10 Şubat 2008Gandalfin Gecmis Hayati Kategori: Bilim Kurgu Hikayeleri — admin @ 20:20 Belki de uzun zamandan beri, Ethan devamini bildiği, ilerisini görebildiği bir karar vermişti: Katadrath Diyarina gitmek. Bu sefer kimi bulmasi gerektiğini de biliyordu, ne yapmasi gerektiğini de. Louisein hayatina yön verecek çok büyük bir karar, dahasi bir görev Ethani bekliyordu ve o, bunu her ne pahasina olursa olsun yapacakti, başaracakti başarmaliydi!
Gözlerini sikica kapatti ve düşüncelere daldi. Yenildim… Bitap düştüm… Yardima ihtiyacim var… Bu üç cümleye kendini olabildiğince vermeye çalişti, sadece bunlara yoğunlaşmasi gerekiyordu. Üstelik bu sefer bir savaştan yenilgiyle ayrilmamişti ortalikta bir savaş yoktu ve bu, durumu daha da güçlendiriyordu.
Ne yapiyorsun? diye sordu Carazgisar. Eğer tekrar büyücünün yanina dönmeyi düşünüyorsan, şimdiden söyleyeyim boşuna uğraşiyorsun; büyücü şimdiye kadar kimseyle iki defa görüşmemiştir.
Ancak Ethan onu duymamaya gayret ediyordu, cevap verecek olursa düşünceleri başka yöne kayacak ve tekrar odaklanmasi gerekecekti. Yenildim… Bitap düştüm… Yardima ihtiyacim var… Bu düşünceler yetmiyormuş gibi Ethan bir de Ölü Kasabada veremediği ilk sinavi, şeytanla ilk karşilaşmasini aklina getirdi. Onlarca Ölü Kasabalinin ölmesine neden olmuştu, tabii Ölü Kasaba yerlisinin istenildiği zaman Carazgisar tarafindan tekrar diriltilebiliyor olmasi iyi bir şeydi, aksi takdirde Ethanin duyacaği vicdan azabi daha keskin olacakti.
Carazgisar, gözleri hâlâ kapali derin düşüncelere dalmiş ve aklindan geçenleri sessiz bir biçimde mirildanarak dudaklarini oynatmakta olan Ethani seyrediyordu. Ne yapmaya çalişiyordu bu adam böyle? Yoksa Louisein ölümü kafasini oynatmasina mi neden olmuştu? Carazgisar bu kadar karamsar düşündükten sonra Ethana gerçekten bir şeyler olduğundan şüphelenerek ona tokat atmak üzere iki adim atmişti ki, arkasindan cizirtili bir ses biçak iner gibi inmişti bir anda, ayni zamanda Ethanin gözleri de heyecan ve hayretle açilmişti, Carazgisarin omzundan geriye bakiyordu şimdi gözleri. Carazgisar da dönüp bakti.
iraz ileride, bir ayna gibi dikine elips bir cisim meydana gelmişti. Etrafinda piril piril su damlaciklari gibi mavi noktalar dönüyordu ve bu noktalar, cismin ortasinda kipir kipir ediyordu. Carazgisar bunun ne olduğunu sormak üzere Ethana dönmüştü ki, Ethan onun aklini okumuşçasina, gözleri hâlâ geçitte, Katadrath Diyarina girebileceğimiz geçit, dedi.
u cevabin ardindan Carazgisar ne soru sormuştu, ne de bir şey söylemişti. Ethan Louisei sirtlayarak geçitten geçti, hemen ardindan da Carazgisar… ve Kowdonun, yaratik-adamin yaşadiği ormana adimlarini attilar. Carazgisar ormana girer girmez hiç ürpermedi, hiç korkmadi belki de kendisinin de bir cadi olmasindan ötürüydü - , Ethan da korkmadi; korkmaktan önce yapmasi gereken başka bir iş vardi. Üstelik bu ormanin kendisine zarar vermeyeceğini, çok önceden buraya yaptiği ilk ziyaretinde karşilaştiği Kowdondan kisa bir sohbet neticesinde öğrenmişti.
