Şer’an velilerinin izni olmadan kıyılan nikah geçerli midir? Çünkü yüksek okullarda ve çeşitli mekanlarda gençler kendi aralarında anlaşarak nikahlarını kıydırıyorlar. Buna açıklık getirirseniz memnun kalırız?
Aralarında evlenme engeli bulunmayan akıllı ve ergin bir erkekle kadın, iki erkek veya bir erkek iki kadın şahidin bulunduğu bir mecliste evlenme iradelerini açıklayarak bizzat evlenebilirler. Hanefi mezhebine göre nikah için velilerinden izin alarak veya velilerinin de katılmasıyla böyle bir evlilik akdini yapmaları müstehab sayılmıştır.
Evlilik gibi en önemli akidlerden olan bir muamelede velilerin haberleri olması ve onların rızasının alınması İslamî edeb, ahlak ve faziletin de gereğidir. Ancak veli izninin bulunmaması Ebu Hanife ve Ebu Yusuf’a göre nikahın sıhhat şartlarından olmayıp gereklilik (lüzum) şartlarındandır.
Diğer yandan evlenecek erkek veya kadını nikah sırasında bizzat velilerinin temsil etmesi de mümkün ve caizdir. Ancak bu durumda, evlenecek olan eşler hazır bulunmazsa, veli veya vekillerin onlardan izin ve yetki almış olması gerekir.
Hanefiler dışında üç mezhep imamına göre ise kadın akıllı ve ergen olsa nikah akdinde bizzat irade beyanında bulunamaz. Onu nikahta velisi temsil eder. Aksi halde nikah geçerli olmaz. Bu konuda Hanefi mezhebinin kadına irade serbestliği tanıdığını görmekteyiz. Ancak veliye, gerekli durumlarda evliliği feshettirme yetkisi tanınarak kadının karışılaşabileceği bazı sıkıntılı durumlara karşı onu koruma esası getirilmiştir. (Aile İlmihali-Prof. Dr. H. Döndüren, Sh. 183)
Gizli nikahın hükmü: Dışarıda açıklanmamak üzere gizlice yapılan nikah akdi caiz değildir. Ancak nikah akdi şahitlerin önünde yapılıp da sonradan şahitlere bunu gizlemeleri ve dışarıda açıklamamaları tavsiye edilse, bu, gizli yapılmış sayılır.
Ebu Hanife ve İmam-ı Şafi’ye göre böyle bir evlilik gizli yapılmış sayılmaz. Çünkü şahitlere sonradan yapılacak gizli tutma tavsiyeleri nikah akdine zarar vermez.
İmamı Malik ise, evliliğin topluma ilanını bir şart olarak kabul ettiği için gizli yapılan veya şahitlerden gizlemeleri istenen bir nikahı geçerli saymaz. (A.g.e., Sh. 163)
Peygamberimiz (s.a.v.) bir hadis-i şerifte nikahla ilgili olarak: "Ey gençler zümresi! Kim içinizden evlenmeye muktedirse evlensin. Çünkü gözü haramdan en çok saklayan, ırzı en iyi muhafaza eden budur. Kim de evlenmeye gücü yetmezse oruca devam etsin. Zira oruç onun için bir korunmadır." demiştir.
Kişinin kendisini ve karısını harama düşmekten koruması, insan nevinin son bulmaktan, yok olmaktan, doğurmak ve çoğalmak yoluyla korunması, neslin bekası, nesebin muhafazası, toplum nizamını düzenlenmede tamamlayıcı bir unsur olan ailenin kurulması ve bireylerin arasında yardımlaşma ruhunu geliştirmesi gerekir. Evlilik, hayatın yükünü taşıyabilmek için karı-koca arasında bir yardımlaşma, toplumlar arasında sevgi ve dayanışma bağı kurulur. Aile bağlarını kuvvetlendiren bu bağ, yararlı şeyler için yardımlaşmayı gerektirir.
Nikah kıyılacaksa, kişiler bu konuda kararlılarsa önce resmi nikahı, sonra da dini nikahı kıymalılar. Bu, bilhassa kadının menfaatini içerir. Zira insanlar nikahı İslamî kurallara göre kıyıyorlar. Ama ayrılma vaki olunca İslamî kaidelere göre ayrılma olmuyor. Kadının haklarının muhafazası için resmi nikahın gerçekleşmesi elzemdir.
