KARABULUT
Kapatıp kapatıp açtım kapıyı, benimle ilgili olsa çoktan çekip giderdim de...
insanın sevdiği biri o kapanan kapıda kısılı kalıyorsa öyle kolay olmuyor işte kapıyı kapatıp yoluna devam etmek. Bu aralar neden böyle üzerime geliyor buradaki insanlar, sağdan soldan beni seven insanların dediği gibi, her şeyi iyi yaptığım için onlarda oluşan kıskançlıktan mı? Bu bana pek mantıklı gelmiyor her şeyi iyi yapıyorsam süpersem neden bu kadar ağır her şey ? Kolay kolay boyundurluk altına girmediğimden mi? Bu ağır bir cümle bu kadar da değilim ama her teze bir antitezim oluyor olması onları çileden çıkarıyor olabilir. Hani kafalarında var ya patron imajı o sarsılıyor bir kere adam kızıyor ne bu cevap senin rolün ezik olmak ne cevabı yapıştırıp duruyorsun? Patron sen misin ben miyim diye kızıyor adam haklı olarak. Ya da cevap bu da değil de gerçekten onların bağıra çağıra her gün söyledikleri gibi hiçbir iş yapmıyor muyum? Hiçbir iş yapmıyorsam bu işler nasıl yürüyor? Hatta burada ki herkes hiçbir iş yapmıyor, ama o zaman bu dükkan nasıl yürüyor? Bu sorular soruyor olmak beni korkutuyor, Rafları düzeltirken kendi kendine söyleniyor M. de herkesin psikolojisi bozuldu burada” herkes hasta burada gerçekten. İş yeri içinde yaşanan tüm ilişkilerde bir taraf ezik büzük bir taraf efendi, bir taraf nefreti besliyor bir taraf nefreti büyütüyor. Karşıtlık oluşturuyorlar insanlar arasında, onlar ve bizler. Onlar: sermaye sahipleri, iş sahipleri, eleman çalıştıranlar ve elemanlarını köleleri zannedenler. Elemanlarına sürekli bağırarak aşağılayarak onlara önemsiz olduklarını hissettirip hayattan bezdirenler, ama bu rolü oynamadıklarında diğerlerinin korkmadan çalışmayacaklarına inandıkları için elemanlarına sürekli sen bir şey yapamazsın sen bir hiçsin mesajı verip tüm insanlığı korkunç bir karanlığa bırakan insanlar onlar. "Sürekli bağırıyorsunuz, bağırmanıza gerek yok ki bu kadar siz bağırmasanız da biliyor buradaki insanlar ne yapmaları gerektiğini" diyorum. "Korkutacaksın ki çalışsınlar" diyor ve ekliyor" ben tekstilde çalışırken, her gün mesai vardı bir gün işçiler biz bugün çalışmıyoruz dedi evlerine gitmek istedi, çıktım bugün çalışmayacaklar istifa mektuplarını yazsınlar dedim herkes işe döndü" diye anlatıyor gururla, bak sen tabii ne güzel sadece senden korktukları için çalışıyorlar deme, diye sormak istiyorum, neyse... tabii diyorum işime dönüyorum. Oysa ne kadar çok gerçek var bu örnekte insanların mecburiyeti gücünü kullanarak acık seçik sömürüyorsun ve bununla gurur duyuyorsun, ne acayip bir gurur benim hiç anlayamayacağım.
İşime bakayım bana bulaşmasınlar, diyorum odamda oturuyorum, bu odada iş yapmak için para alıyorum, odamda olmazsan eğer bana kızmaları beklenirken tam tersi oluyor gün boyunca ne zaman odamda oturuyor görse ara ara yanıma gelip oh keyfin yerinde diye tacizler ya burası sıcacık deyip sobayı kapatmalar ya da ne yapıyorsun şimdi bunun acelesi mi var dışarı çık deyip yaptığım işin acelesi olmadığını söylenebilecek en kaba biçimde söylemeler, 2 dakika sonra da o yaptığım işi neden bitirmediğimi sorup azarlamalar. Cevap verirsem o iş iki dakika da yapılacak iş oluyor, madem iki dakika sen yap o zaman deyecek oluyorum tutuyorum kendimi. Kapıyı açık tutmalıyım diyorum kendi kendime önce herkes çıksın annem de...