Geçit arkalarindan kapanirken, Ethan ve Carazgisar, yerdeki çalilari hişirtiyla ezerek ilerlemeye koyuldular. Onlar ilerledikçe, yollari biraz daha aydinlaniyordu, ormanin sonlarina doğru vardiklarinda ise tepelerindeki ağaç dallarindan süzülen güneş işiği kendini iyice belli etmeye başlamişti.
Ethan Louisei çimenlere yatirarak derin bir nefes aldi. Ardindan yere çömelmiş vaziyette başini yana çevirip tepeye, Carazgisarin Katadrath Diyarinin geniş manzarasini inceleyen gözlerine bakti.
Burayi biliyor musun?
Carazgisar başini eğip alnindan boncuk boncuk terler akmakta olan Ethana çevirdi bakişlarini.
Hemen hemen… Daha önce buraya yolum pek düşmemişti.
Peki aradiğimiz büyücüyü, Mirandayi nerede bulabileceğimiz hakkinda bir fikrin var mi?
Carazgisar olumsuz bir edayla başini salladi. Kolay bulabileceğimizi de sanmam.
Neden?
Çünkü Miranda ve onun gibi büyücüler, kendilerini garantiye almak için etrafta pek dolaşmazlar, yaşadiklari yeri kendileri gibi büyücü olanlar bilir, hatta bazilari nadiren bilir.
Yani?
Yani… Carazgisar içli bir biçimde derin bir nefes verdi, …Mirandayi bulmamiz kolay olmayacak. Ardindan da hemen ekledi: Hatta belki kendini korumak adina bazi yaratiklara, vahşi hayvanlara emir vermiş bile olabilir.
Ne? Ethan duyduğu karşisinda apişip kaldi.
Carazgisar alayci bir ses koyverdi. Ne yani, Mirandaya kolay ulaşacağini mi zannediyordun? br /> Başima gelen onca şeyden sonra, hiçbir şeye kolay ulaşacağimi sanmiyorum, merak etme, diye cevabi yapiştirdi Ethan. Etrafi umutsuzca izledi. Ancak nereye, hangi yönde ve ne kadar gideceğimizi bilmeden elimden hiçbir şey gelmez. Başini kaldirip tekrar Carazgisara bakti. Bunu fark eden Carazgisar ise ayni umutsuz ifadeyle karşilik verdi.
Benim buralari iyi bildiğimi sanma. Daha önce hep bir elçiyle buralara getirilip teşekkürlerürüldüm.
Yani… etrafin haritasini çikaracak kadar göremez misin hiç? Büyü yeteneğini kullansan?
Onun da yardimi olacağini sanmam…
Ethan bir kez daha umutsuzluğa kapildi. iyi de nasil bulacakti Mirandayi?
Ansizin, ilerideki çaliliklar Ethani ürpertecek, Carazgisari ise tedirgin edecek biçimde hişirdadi. Ethan birden doğruldu ve Carazgisarin hizasina geldi. Şimdi ikisi de çaliliklara bakiyorlardi.
Ağaçlarin ve yapraklarin arasindan, Ethana hiç de yabanci gelmeyen bir el ve bir kol çikiverdi. Ardindan öteki parçalar da çikiverdi… Kowdon karşilarinda, yüzünde memnun bir gülümsemeyle dikilmişti.
Merhaba sevgili dostum, dedi Ethana bakarak. Sanirim yardima ihtiyacin var.
Ethanin içini bir anda derin bir umut kapladi. Kowdon tabii ya, onu nasil olup da unutabilmişti? Gerçi unutmamişti, ancak burada, böyle bir durumda karşisina çikacağini bilmiyordu.