Nişanın bozulması veya böylesi bir nikahın bozulması durumunda ise özellikle bundan kadının telafisi mümkün olmayan zararlar gördüğü bilinmektedir. Bunu dikkate alarak velilerin çocuklarını zaman zaman uyarması ve ileride bunalıma yol açabilecek davranışlara girmekten onları sakındırması gerekir. Çünkü böylesi olumsuz durumlarda geride pişmanlık, iffetsizlik, öfke gibi hoş olmayan manzaralarla karşı karşıya kalınabilir. Ömür boyu onların peşini bırakmaz. Meşru olmayan bir çocuğun dünyaya gelmesinin kadın ve aile için nasıl bir yıkım meydana getireceğini tahmin etmek güç olmaz.
Gençler şunu iyi düşünmeliler: Gençliğin verdiği heyecanla kişiler kâmil manada düşünmekten yoksun olabilirler. Yanlış bir karar verebilirler. Zira ölçüsüz aşkın sonu hüsrandır. İşte o zaman bazı ulemanın ve mezheplerin velinin izni ve nikahın aleni olması görüşündeki hikmeti düşünmek gerekir. İnsanlığın başına gelen sıkıntıların gerçek nedeninin Kur’an ve Sünnet ölçülerine uyulmamasından kaynaklanıyor olması her aklı selim sahiplerince mâlumdur.
Kanaatimizce nişanlılık döneminde veya gizli bir nikah sonrasında dikkat edilmesi gerekenleri vurgulamakta yarar var:
a) Gizli bir nikahı bir an önce ilan ederek evliliği meşru zeminde devam ettirmek gerekir. Nişan vuku bulmuş ise bu vesile ile nikah kıyılmışsa yakın bir zamanda düğünün yapılması güzel olur.
b) Resmi nikahtan önce dini nikah akdi yoluna gitmemelidir. Çünkü İslamî nikah bazı fiilleri meşru hale getirirken kişilerin rahat hareketine müsaade ediliyor. Halkın arasında rahat dolaşılıyor.
Diğer insanlar bu hali müşahede ediyor. İstenmeyen bir hal vaki olunca ayrılık vuku buluyor. Kadının zarar görmesi kaçınılmaz hal alıyor. Manevi değeri de düşüyor.
c) Taraflar erken nikaha karar vermişler ise kadında bir boşanma yetkisi (Tefvizi talak) olması uygun olur. Çünkü bazı ayrılıkların sonunda erkeklerin kadınları boşamadıklarını müşahede ediyoruz. Hatta önceki erkekten boşanma vaki olmadan bir başkası ile evlendiği oluyor ki, nikah üstüne nikah caiz değildir.
d) Nişan ve gizli nikahtan sonraki ayrılığın neticesinde mehir meselesi de müşkül hal alıyor. Kişiler arasında kul hakkı teşekkül ediyor.
Erkeğin, evlenirken karısına verdiği veya vermeyi taahhüt ettiği para veya sair bir mala mehir denmektedir.
Nikah kıyılır da eşler arasında bir birleşme veya halveti sahiha (üçüncü bir şahsın yanlarında olmamaları birleşmeye mani bir ortamın bulunduğu mekan) vaki olmaz ise mehrin yarısı, aksi halde birleşme vaki olmuş veya halveti sahiha vaki olmuş ise o zaman mehrin tamamını erkeğin kadına ödemesi gerekir.
Allah (c.c.) Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor: "Eğer siz kadınları kendilerine cinsi yakınlıkta bulunmadan önce boşar, (fakat daha önceden) onlara bir mehir tayin etmiş bulunursanız, o halde tayin ettiğiniz (o mehrin) yarısı onlarındır." (Bakara, 237)
Günümüzde kişiler araba ile şehir dışına çıkarak veya muhtelif yerlerde rahat bir halde geziyorlar. Elbette bu da bir halveti sahihadır. Bu konuda velilerin dikkatli olması gerekir.
e) Hediyelerin durumu: Hanefilere göre nişanlıların ve ailelerin birbirine verdiği hediyeler hibe (bağış) hükmündedir. Bu yüzden bağışlanan şeyin telef olması ve tüketilmesi durumunda bağıştan geri dönmemeyi engelleyen bir durum söz konusu olmadıkça bağıştan geri dönmek caizdir. Bu yüzden erkek verdiği hediyelerin durması halinde onları geri alabilir. Fakat nişan yüzüğünün kaybolması, kurbanda teşekkürlerürülen koçun kesilerek tüketilmesi, nişan giysilerinin giyilip eskitilmesi gibi durumlarda hibe edilen şey elde bulunmadığı için bedel olarak tazmin edilmeleri gerekmez.