Sık sık başımıza aynı şey geliyor, önce bir iş yap deyip sonra neden yapıyorsun diye kızmak ya da tam tersi yukarıdaki gibi...Örneğin daha geçen gün iş yaptığımız çin deki bir firmaya faks çekilmesi gerekiyordu geldi faksı çekmedin mi diye sordu, ben de saat farkı var orası kapalı şimdi çekerim bir ara aklımda dedim kızdı hadi hazırsa çek hemen dedi, odamda faks bağlı olmadığı için yukarı çıktım muhasebecimizin odasına faks çekmeye 5 dakika kadar sonra bir hışımla geldi ve bağırmaya başladı ikiniz birden burada ne arıyorsunuz kasa bos ve devamı ama devamını gerçekten hatırlayamıyorum o kadar sinirlendim ki... sustum sustuk
biz korkutulursak ancak çalışıyoruz ya hemen işimize döndük, öyle mi?
hatırlayamıyorum ama gün boyunca bunun gibi gereksiz azarlar işitilince zaten kendini vererek bir şey yapamıyorsun. Öyle oluyor ki bir tane faydam olsun istemiyorum, geri çekiyorum kendimi geri geri gidiyorum her yaptığım işte.
“Ben her zaman işçilerin yanındayım” diyor. Ay ya bizim yanımızda olmasaydı diye dehşete kapılıyorum. Maazallah ya karşımızda olsaydı, yanmıştık. Öğle tatiline çıkacağım, saat 13.00 önüme çıkıyor şimdi N. Yemekte bekle diyor, bu iş yerinde herkes tek tek yemeğe çıkıyor, boş bile olsa öyle bazen saat 16.00 da hala yemeğe çıkamayanlar var. Ve bu işçilerin yanında olan zamanında solculuğu oyuncak etmiş insanlar hiç ilgilenmiyorlar işçilerinin bu özverileriyle, onlar kasada ne kadar para var o bölümle daha ilgili olan kapital solculardan. 3 kız kalmışız dükkanda dışarıda mal yığılı kepengler kapatılacak ağır kutular taşınıyor, tüm dükkan zar zor çevriliyor, listeler yapılıyor, hazırlanıyor 5 kişinin yapması gereken işi, 3 kişi ve 3 kız olarak yapıyoruz biri de hamile, akşam aradıklarında sadece kasadaki para miktarı soruluyor. Ayrıca neden ben sana böyle bir iyilik yapıyorum faydam ne? İş yapıyoruz arkadaş değiliz ki sen patronsun ben işçiyim, sen günlük iki elemana daha para vermemek için bana 2 erkek işçinin yükünü yüklüyorsun ve bunu idare ediverin diye söylüyorsun. Nasıl idare ediliverdi, sağdaki soldaki dükkanların yardımlarıyla ama sağ solda en şerefsiz, her şeyi boş bari bir teşekkür et tebrik et, sadece para soruluyor. Ve biz idare ediveriyoruz, ne olacak ki? İdare ediverin kızlar
Öğle yemeğindeyiz o kadar hızlı yiyiyoruz ki sandeviçlerimizi birbirimizle hiç konuşmadan, son lokmada farkına varıyoruz bu ne acele? Biz öğle tatilindeyiz her işçinin hakkı günde 1 saat öğle tatili. Ama biz korkuyoruz öğle tatillerinden, hele iki kişiysek. Tam da korktuğumuz gibi oldu devamı, yukarıda bizi yemek yerken gördü ve oh keyfe bak dedi, insan bir afiyet olsun der öküz diyecek oldum, yine sustum. Sonrası malum ikiniz birden ne yapıyorsunuz burada biriniz sonra yesin vb… ve yemek burnumuzdan gelir. Ama saat 2pm olmuş karnımız açıktı. Bu yemeğin ilk burnumuzdan gelişi değil hemen hemen her gün birinin yemeği burnundan gelir zaten, daha dün öğle yemeğimi yedim aşağı inerken yakaladı beni “sen pazartesi hastaneye gideceğim diye izin almışsın” diye sordu gözlerini patlatarak ikinci patron, birincisi fuara gitti burada değil. Hayır hastalandım saat 5 di geç olmuştu hastane için vizite kağıdı aldım tarihsiz kötü olmazsam bir sonra ki gün sabaha hastaneye gitmek için babam geldi beni aldı evde yattım dedim. Sana bir kere izin verilmiş sen neden gitmedin diye bağırmalar başladı, İki büklüm kaldım burada daha ne olsun? Saat 5’ e geliyordu dedikçe saat 2.30’du diyor. Ardından diğer patron karıştı söze, sen çıktın