Kowdonun bakişlari Ethandan Carazgisara kaydi… ve yüzündeki memnun gülümseme yavaş yavaş silinmeye, yerini kin ve nefret duygusuna birakmaya başladi.
O burada ne ariyor? Kowdon bakişlari Carazgisarda, belli ki Ethana sormuştu. Carazgisara resmen bir pislikmiş gibi bakiyordu.
Ethan Kowdona ve Carazgisara bakiyordu şimdi. ikisinin de nefret dolu bakişlari birbirlerine kilitlenmişti. O an Ethan aklindan, acaba aralarinda ne türlü bir geçmiş sakli, diye geçiriverdi.
Yüce Konsey toplanmiş, konseydeki büyücüler hararetli bir biçimde konuşuyorlar ve tartişiyorlardi. Uzun bir süreden beri istediklerini gerçekleştirmiş ve konsey toplantisinin yapilmasini sağlamişlardi. Aylardir kendilerini büyük bir sikintiya sokan irklar arasi gizli savaşlar onlari çileden çikarmiş, resmen patlama noktasina getirmişti. Huzurun ve barişin sağlanmasinin mutlak olduğu bu topraklarda, savaşi görmeye dayanamiyorlardi. Ancak bu olaylar sadece birkaç ay içinde meydana gelmiş şeyler değildi, bu sikintilarin esas çikiş noktasi, Şeytanin bazi gizli güçlerle yaptiği antlaşma idi. Zherra ve Baroth adinda, artik konsey üyelerinin adlarini ezberlediği ve söylemekten bile çekinir hale geldiği iki savaşçinin Şeytanla uzun bir süre önce yaptiklari antlaşma, irklar arasinda çok büyük tartişmalara, kavgalara neden olmuş, herkes birbirine çatar duruma gelmişti. Dahasi bundan ilk önce haberi olan büyücüler, kendilerine haber vermedikleri gerekçesiyle öteki irklarin tehdidi altindaydi ve Mantonies Diyarindaki Ölü Kasaba gibi, ancak bu sefer tüm ülkeye yayilmiş olan bir korku ve endişe vardi. Büyücülerin nasil olduysa söz haklari ellerinden alinmiş gibiydi, acilen aralarindan en iyi büyücüleri seçmeleri ve kendilerini temsil edecek bu büyücüleri savaşlari durdurmaya teşvik etmeleri gerekiyordu.
Amfi biçimindeki toplanti salonunun bütün koltuklarini doldurmuş olan büyücülerin uğultu biçimindeki konuşmalari, salonun ortasina girerek ağir bir biçimde ilerleyen, cüppesinin eteği yerleri süpüren, aksakali beline hatta daha aşağisina kadar uzanan Yüce Büyücünün karar verme masasina oturup tokmaği eline alarak masaya üç defa kuvvetli bir biçimde vurmasiyla bir anda kesilivermişti. Karar verme masasinin çevresindeki yarim ay şekli oluşturacak biçimde yerleştirilmiş beş masada oturmakta olan büyücüler doğruldular ve önlerindeki parşömenleri toparladilar.
Sessizlik! Sessizlik! dedi Yüce Büyücü, elini kaldirip koltuklarda oturmakta olan büyücülere işaret ederek. Ardindan boğazini temizledi ve konuşmasina başladi:
Bugün buraya, büyücüler kasabasinda yaşamakta olan genç ve yaşli bütün büyücülerin aylar süren israrlarinin neticesinde toplanmiş bulunmaktayiz. Kimsenin inkâr edemeyeceği gibi, kasabamiz, dahasi Katadrath Diyari büyük tehlike altindadir. Bu konu hakkinda, yüce konsey uzun süren uğraşlar sonucunda toplanma karari almiştir.