Malikilere göre hediyelerin durumu, nişan bozanın erkek ve kız oluşuna göre değişiklik göstermektedir. Eğer nişanı erkek bozmuşsa hiçbir hediyeyi geri alamaz. Hatta hediyenin mevcut oluşu veya tüketilmiş bulunması da sonucu etkilemez. Eğer vazgeçen kızsa erkeğin hediyeleri geri alması caizdir. Hediyeler tüketilmişse kadın bunların bedelini tazmin eder.
Şafi ve Hanbeliler’e göre ise nişanın bozulması durumunda artık hediyeler geri alınamaz. Çünkü hediye hibe hükmündedir. Hibeden dönme teslimden sonra artık caiz değildir.
Hadis’te şöyle buyurulmuştur: "Bir kadın nikah akdinin sorumluluğunu üstlenmeden önce kendisine verilen mehir, hediye veya verilmesi va’dedilen şeylerin tümü bu kadına aittir. Nikah akdi sorumluluğunu üstlendikten sonra verilenler ise, kime verilmişse ona aittir." (Aile İlmihali, Prof. Dr. H. Döndüren, 147)
Bir kimse evlenmek isterse, İslam terbiyesini almış, Kur’an ve Sünnete bağlı Hz. Hatice ve Ayşe annemizi taklit eden, Rabbine tevekküllü zevk edinen, mahşerde vereceği hesaba göre kendisini hazırlayan bir kadınla evlenmek için çaba göstermelidir.
Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor: "Kadın dört şey için nikahlanır. Malı, güzelliği, soyu ve dini için. Sen dindarı tercih et." (Buhari)
Erkek de elbette Kur’an ve sünnete bağlı, sorumluluğu müdrik, emanet ehli, Muhammedî ahlaka sahip, Allah korkusu ile kendini tezyin eden, ehli takva bir Mü’min olmalı.
Allah’ım nebileri, sıddıkları, şehitleri, salihleri seven, sadıklarla beraber olan, dünya ve ahiret saadetini kendisine düstur edinen aileler nasip et. Amin. Allah’ım ümmeti Muhammedi Kur’an’a mahkum et. Amin.
''HERGÜN TÜRK OLDUĞUNUZ İÇİN MÜSLÜMAN DOĞDUĞUNUZ İÇİN
TÜRKİYEDE YAŞADIĞINIZ İÇİN ŞÜKÜRLER OLSUN DİYİN YARADANA'' mccsonsuzluk@hotmail.com
Kayit Olmadan Linki Göremezsiniz. Lütfen Linki Görebilmek Için Kayit Olun.
Kayit Olmadan Linki Göremezsiniz. Lütfen Linki Görebilmek Için Kayit Olun.Kayit Olmadan Linki Göremezsiniz. Lütfen Linki Görebilmek Için Kayit Olun.
Müslüman bir erkeğin Ehl-i Kitap olan Yahudi ve Hristiyan bir kadınla evlenmesi kerahatle birlikte caiz olup mekruhtur. Çünkü, doğacak çocuk, baba ve annesinin ayı ayrı istikamette gelişmiş inançlar arasında sarsıntılara maruz kalmaktadır. Müslüman kadınların Kitap ehlinin erkekleriyle evlenmelerinin caiz olacağına dair ne âyet, ne hadis hiçbir mübahlık delili gelmemiştir.