arkadaşın aradı “ hastalandı eve gitti dedim ha ha anladım dedi arkadaşın dedi. Bu ne alaka şimdi nasıl anlaşılmalı bunların ardından gelen bu cümle. Hiçbir şey bütünden çok da ayrı bir şey değil, postmodern miyiz biz parçalayıp da anlamlandıralım zaten onlar da parçalayıp anlamı bulamamışlar anlamsızlığı bulmuşlar,bunun ardından söylenen bu cümle İyi niyetli bir cümle olamaz bütüne ters çünkü, ya anlamsız ya kötü, tabii kötü, iki büklüm kaldı hastalandı, ben gördüm ağlıyordu derdi iyi olsa, çünkü gördü. Ama zaten ayartan kişi o, “Kişi kendinden bilir işi” demek kendileri böyle numaralar yapabiliyor demek ki, ben hiç yapmadım yapmaya da ihtiyaç duymadım. Bir yere gidecek olsam ona göre bir şey söyler uygunsa da giderim. Üzerimde koca bir ağırlık sağa yatsam ağır sola yatsam ağır, ben de, odama doğru yürümeye devam ettim. Afiyet olsun dedi azarlandığımı duyan müşterilerden biri, gülerek. Oldu valla afiyet dedim imalı, aklıma geldi sonra benim hakkım değil mi ki doktora gitmek, hani solcuydu bunlar, işçilerin haklarını bilmeden savunan solcu mu olur? Oluyor şekilde görüldüğü gibi, sadece şekil olarak kalıpta oluyor, kılık kıyafet ve rahatlık yakalandı mı adı solcu, kapital solcular. Geri döndüm bir hışımla muhasebeciyi aradım kasanın orada 2. patronun arkasında duruyordu, sordum ona “ işçi haklarına göre ben hastalanırsam bırakıp gitmeye hakkım yok mu?” var dedi. Sonra ortalık yine karıştı neden imalı imalı şeyler soruyorum diye, soruyorum Sokrates de sormuş, yardım ediyorum sana doğruyu bul diye Sonrası daha da korkunç bir de patron arayıp neden sen vizite kağıdı veriyorsun diye muhasebeciye kızıyor, vermeyince kızılır, hasta insan doktora gider, muhasebecide vizite verir hem de patronun iznine gerek olmadan.
Bu ne biçim şey insanın nefes alışını bile kanıtlaması gerekiyor, iki kuruş maaş vererek nasıl 12 saat çalışmamı beklersin? Ki neredeyse burada bulunduğum her dakika bir iş yapıyorum. Neymiş? Eleman eksikmiş ön tarafta duracakmışım, “ sen beni memnun et ben de seni ederim” demişti bir kere patron. O da ne demekse, ne demekse, ee peki benim memnuniyetim nerde? orda dur buradaki işleri yap ve sadece karın doyur. O da yetiyor tamam da bari rahat bırak, taciz edip durma, insan kendini sevmedikçe başkalarına saldırırmış, Bu kadar iş yapmamıza rağmen insanı öyle bir duruma sokuyorlar ki sanki hiç iş yapmıyoruz. Geçenlerde evden hikaye defterlerimi getirdim nasılsa iş yapmıyorum diye düşünerek öyle söyleyip duruyorlar diye öyle zannetmeye başlamışım 2 haftadan fazla defterler burada durdu tabi ki hiçbir hikayemi yazamadım, çünkü hiç vaktim olmadı. O kadar çok olay var ki, örneğin Çin de iş yaptığımız firmalardan iki tane kart alıyor olmam bile sorun olmuştu, ne yapacaksın iki kartı kime satacaksın? Diye bağırmaya başlamıştı, durduk yere; ne satmak mı? Hadi ya böyle bir şey oluyor mu yapayım o zaman? Oysa ben birini zımbalıyoruz diye almıştım ikincisini, ben onun aldığı malların çoğunu beğenmiyorum ki? Habire korkuyor arkasından bir kazık atılacak diye, oysa sen kimsin ki ben seninle neden uğraşayım? Egosu tavanda kendini çok önemli zannediyor, herkes onunla uğraşır, herkes onu kıskanır…
olanların birkaçı bu yazılanlar, ben bu kadarında bile yoruldum, daha neler neler var. Bir de bunların bakısı var…
Sürer ve gider işte bu hikayede böyle…
Bitmez bitmiyor, kafalar değişmiyor, herkes tetikte, güç dengeleri sarsılıyor ama değişmiyor, arada bir değişse kimse korkmayacak.
Bir de arada sıkışan birileri olmasa…