Kendimizi savunmak için yeteri kadar güce ve iktidara sahibiz, ancak bizim istediğimiz, bir savaş olmasi ve kendimizi savunmamiz değil, aksine savaş yaşanmadan bu işi bitirmektir. Bunun için ise yaşli, tecrübe sahibi büyücü ve cadilari değil, daha genç olanlari kullanmayi umuyoruz.
Salonda bir anda uğultular yükseldi, bu karara itiraz edenler oldu, sövenler oldu, fisildaşmalar son sürat devam etti.
Yüce Büyücü tekrar elini kaldirdi: Lütfen sessizlik! Sessizlik!
Salondaki uğultu yavaş da olsa dindi. Yüce Büyücü boğazini temizledi:
Bu tür bir kararda sizden beklediğimiz şey onayinizdir, reddiniz değil. Unutmayin ki bu karari vermeden önce çok düşündük-
Ne kadar düşündüğünüz belli! diye atildi oturan büyücülerden biri. Yüce Büyücünün kaşlari çatildi, ancak sinirle değil, karşi çikan şahsin fikrini öğrenmek için. Böyle bir durumda, savaşin eşiğindeyken genç, acemilerle nereye varacağinizi saniyorsunuz?
Dediğiniz doğru, dedi Yüce Büyücü sakin bir biçimde. Bunu düşündük, elimizden başka ne gelir bunu da düşündük…
Irklarin liderleriyle konuşacak ve onlarla eski dostluklari bulunan yaşli cadi ve büyücülere ne oldu ki? dedi cirtlak bir cadi sesi. Yüce Büyücü kadini göremese de sesin geldiği yöne döndü ve başini hak verircesine salladi.
Eğer eski dostluklarin ve ahbapliklarin hâlâ işlediğini düşünüyorsaniz hanimefendi, oldukça yaniliyorsunuz. Durdu, ciddi bir bakişla bütün salona bakti. Hatta bu çürüyen, eskiyen, neredeyse kopma noktasina gelmiş olan dostluk bağlaridir savaşa zemin hazirlayan nedenlerden biri-
Saçma! Bu seferki hiriltili, yaşli olduğu oldukça belli bir sesti hatta sesin sahibi yaşli büyücü yerinden kalkip Yüce Büyücüyle birebir konuşuyormuş gibi bir tavir takindi. Sözleşmemiz yok muydu bizim? Antlaşmalarimiz? Düşmanlarimizin ya da müttefiklerimizin soyumuzun ileri gelenleriyle bizlerden yüzyillar önce imzaladiklari antlaşmalar? Mürekkepleri ne kadar çabuk kurudu o antlaşmalarin?
Lütfen oturun… diye rica etti Yüce Büyücü. Böyle bir kriz ortamina ne antlaşmalari, ne de sözleşmeleri sokma niyetinde hiç değilim, çünkü bu savaş ortami hiçbirini etkilemiyor ve ilgilendirmiyor.
Fisildaşmalar tekrar başladi. Yüce Büyücü bugünkü toplantinin yorucu, sikintili, gergin geçeceğini önceden tahmin etmişti, kendisinin olacak olan olaylara dair öngörüleri kuvvetliydi. Onun için mümkün olduğunda konseyin her üyesiyle nazik bir biçimde konuşmaya, hepsini sakin bir halde tutmaya çalişiyordu, aksi takdirde planladiği kararlari alamadan toplantiyi noktalamak zorunda kalabilirdi.
Önerinize devam eder misiniz? dedi orta yaşli bir cadi. Onun sesi fisiltilari tekrar dindirdi. Şimdi salona pürüzsüz bir sessizlik çökmüştü.
Teşekkür ederim, dedi Yüce Büyücü, bu anlayişli cadiya minnet duyarak. Dediğim gibi, bu kriz döneminde genç cadi ve büyücüleri kullanmayi, onlarin marifetlerini görmeyi istiyorum.