Ehl-i kitabın dışında kalan ve inanç itibariyle küfür içinde bulunan bulunan ve evlenmesi caiz olmayan kadınlar şunlardır:
Budist veya Brehmen gibi isimlerle adlandırılan ve ineğin tenasül uzvuna tapan Mecusi hindiler
Puta tapan kadınlar
İsmaili ve Karmati gibi sapık zındıklar
Din ve ahlak bağlarını kırmış bir görüşün zebunu olan kadınlar
Dinsiz ve ateist kadınlar
Bu konuya Elmalı Tefsirin de özetle şöyle değinilinmektedir:
"Müşrik kadınları, iman etmedikçe nikâhlamayın. Bir müşrik kadın, sizin hoşunuza gitse bile, iman etmiş olan bir cariye herhalde ondan daha hayırlıdır. Müşrik erkeklere de mümin kadınları nikâh ettirmeyin. Bir müşrik, sizin hoşunuza gitse bile, mümin bir köle elbette ondan daha hayırlıdır. Onlar sizi ateşe davet ederler, Allah ise, kendi izniyle cennete ve mağfirete davet ediyor ve âyetlerini insanlara açıklıyor. Umulur ki onlar hatırda tutup, öğüt alırlar." (Bakara Suresi / 221)
Müşrik, Kur'ân dilinde iki anlama gelir ki biri zahirî, diğeri hakikîdir.
Zahirî müşrik, açıktan açığa Allah'a ortak koşan, birden fazla ilâh olduğu kanaatinde olanlardır. Bu anlama göre, Kitap ehline müşrik denmez.
Hakikî müşrik, gerçekten tevhidi ve İslâm dinini inkar edenler, yani mümin olmayan gayr-i müslimlerdir.
Ey iman ehli, gerek dıştan dışa ve gerekse gerçek müşrik olan yani mümin olmayan kadınlardan hiç birini nikâhınıza almayınız. Onlarla evlenmeyiniz. Nihayet iman etsinler, o zaman evlenebilirsiniz. İmansız kadınlarla evlenip de aile kurmaya kalkışmayınız. Burada müşrik kadından mümin kadın karşılığı söz edilmesi, müşrik kadınlardan maksadın iman etmeyen tüm kâfir kadınlar olduğunu ayrıca gösteren bir delildir.
Gerek zahirî, ve gerekse hakikî müşrik olsun ve gerek Kitap ehli olsun, gerekse olmasın mümin olmayan kâfir erkeklerin hiç birine de nikâh etmeyiniz. Onları sizden hiç bir kız ve kadınla evlendirmeyiniz. Nihayet o imansızlar, iman etsinler o zaman verebilirsiniz. Ve hiç kuşkusuz mümin olan köle herhangi bir müşrikten, imansız kâfirden hayırlıdır. İsterse o kâfir sizi büyülemiş, kendisine hayran etmiş olsun, hürriyeti, güzelliği veya serveti veya makam, mevki ve dünya talihi veya öteki halleri ve davranışı ile pek fazla gözünüze girmiş bulunsun. Böyle bile olsa mümin olmayan kimseye hiçbir mümin ve Müslüman kadını nikâhlamayınız. O imansızlar erkek olsun, kadın olsun çıraları insan ve taş olan o belalı ateşe davet ederler, durumları ve sözleriyle ona çağırırlar. Ve mümin olmayanların mutlaka müşrik olduklarını ve bunlarla nikâhlanma ve onları nikâhlamanın zina ve şirk ile sonuçlanacağını anlasınlar, bu nokta derinden derine düşünmeye muhtaç değildir, bunu hatırlayıp zihinde canlandırmak yeterlidir. O halde ey iman edenler! Allah'ın emrini, çağrısını bırakıp da o erkek veya kadın kâfirlerle evlenmek veya onları evlendirmek suretiyle kendinizi ateşe atmayınız.
"Sizden önce kitap verilen ümmetlerin hür ve iffetli kadınları da iffetlerinizi koruyarak, zina etmeksizin, gizli dost tutmaksızın, kendilerine mehirlerini verip nikâhladığınız takdirde size helâldir" (Maide,5)
Ancak Maide Suresinde, uyarınca bu âyetin birinci fıkrasından Kitap ehlinin kadınları istisna olunarak, Kitap ehlinden kız almaya mekruh olarak ruhsat verilmiş; fakat ikinci fıkra muhkem olarak kalmış ve kız vermeye hiçbir şekilde izin verilmemiştir.
