyeceğimizi söyledi. Ne demek istediğimi anlıyor musun?"
"Evet ne demek istediğini anlıyorum. Ayrıca trafik kurallarını ihlal ettiğini de biliyorum." diye cevapladı Ali.
"Eyvah! Bu taktik fazla işe yaramayacak gibi. Taktik değiştirmek gerekli" diye düşündü Deniz "Beni kaç ile giderken yakaladın?" "110.
Lütfen arabana girer misin?" dedi ALİ.
"Ah Ali, bekle bir dakika lütfen. Seni gördüğüm anda, Takometreye baktım. Sadece 85 km ile gidiyordum."
"Lütfen Deniz, arabana gir" diye üsteledi Ali, Deniz, canı sıkkın bir şekilde arabasına girdi, kapıyı çarparak kapattı.
Ali, not defterine bir şeyler yazıyordu. "Ali niye benim ehliyetimi ve araba ruhsatımı istemiyor ki" diye düşündü Deniz, Ne olursa olsun, bundan sonra camide de bu adamın yanına oturmaktansa, birkaç gün Deniz camiye gitmeyecekti. Ali kapıyı tıklatıyordu.
Deniz arabasının penceresini 5 cm kadar açtı. Ali Deniz'e bir kağıt verdi ve gitti..
"Ceza değil bu" diye kendi kendine söylendi Deniz. Bir anda sevinmişti. Bu bir yazıydı ve kağıtta şunlar yazıyordu: "Sevgili Deniz, benim bir kızım vardı. Altı yaşındayken çok hızlı araba kullanan biri tarafından öldürüldü. Bu kazadan dolayı, adam cezalandırıldı. 3 yıl hapishane cezasıydı bu. Bu adam hapishaneden çıkınca kendi çocuklarına sarılıp, öpüp, onları tekrar koklayabildi. Ama ben öpebilmek için, cennete gidinceye kadar beklemem gerekiyor. Bin defa adamı affetmeye çalıştım Bin kerede başardığımı zannettim. Belki başarmışımdır, ama hala kızımı düşünüyorum. Lütfen benim için dua et ve dikkat et Deniz, tek bir oğlum kaldı."
Deniz 15 dakika kadar bir süre yerinden kıpırdayamadı.
Daha sonra kendine gelip, yavaş yavaş evine gitti. Evine varınca, çocuklarına ve eşine sıkıca sarıldı.
Hayat çok değerli, sürekli dikkat et. Dikkatli araba kullan ve başkalarının hakkına saygı göster. Hiçbir zaman unutma, istediğin kadar araba satın alabilirsin, ama insan hayatını asla... Gerçekten ilginç.
Elimi tutan ilk sendin bense yangın çığlıklarını attım 2 şey gerekir demiştin birisi bendim diğeri yârım hakkım varsa öderim zaten mutluluktan bahtiyarım ecele giderim acele etme varsın soğusun fizanım elbet doğacak içine güneşim yakacak kalbin yalanlarını sabır devran dönecek anla açıcak ömrün ışıklarını doğrularımı tart bi zahmet yanlışlarımı göster bana korkularım hat safhada artık bulamam aklın cevaplarını herşey yerine konuldu ama bak hala kalbim sensiz kayıp bazen düşünüp dururum bilmem neyi boş bıraktık hadi anlat anlar ruhum inan dinler kelimeleri suçlu olan biz değildik anla onlar çeksin ceremesini