Şimdi düşünebilirsiniz Bu bir sinav mi ki gençleri deneyeceğiz diye. Böyle düşünmekte de haklisiniz; ancak her sinav zaten zoru başarmaya yönelik değil midir? Yalniz sizden ilk isteğim, bu kararimi bir sinav yapiyormuşuz ve gençleri de sinava tabii tutuyormuşuz gibi görmemeniz böyle bir şey söz konusu bile olamaz.
Yüce Büyücü önündeki, salon koltuklarinda oturmakta olan katilimcilarla arasindaki konsey üyelerine döndü. Masalardan birindeki genç bir kizi işaret etti:
Miranda Crazamar, buyurun…
Masalardan birindeki siyah uzun saçli, ciddi bakişli, kendinden son derece emin, yeşil gözlü ve çevik görünümlü genç bir kadin ayağa kalkti; salondaki diğer cadi ve büyücülere göre Miranda hayli modern giyinimliydi, cüppe giymek istememişti, nasilsa öyle görünmek istiyordu.
Sessizliğin arasinda, nefeslerin adeta tutulduğu dakikalarda olgun bir biçimde ilerleyerek Yüce Büyücünün büstünün yan tarafindaki bekleme bölümüne geçti, Yüce Büyücü gibi yüzünü salona döndü. Merakli, inceleyici bakişlar bir anda Mirandanin üzerine çevrilmişti.
Miranda, dedi Yüce Büyücü, Hatirlayacağiniz üzere bizlere vakt-i zamaninda hayli başarilar getirmiş, oldukça yetenekli ve benim son derece güvendiğim bir cadi.
Miranda yüzünde hafif bir gülümsemeyle Yüce Büyücüye döndü ve ikisi birbirlerine baş sallayarak karşilikli teşekkür ettiler. Ardindan Miranda tekrar ciddi bir yüz ifadesiyle salona döndü.
Karbarov Smizekon.
Konsey masalarindan bir diğerinde yine genç bir büyücü ayağa kalkti, Mirandanin aksine bu büyücü cüppe giymişti ve aksi, sinirli gibi bir ifade bütün yüzüne yayilmişti. Hirçin adimlarla yürüyerek Yüce Büyücünün öbür yanindaki bekleme bölümüne girerek o da yüzünü salona döndü. Yüce Büyücü yine söz aldi:
Karbarov, asilliğiyle ve dürüstlüğüyle takdir ettiğim bir büyücüdür. Kendisine yalan söylenmesine, oyun oynanmasina ve ihanete asla göz yummaz. Buradaki hayli cadi ve büyücüyle eşdeğer bir karakteri olmasindan ötürü zamanindaki savaş ve muharebelerde bizlere oldukça yardimi dokunmuştur.
Karbarov, Yüce Büyücüye değil, salona başini salladi.
Elizabeth McBien.
Sarişin, oldukça güzel bir cadi, Mirandanin demin kalktiği ayni masada ayağa kalkti, seri adimlarla Mirandanin yanina gelerek durdu, salona döndü.
Elizabeth, dedi Yüce Büyücü, bana son derece iyi bir casus gibi gözüküyor. Bunu dedikten sonra içtenlikle güldü, onunla birlikte salondan da kisik gülüşme sesleri duyuldu. Elizabeth de olduğu yerde, salona bakarak güldü.
Kendisi birçok gizli görevde yer almiş ve vazifesinin hakkini başariyla vermiş, son dönemin iyi cadilarindan biri, diye ekledi Yüce Büyücü. Elizabeth Yüce Büyücünün sözünü tasdikler gibi başini öne tek bir kez salladi.
Ve son olarak, diye devam etti Yüce Büyücü, Carazgisar. Ancak Yüce Büyücünün bunu demesinin ardindan, önündeki beş masada da kalkan kimse olmadi. Yüce Büyücünün bu duruma bir açiklamasi vardi elbette: Ancak kendisi şu an aramizda değil, kadim bir görevde. En kisa zamanda, tahminimizce yarin gün içerisinde gelmesini umuyoruz. Yarin akşam güneş batmadan onu ve beraberinde getirdiği konuğu karşilayacağiz.