İlâhi kânunu gereğince kadınlar kocalarının yönetimi altında bulunurlar. Dolayısı ile, bir mümin kadını, bir kâfir ile evlendirmek onu, o kâfirin yönetimi altına bırakmak ve onun davasına mahkûm etmek olacağından, o mümin kadını kesinlikle ateşe atmaktır.
Ancak bu ilâhî kânunu bilen ve kendini ona göre idare edebilecek olan erkekler hakkında bu yönetim altına giriş ve çağrıya mahkûm oluş zorunlu ve kesin değildir. Bu şartlar altında, müslüman erkekler için ihtiyaç hâlinde bir ruhsata imkân vardır. Bunun için bu âyetle yol gösterme ve hatırlatmadan sonra,
"Kitap verilen ümmetlerin hür ve iffetli kadınları" (Maide, 5/5) âyetiyle gereğinde yalnız Kitap ehlinden kız almaya ruhsat verilmiş ve zururetler kendi miktarlarınca takdir olunacağından, bunun dışındakiler yine haramlıkta bırakılmıştır.
Şunu da hatırlayalım ki, "O yerde ne varsa hepsini sizin için yaratandır. Sonra semaya doğrulmuş iradesini göklere yöneltmiştir." (Bakara, 2/29) âyeti gereğince mallarda ve eşyada asıl kural, onların mübah olduğu ve haramlığına dair delil bulunmadıkça mübahlık ile amel olunacağı; fakat "sizin için" buyrulduğundan dolayı bu mübahlıkta insanların canlarının ve ırzlarının dahil olmadığı ve aksine mallardaki asıl kural olan mübahlık insanların canlarını, ırzlarını, haklarını ve yararlarını korumak için bulunduğudur. Kısacası can ve ırzda haramlık asıl kural olunca bir mübahlık ve izin delili bulunmadıkça can gibi ırzda da tasarrufta bulunmak haram olacağından nikâh kıyma izni, mutlaka bir delile dayalı olacaktır. Mübahlığına delil bulunmayan yerlerde nikâh kıymak haramdır. Yani o nikâh, nikâh değil zinadır.
Bu nokta üzerinde iyi düşünülünce anlaşılır ki bu âyetteki kadın ve erkek müşrikler, kadın ve erkek müminlerin karşılığı olmasaydı da, zahirî müşrik anlamında olabilseydi, o zaman da müslüman kadınlarının diğer kâfirlere nikâh edilmeleri aslî haramlıkla haram olacaktı. Çünkü "hür ve iffetli kadınlar" ifadesiyle müslüman erkeklerin Kitap ehlinin kadınlarıyla evlenmelerine izin verilmiş olduğu halde;
Müslüman kadınların Kitap ehlinin erkekleriyle evlenmelerinin caiz olacağına dair ne âyet, ne hadis hiçbir mübahlık delili gelmemiştir. Müslümanların kadınları, İslâm tohumları için şerefli bir tarladır. Ve müslümanlar genellikle tarlalarından ve ekin ektikleri yerlerden hiçbirini yabancılara çiğnetmemek, cinsel birleşmelerine izin vermemekle yükümlüdürler. Mal tarlası olan vatan toprağını yabancılara çiğnetmek büyük bir felaket olduğu gibi, can ve din tarlası olan İslâm kadınlarını başkalarına çiğnetmek de felaketlerin felaketidir.
''HERGÜN TÜRK OLDUĞUNUZ İÇİN MÜSLÜMAN DOĞDUĞUNUZ İÇİN
TÜRKİYEDE YAŞADIĞINIZ İÇİN ŞÜKÜRLER OLSUN DİYİN YARADANA'' mccsonsuzluk@hotmail.com
Kayit Olmadan Linki Göremezsiniz. Lütfen Linki Görebilmek Için Kayit Olun.
Kayit Olmadan Linki Göremezsiniz. Lütfen Linki Görebilmek Için Kayit Olun.Kayit Olmadan Linki Göremezsiniz. Lütfen Linki Görebilmek Için Kayit Olun.
EVLENİRKEN ÖNCE İSTİŞARE Mİ YAPMALI, YOKSA İSTİHARE Mİ?
