Kullanıcı Adı:
Şifre:

Mesaj Önizleme  Konuyu Gönder 
ASMAYIP DA BESLEMEK
12-21-2007 06:31 PM
The PEst.
ฮ ĐΣŊĕďĩм ờŁмλđĮ ้ گڤ
*
Co Admin

Üye No: 62
Mesajlar: 10,917
Karma Puanı: 4675
Cinsiyet: Bay
Nereden: Erzurum
Duyuru
Lütfen Konulara Cevap Yazınız...

Mesaj: #1
ASMAYIP DA BESLEMEK

Dünyanın diğer ülkelerindeki birçok insanın, biz Nikaragua halkının sorunları hakkında bilgi sahibi olması şöyle dursun, çoğunun haritadaki yerimizi dahi bilmediklerini tahmin edebiliyorum. Coğrafya derslerinde öğrencilerin sınıf geçmek için ezberledikleri, ama bugün hatırlamadıkları Orta Amerika bölgesi, aslında hiç de unutulacak bir yer değildir, ama unutturmaya çalışanlar sağ olsun; yerimizi bilmeyenler, onlar sayesinde sorunlarımızı da bilmiyorlar.

Nobel edebiyat ödülünü 2005 yılında kazanan, ödül törenine katılmayarak, banda kaydettiği konuşmasını gönderen Harold Pinter’in, haykırarak dünyaya duyurmaya çalıştığı sorunların salonun dışına ulaştırıldığından emin değilim. Yazar, bu konuşmasında, kimyasal silah yalanıyla işgal edilen Irak savaşının haksızlığına, savaşın Irak halkı üzerindeki yıkıcı etkilerine, Nikaragua’da yani ülkemde Sandinista hükümetine karşı yapılan Amerika destekli darbe ve uygulanan vahşete, Amerika’nın Endonezya, Yunanistan, Uruguay, Brezilya, Paraguay, Haiti, Türkiye, Filipinler, Guatemala, El Salvador ve Şili örneklerinde olduğu üzere her sağcı askeri diktatörlüğü desteklemesine, Guantanamo körfezinde üç yılı aşkın süredir yüzlerce insanın sorgusuz sualsiz tutulmasına, İsveç hariç 132 ülkede 702 Amerika üssü bulunmasına, iki bin tanesi alarm verildikten on beş dakika sonra ateşlenmeye hazır 8000 aktif ve işlevli nükleer başlığa sahip olan Amerika’ya dikkat çekiyor. Ancak askerdeki “ Dikkat! Komutan sağda! “ şeklinde çekilen dikkatler kadar etki yarattığını sanmadığım bu konuşma metninden habersiz olduğunuzu bilmem için kâhin olmam gerekmiyor.

Bu durum, bana Türklerin meşhur şairlerinden Can Yücel’in, İ.S. 500 yılında yazılmış, şairi belli olmayan çevirisini hatırlatıyor:

Köpek var, taş yok,
Taş var, köpek yok,
Taş var, köpek var,
Ama kralın köpek,
Sıkıysan at taşı.

Her neyse, ben öykümü anlatayım. Hem sonra kurguydu, şuydu buydu, deyip yazdıklarıma karalama diyebilenler çıkabilir.

Nikaragua halkının, Sandinista gerillalarının önderliğinde, kırk yıldan uzun süren Amerika destekli Somoza diktatörlüğünü yıktığı 1979 yılından bir yıl önce, yani 1978 yılının Temmuz ayında, çiçeği burnunda, staj için bir bölüğe gönderilmiş jandarma teğmendim. Özellikle dağlık yerlerde Sandinista gerillaları ile çok sık çatışma çıktığı için terör dolayısıyla ülkemiz bir hayli karışıktı. Bölüğümüz de çatışmaların en yoğun yaşandığı yerlerden birisi üzerinde konuşluydu. Kolluk kuvveti olarak, belediye sınırları dışında biz sorumluyduk; belediye sınırları içinde ise polis görevliydi, ama terör nedeniyle özellikle biz jandarmalar, kolluk hizmetlerini yapamaz durumdaydık.

İşimiz başımızdan aşkınken, bir de terörle boğuşmamız hepimizi canımızdan bezdiriyordu. Bir gün, bağlı karakollarımızdan birinin bölgesinde, bir dağın eteğinde, kuru dere yatağında bir genç kızın ölüsü bulundu. Elbette Komiser Kolombo gibi araştırma yapacak değildik. Olayı en kısa şekilde çözmemiz gerekiyordu. Vukuatın meydana geldiği köyde iki ay kadar sürecek elektrik direklerinin dikilmesi işi vardı ve geçici olarak gelen dört mevsimlik işçiden birinin muhtemel katil olabileceğini düşünüyorduk.