Salonda tekrar miriltilar yükseldi. Yüce Büyücü elini kaldirip onlari susturdu.
Konseyin başinda da dediğim gibi, dostlarim. Yüce Büyücü Dostlarim kelimesini içtenlikle söylemişti. Son derece tehlikeli bir durumun ortasindayiz ve savaş an meselesi. Bizler her ne kadar istemesek de er ya da geç bir savaş olacak ve bizlerin bu vakitten sonra yapmasi gereken şey, savaşin olup olmamasini tartişmak değil, savaşta kendi tarafimizi belirlemektir. Yüce Büyücü iki yanindaki genç büyücülere dönerek onlari ima edercesine sözlerini sürdürdü; Bu genç büyücülerimizin bizlere her zaman için yardimda bulunma sözleri var, bunu bizler unutmadik, kendilerinin de unuttuğunu sanmiyorum. Amacimiz tarafimizi belirleyip savaşta gerekli pozisyonu almak ve bu savaştan mümkün olduğunca en az hasarla çikmaktir. Tabii sözle durumu her ne kadar hafifletiyor gibi görünsek de, bahsettiğimiz düşman Şeytanin birebir kendisi olduğu için elimizden gelenin en iyisini yapmaya gayret edeceğiz. Unutmayiniz ki, herkes başta savaşa yalniz girer, ancak savaşin kizişan zamanlarinda iyi taraf, kötü taraf; hakli, haksiz; dost, düşman; bunlarin hepsi belli olur.
Diyeceklerim bu kadar. Hepinize konseye katildiğiniz ve gösterdiğiniz nezaket çabasi için teşekkür etmek istiyorum.
Yüce Büyücünün sözlerini bitirmesiyle birlikte, amfi biçimindeki salonda dinleyici koltuklarinda oturmakta olan genç yaşli bütün cadi ve büyücüler ayaklandilar. Hepsi yavaş yavaş siralarin bitimine doğru yürümeye koyuldular. Yüce Büyücü arkasini dönüp salona girdiği kapiya doğru yürümeye koyuldu. Arkasindan Mirandanin ona bir şey söylemek üzere sessiz adimlarla geldiğini fark edemedi. Kapiyi açip dinlenme odasina girdiğinde Mirandanin da arkasindan geldiğini ve kapiyi onun yerine kapattiğini gördü. Tek kaşini kaldirarak Mirandaya bakti.
Hayirdir Miranda?
Yüce Efendim, size bir şey sormak istiyorum. br /> Tabii, tabii. Yüce Büyücü ilerideki koltuğa cüppesinin eteklerini çekerek oturdu. Onun hemen karşisindaki koltuğa da Miranda oturdu. Bakişlarindan, Yüce Büyücünün bahsettiği, Carazgisarla birlikte gelecek olan konuğun kim olduğunu merak ettiği anlaşiliyordu ancak meraktan ziyade, bu konuğun kim olduğunu bildiği için, gerçekten onun gelip gelmeyeceğiyle ilgili tereddüdü vardi sadece.
Bahsettiğiniz konuk, diye söze başladi Miranda, son silahşor.
Evet… Yüce Büyücü başini salladi. Dikkatle Mirandadan gelecek soruyu bekliyordu.
Onun bize gerçekten bir yararinin olacağini düşünüyor musunuz?
Yüce Büyücü önce bu soru karşisinda durup kaldi sanki Yüce Divanda ülkenin ileri gelen büyücüleri ve cadilarinin karşisinda sorguya çekiliyordu- ancak sonra bu sorunun içindeki samimiyet duygusunu kapmiş olacakti ki, içtenlikle cevapladi:
Yararinin olmayacağini düşünsem, onu senin gibi iyi bir cadi olan Carazgisarla niye getirteyim?