Hayırlı bir kısmet çıktı, evet demek üzereyken bir de istihareye yatın, dediler. Kendimize itimat etmediğimizden yaşlı bir hanıma istihare emanet ettik. Ertesi sabah, istiharede iyi görünmüyor, vazgeçin, şeklinde bir yorumla karşılaştık. Halbuki bizim yakınlarımızla yaptığımız istişarede münasiptir, uygundur, denktir, demişlerdi. Biz de evet, demek üzereydik. Şimdi durumumuz ne olacak? İstihareye göre mi, istişareye göre mi hareket edeceğiz?
Önce istihareyi kısa bir tahlile tabi tutalım. İstiharede görülen şey evet mi, yoksa hayıra mı işaret ediyor, onu kestirmek kolay değil. Yoruma bağlı bir keyfiyet.
Sonra görülen şey şeytani mi, yoksa Rahmani mi? Bunu da kestirmek kolay değil. Bunun için de ehil olmak gerek.
Bir de istihare bağlayıcı değil. İlle de görülen işarete göre hareket edilecek diye bir mecburiyet yoktur.
İstişareye gelince. Ehil kimselerin meseleyi enine boyuna konuşup düşünmeleri sonunda vardıkları bir sonuç var. Bu sonuç hem aklın, hem mantığın, hem de ilmin icabı olacak seviyede olur. Yahut da olmalıdır.
Öyle olunca istişareye uymaktan başka yol kalmaz.
Meseleyi istişareye iştirak edenlerin akıllarıyla da düşünmek, gözleriyle de görmek, ilimleriyle de nazar etmek., herhalde sağlam bir incelemedir. Biri yanılabilir, ikincisi görmeyebilir, ama hepsi de aynı yanlışa düşmezler.
Bundan sonrası Allah’a tevekküldür.
Esasen bu gibi hayati konularda en sağlam tedbir, tarafların birbirlerini gerçek hüviyetleriyle tanımalarıdır. Olmayan vasıfları var gösterip de sonunda sürprizle karşılaşmamalıdır.
Kaynak: Yeni Aile İlmihali, Ahmed Şahin, Cihan Yayınları
''HERGÜN TÜRK OLDUĞUNUZ İÇİN MÜSLÜMAN DOĞDUĞUNUZ İÇİN
TÜRKİYEDE YAŞADIĞINIZ İÇİN ŞÜKÜRLER OLSUN DİYİN YARADANA'' mccsonsuzluk@hotmail.com
Kayit Olmadan Linki Göremezsiniz. Lütfen Linki Görebilmek Için Kayit Olun.
Kayit Olmadan Linki Göremezsiniz. Lütfen Linki Görebilmek Için Kayit Olun.Kayit Olmadan Linki Göremezsiniz. Lütfen Linki Görebilmek Için Kayit Olun.
Halk arasında konuşulan bazı meseleler yarım ve yanlış anlaşılmıştır. Bunlardan birisi de "İki bayram arasında düğün yapılmaz, nikâh kıyılmaz" düşüncesidir.
Şartlar ve imkânlar hazır olduğu zaman senenin bütün gün ve saatlerinde düğün yapılabilir, evlenilebilir, nikâh kıyılabilir. Yani nikâh için belli bir zaman ve vakit yoktur. "Nikâh şu gün caiz olur, şu gün caiz olmaz" diye
bir şart yoktur.
Bu meselenin aslına gelince, hâdise şudur: Bilindiği üzere, Ramazan ve Kurban gibi yıllık iki bayramımızın yanında bir de haftalık bayramımız vardır. O da Cuma günü. Yani Ramazan veya Kurban Bayramı Cuma gününe rast gelir, düğün de bugünlerde yapılırsa; bu arada nikâh kıyma ile meşgul olunur da Cuma namazına yetişememe gibi bir tehlike baş gösterirse o saat içinde nikâh kıymak caiz olmaz.
Çünkü bu saat içinde nikâhla meşgul olmak farz-ı ayn olan bir ibâdetin terkine sebep olmaktadır. Hayır yapalım derken, şerre sebebiyet verilmektedir.
Fakat böyle bir sıkışıklığa meydan verilmeden Cuma namazından bir müddet önce veya namaz kılındıktan sonra nikâh kıyılırsa pekâlâ olur, bir mahzur da kalmaz.