Sorgulayıp, suçlarını itiraf etmelerinden önce, birçok zanlıya yaptığımız gibi dördünü de birbirinden ayırıp, gözleri bağlı halde, hepsi de farklı yerlerde olmak üzere hayvanlarla kümese tıktık. Ardından, geceli gündüzlü, aç ve susuz bıraktığımız bu canileri teker teker sorgulamaya başladık. Sorgulamalarımız esnasında, genellikle birden fazla katil ortaya çıktığı için çabalarımız sonuçsuz kalsa bile biz bildiğimizden şaşmıyor, her zaman aynı yöntemi kullanıyorduk. Bu zamana kadar sorgulanan insanlardan, bankaları soyup, vatanı satıp, seri cinayetleri işlediklerini itiraf etmeyenine rastlamadım desem, sorgucularımızın mesleki performansları hakkında sanırım kısa bir fikir verebilirim.

Mesleğe yeni girdiğim için sorgulama teknikleri konusunda uygulamalı derslere ihtiyacım vardı. Bölük komutanımız yüzbaşı, sorgucuların başında bulunan astsubay başçavuşa, beni de izleyici olarak sorguya almasını emrettiği için hayatımda ilk kez bir sorgulamanın nasıl yapıldığını görme şansım oldu. Buna şans diyorum, çünkü bulunduğum konuma itiraz edip de karşı tarafta yani sorgulanan kişi olmayı hiç de istemezdim.

Tiyatro bileti alıp seyretmeye gidercesine sorgu yapılan odada yerimi aldım. Şüphelilerden birincisini, gözleri bağlı olarak, aynı odada dolaştırıp, “ Başını eğ, çömel, sürün, zıpla, “ gibi komutlarla hayali engelleri aşmasını sağlayıp, tam karşıma getirdiler. Başçavuşun “ Kızı kim öldürdü? Konuşursan sana hiçbir şey yapmayacağım, ama gerçeği saklarsan bu odadan sağ çıkamazsın, “ demesiyle, açlıktan nefesi kokan, her halinden fakir olduğu belli delikanlı altına kaçırdı. Bu olay neşemizi artırdığı için, çiğ yumurta sarısı içmiş kadar gür seslerle kahkahalar koy verdik. Delikanlının donunu indiren başçavuş, makatına cop soktuğu delikanlıya, “ Kızı ne zaman, nerede ve nasıl öldürdüğünü, “ anlatmasını söyledikçe, delikanlı göğü yırtarcasına bağırıyor, “ Hiçbir şey bilmiyorum, ama her dediğinizi kabul etmeye razıyım, “ diyordu. Ben seni konuşturmasını bilirim, diyen Başçavuş, zemine kovalarla suyu boşalttıktan sonra, kabloyu bağladığı delikanlının zamazingosuna elektrik verdi. Yere değmemek için havalara sıçramaya, dünya yüksek atlama rekorlarını kırmaya çalışan delikanlının durumu başçavuşun gözlerinden yaşlar gelinceye kadar kahkahalar atmasına neden oluyordu.

Ansızın cep telefonuma gelen mesajı gördüm. Nişanlım, bir sürpriz yaparak geldiği karakol binasının dışında beni bekliyordu. İki ay var ki dişi sinek görmemiştim. Sevincimden çılgına dönüp, başçavuşa dışarı çıkacağımı söyledim ve çıktım. Sorgulanan delikanlıyla diğer üç kişiye neler yapıldığını bilmiyorum. Fakat bir gün sonra, köyün çobanını sopalayıp sıkıştıran karakol komutanına, bülbül gibi ötüp, kızı nasıl öldürdüğünü ayrıntılarıyla anlatan çoban, gerçek katil olduğunu itiraf etmişti. İşini bitirdikten sonra ise kızın akrabalarının kendisini öldüreceği korkusundan, şahit bırakmamak için kızı öldüren katil ortaya çıkınca, günlerdir işkence yaptığımız dört zanlıyı serbest bırakmıştık. Özgürlüklerine kavuştuklarında ayaklarımıza kapanan, bir daha buralara düşmemeye yeminler eden delikanlılara birer çay ikram edip, gönüllerini almayı ihmal etmedik.

Dünyevi arzularımın esiri olup, nişanlımı görmek için dışarı çıkmıştım, ama başçavuş olayı farklı yorumlamış, bölük komutanına da öyle anlatmıştı. Ben, “ İnsan hakları ihlali yapıyorsun başçavuşum, “ diyerek kapıyı çarpıp çıkmışmışım da falan da filan diye saymış, söylemiş. Yüzbaşı da bana sormadan, anlatılanları doğru sanıp, “ Ben ona gösteririm, “ demiş. Oysa ben, insan hakları, hak, hukuk diyecek adam değilim. Orada asıl kızdığım, zanlılarla uğraşıp, suçu aydınlatmaya çalışmak olabilir. Asmak varken, ne diye bir de besleyelim, diye itiraz edecek benim gibi birisinin böyle anlaşılabildiğini öğrenince isyan edecektim. Eğer, benim kadar disiplinli ve itaatkâr, tam deyimiyle ideal bir asker olsaydınız, beni daha iyi anlayabilirdiniz. Övünmek gibi olmasın, Türklerin meşhur şairlerinden Ziya Gökalp’ın Vazife şiirini ezbere bildiğim gibi yaşam felsefem kabul ederim:

Ben askerim, o, üstümde kumandan
Baş eğerim, her emrine sormadan

Gözlerimi kaparım!
Vazifemi yaparım!