Zaten böyle bir hal de pek vuku bulmamaktadır."İki bayram arasında nikâh olmaz" sözünün bâtıl da olsa târihî bir geçmişi vardır. Bilhassa bu inanç Islâmdan önceki Cahiliye Arapları arasında yaygındı. Onlar Ramazan'dan sonra başlayan Şevval ayında evlenmeyi uğursuz sayar, düğünlerini başka bir tarihte yaparlardı.Her Cahiliye âdetinde olduğu gibi, bu âdeti de bizzat Peygamber Efendimiz yıkmış, geçersiz kılmıştır. Resul-i Ekrem Efendimiz Hz. Âişe validemizle Şevval ayında nişanlanmış, üç sene sonra da yine Şevval ayında evlen-
miştir. Böylece iki bayram arası olan Şevval ayında düğün yapmak ve nikâh kıymak sünnet
olmuştur.(1)
''HERGÜN TÜRK OLDUĞUNUZ İÇİN MÜSLÜMAN DOĞDUĞUNUZ İÇİN
TÜRKİYEDE YAŞADIĞINIZ İÇİN ŞÜKÜRLER OLSUN DİYİN YARADANA'' mccsonsuzluk@hotmail.com
Kayit Olmadan Linki Göremezsiniz. Lütfen Linki Görebilmek Için Kayit Olun.
Kayit Olmadan Linki Göremezsiniz. Lütfen Linki Görebilmek Için Kayit Olun.Kayit Olmadan Linki Göremezsiniz. Lütfen Linki Görebilmek Için Kayit Olun.
Peygamber Efendimiz Hz. Fatımma'yı hazırlamalarını, müminlerin annesi Ümmü Seleme(R.A.) ile azad etmiş olduğu cariyesi Ümmü Eymen'e (R.A.) emretti. Hazırlık tamam olunca, kır renkli bir deveyi zamanın icaplarına göre süsleyip hazırladılar. Cenab-ı Fatıma validemizi deveye bindirip ipini Selmanı Farisi'nin eline verdiler ve Hz. Ali'ye:
"Ya Ali, Fatıma gelin olarak evinize gönderildi. akaşam namazından sonra ben de geleceğim, beni bekleyin" buyurdular.
Akşam olunca Resul-i Ekrem Efendimiz Hz.Ali'nin evine varıp kapıyı tıklattı, içeri girmek için izin istedi. Resulullah (S.A.V.) kapıya çıkan Ümmü Eymen'e :
- Kardeşim burada mı? buyurdu. Ümmü Eymen (R.A.) :
- Babam anam sana feda olsun ey Allah'ın Resulü, senin kardeşin kimdir? dedi. Resulullah efendimiz :
- Ali b. Ebi Talib'dir deyince Ümmü Eymen :
- Senin kızın ona nikahlandığına göre o senin nasıl kardeşin oluyor? dedi. Resul-i Ekrem :
- Evet o muhakkak öyledir, buyurdular. Sonra :
- Esma binti Umeys de burada mı? dediler. "Evet" cevabı verilince :
- Demek Allah Resulunun kızına hizmete geldi, buyurdu. Ümmü Eymen :
- Evet, dedi. Resulullah .
- Hayra ersin, diye dua etti.
Bundan sonra Peygamber efendimiz su istedi. bir kap içinde su getirdiler. Resulullah Efendimiz o suyun içine bir miktar misk döktüler. O sudan Hz.Ali'nin (R.A.) göğsüne, arkasına ve kollarına sepeledi ve şöyle dua etti :
"Ya Allah, bunlara bereket ver (ve bu izdivacı) bunlara mubarek kıl" buyurdular.
Daha sonra Hz.Fatıma'yı çağırdı. Cenab-ı Fatıma, utancından gözlerini elbisesinin üzerine eğmiş duruyordu. Resulullah efendimiz bu sudan onun üzerine de sepeledi ve:
"Ya Allah, onu ve zürriyetini şeytanın şerrinden korumanı niyaz ediyorum" diye dua etti.
Bundan sonra Resul-i Ekrem İhlas ve Muavvezeteyn surelerini okumuş, onlara ve zürriyetlerine dualarda bulunmuş ve Hz.Ali'ye hitaben:
-Allahın adı ve bereketiyle haydi zevcenin yanına gir, buyurdular.