Hikmetini sormam, ince elemem,
Amirimdir, ona karşı gelemem!
Haklılığına eylemişim kanaat,
Benden ona kayıtsız şartsız itaat!

Gözlerimi kaparım!
Vazifemi yaparım!

Benim hakkım, menfaatim, arzum yok,
Vazifem var, başka şeye lüzum yok.
Aklım, fikrim düşünmezler, duyarlar,
Ondan gelen emirlere uyarlar.

Gözlerimi kaparım!
Vazifemi yaparım!

Başçavuş tarafından yanlış bilgilendirilen bölük komutanının emriyle, bir istihbaratı değerlendirerek yaptığımız bir baskına ben de katıldım. Volkanik bir dağın eteğinde kurulu bir köyde, Sandinista gerillalarından yaralı birisini bir çadırda tedavi ettikleri duyumunu almış, onlarca özel harekât timiyle köyün çevresini sarmıştık. Çadıra ilk olarak benim girmemi emreden yüzbaşı, aklınca beni cezalandıracaktı. Hiç düşünmeden girdim, ama çadır bomboştu. Kafasında meşe odunu kırıldıktan sonra konuşan köylü bir çocuk, yaralının iki saat önce taşınarak dağa kaldırıldığını anlatınca işin içyüzünü öğrenebilmiştik.

Bir yıl sonra Sandinista gerillalarının liderliğinde Somoza hükümeti devrilince, Sandinista hükümetinin askerleri olmuş, bu sefer Somoza diktatöründen yana olanları kovalamaya başlamıştık. Sonraki yıllarda Amerika destekli bir karşı devrim hareketiyle devrilen Sandinista gerillalarının yeniden peşine düşmüş, bir kez daha saf değiştirmiştik.

Çadıra girdiğim o gün, hayatımın fırsatını kaçırdığımı biliyordum, bugün yanılmadığımı gördükçe keyfim daha da kaçıyor. Belki postacı kapıyı iki kere, üç kere, hatta onlarca kere çalabilir, ama şehit olup cennette başköşeye kurulma şansı insanın karşısına ömrü boyunca bir kere ya çıkar, ya da çıkmaz. Cennetimizin güzelliğini belki müslümanlar anlayamaz, çünkü onlarda dervişler, hu çekenler, zikir edenler ve kara çarşaflılarla dolu bir cennet varken, bizimkisinde artistler, mankenler, şarkıcılar ve alemcilerden geçilmiyor. Cenneti cennet yapan içindekiler değil midir? Sevmediklerimiz de orada olsaydı, orasının cehennemden farkı olmazdı




|^^^^^^^^^^^^ ||
| ALAYINA GİDER ___| ||'""|""\__,
| _____________ l | |__|__|___| )
(@!)!(@)"""""**|(@) (@)****|(@) __




کΛĢюρą ҝ∂ĵмξ®   ЖØℓΣяẵ

                                          

Ťħз ΡΣىť.

  
Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
Mesaj Önizleme  Konuyu Gönder 



« Daha Eski | Daha Yeni »


Benzer Konular...
Konu: Yazar Cevaplar: Gösterim: Son Mesaj
  ASMAYIP DA BESLEMEK The PEst. 0 2 12-21-2007 06:31 PM
Son Mesaj: The PEst.

Yazdırılabilir Bir Versiyona Bak
Bu Konuyu Bir Arkadaşına Gönder
Bu Konuya Abone Ol | Konuyu Favorilerine Ekle

Foruma Git:

İletişim - Forumiz - En Üste Dön - Konulara Dön - Arşiv - RSS

Alexa Certified Traffic Ranking for forumiz.net

Yeni Sayfa 1
Uyarı!!! Frmİz isminden de anlaşılacağı üzere bir forum sitesidir ve siteye gönderilen tüm mesajlar onaydan geçmeksizin anında paylaşılmaktadır. Frmİz yönetimi yazılan mesajlardan sorumlu değildir, tüm sorumluluk mesajı yazan kişilere aittir. Yasalara aykırı bulduğunuz mesajları linkleriyle beraber corleon@forumiz.net adresine bildirebilirsiniz. Şikayetiniz en kısa sürede incelemeye alınacaktır.. For English: Please let us know any illegal activity to corleon@forumiz.net