''HERGÜN TÜRK OLDUĞUNUZ İÇİN MÜSLÜMAN DOĞDUĞUNUZ İÇİN
TÜRKİYEDE YAŞADIĞINIZ İÇİN ŞÜKÜRLER OLSUN DİYİN YARADANA'' mccsonsuzluk@hotmail.com
Kayit Olmadan Linki Göremezsiniz. Lütfen Linki Görebilmek Için Kayit Olun.
Kayit Olmadan Linki Göremezsiniz. Lütfen Linki Görebilmek Için Kayit Olun.Kayit Olmadan Linki Göremezsiniz. Lütfen Linki Görebilmek Için Kayit Olun.
Evlilik, iki kişinin bütünleşmesi demektir. Konu manevî olunca ekseri insanlar da maneviyattan habersiz olunca, ruhların anlaşması sağlanamaz.
Fakat İslamiyet hayat dinidir. Yeni evli çift "ikimiz de İslamiyet'e uyacağız" derse İslamiyet o ailenin ruhu olur. Anlaşmaları kolaylaşır.
Müslüman bir hanımla Müslüman bir erkek evlendiğinde bunların ikisi de ilmihal okuyup, öğrenip yaşamaları lazım. O zaman manevi bütünlük sağlanır. Dindar ailelerde çok basit meseleler büyütülüyor. Yemek neden hazır değil, neden yüksek sesle konuştun, neden sözümü dinlemiyorsun gibi basit konular büyütülüyor. Aile hayatı sarsılıyor. Evlenen eşler boşanacağım diye evlenmez, mutlu olmak için evlenir. Manevi mesuliyetten korkanlar aile hayatına zarar vermez.
Cennet ve cehennem ahirettedir. Fakat ahirete giden yol dünyadan geçer. Eğer cehennem korkusu, cennet ümidi olmazsa insanlar canavar olur. Çocuk sapan taşıyla kuşu vuruyor. Katil kurşun atıyor. Zalim maddi imkânlarıyla fakiri eziyor. İşte İslamiyet böylesine kötü insanlara cehennemi gösterir. Eğer insanın zerre kadar imanı varsa kötülüklerin her türlüsünden kaçınır. Allah'tan korkar.
Aile hayatı devam ettikçe sosyal hayat devam eder. Sosyal hayat sağlıklı olursa millet ve devlet üstün olur. Her Müslüman Allah'ın rızasını ararken toplum hayatını sarsacak hallerden kaçınmalıdır. Toplumun çekirdeği ailedir. Eşinizi tenkit etmeyin. Eşinizin akrabalarına iyi davranın. Eşinizle dargın durmayın. Eşinize her konuda yardımcı olmaya çalışın. Böyle davranırsanız aradaki anlaşmazlıklar kalkar.
Aile geçimsizliklerinin sebebini kimde gördüysem o geçimsizliğin kolayca düzeltilebileceğine inandım. Bazı hanımlar, "Ben eşimin kölesi olamam" diyor. Hâlbuki eşine köle olanlar onu kendisine köle etmiştir. Karşımızdakinden iyilik istiyorsak evvela biz iyi olalım. Avrupa'da özür dilemek çok yaygınken bizde azdır. Mesela hacda insanlar tünelde sıkışıp öldüler. Hacda herkes birbirini itiyor. Vapura binerken bizi iten adamın çirkin hareketlerini kabul edemeyiz. Eğer tavafta insanlar birbirlerini itmese, ölüm olayları olmaz. İnsan mukaddes bir varlıktır. Çünkü her insanın yapabileceği çok güzel işler vardır. Eşler boşanıyor, çocukların boynu bükük kalıyor. Belki o çocuklar İslam âlimi olacaktı. Böyle yüce bir yolun önünü eşlerin kesmesi çok büyük bir vebaldir. Penceresinde cam olanlar başkasının camını kırmaz. Sende, ailede bütün kapıları açacak anahtar nezaket ve kibarlıktır. "Güzel söz sadakadır."
Sinirlendiğinizde ayaktaysanız oturun! Oturuyorsanız yatın. Yahut bulunduğunuz yerden başka bir yere geçin, çünkü sinirlenmek şeytanın kamçısıdır. Sinirlenen insan coştukça coşar, yıkar, tahrip eder.