Ben biliyorum kararlarinizi sorgulamak niyetinde değilim… Ancak… Miranda birden kekelemeye başlamişti.
Ne demek istediğini anladim sevgili kizim, dedi Yüce Büyücü. Bununla birlikte Miranda rahatladi. Ancak, her irkin tarihinde bir kez bir mucize yazar ve bu irk bu mucizeyi kaçirmamalidir. Daha önce yüzyillar önce - devlerin irkina yazilmiş olan bu mucize şimdi de bizim irkimiza, yani cadilarin ve büyücülerin irkina yazildi. Bunu senelerdir araştiriyoruz, artik cevabin son silahşor olduğuna eminiz. Onun bize yardimlari, iyilikleri dokunacak.
Peki ya yardim etmek istemezse? Ya kendini bir savaşa hazir hissetmezse?
Bizim kendimizi bir savaşa hazir hissetmemiz şimdilik bütün dertleri ortadan kaldiriyor. Sonuçta son silahşoru tek başina savaşa yollayacak değiliz. Yüce Büyücü durup bakişlarini Mirandayla arasindaki boşluğa çevirdi ve el parmaklarini birbirine geçirerek başini kaldirip tekrar genç cadiya bakti. Yardimi konusunda da hiçbir kuşkum yok. Sonuçta ona biz de, dahasi sen de yardim edeceksin.
Ben mi? Miranda şaşirmişti. Konunun birden kendisine dönmesini beklemiyordu. Ben ne gibi bir yardimda bulunacağim?
Son silahşor Ethan buraya geldiğinde bunu onun ağzindan duyacaksin. Ve aranizda iyi bir pazarlik olacak.
Anlayamadim?
Anlayacaksin, sevgili kizim, anlayacaksin. Yüce Büyücü yine o insanin içini isitan sicacik gülümsemesini takindi ve oturduğu yerden kalkti, onu Miranda takip etti. ikisi beraber odanin kapisina doğru yürüdüler. Sen şimdilik bunlara hiç kafani takma ve güzelce istirahat et. Arada bir büyü kitaplarini kurcala, eski büyülerini tazele, çünkü bir günden bile kisa bir süre sonra değil dinlenecek, kafani toparlayacak vaktin bile olmayacak.
Yüce Büyücü kapiyi açti ve Mirandayi kapidan uğurladi. Miranda Yüce Büyücünün üstü kapali konuşmasindan pek bir şey anlamamişti. Son silahşor Ethana ne gibi bir yardimi dokunacakti ki? Bu soru kafasinin belli bir köşesinde bir çerçeve gibi asilip kaldi ve Miranda, arkasindan el sallayan Yüce Büyücüye hayranlikla bakip, konsey salonunu terk eden diğer cadi ve büyücülerle birlikte binanin çikiş yolunu tuttu.
Yazar: konyali vampirler
Yorumlar (0) • • •
Etiketler: Gandalf
Arwen ve aragornun hayati Kategori: Bilim Kurgu Hikayeleri — admin @ 20:17 Arador kralin dedesiydi. oğlu Arathorn evlenmek için Aranarth soyunden gelen Dirhaelin kizi olan zarif Gilraene talip olmuştu. Bu evliliğe karşi çikmişti Dirhael; çünkü Gilraen küçüktü ve Dunedain adetlerince evlilik yaşina ulaşmamişti henüz.
Dahasi, demişti, Arathorn olgun yaşta, sert bir adamdir ve insanlarin umduklarindan daha erken reis olacaktir; ama gönlüm bana onun kisa ömürlü olacağini söylüyor.
Fakat ileri görüşlü biri olan karisi şöyle cevap vermişti: işte bu yüzden elimizi daha çabuk tutmamiz gerekir ya! Firtina önünde günler kararmakta, önemli şeyler olacak. Eğer bu ikisi evlenirse halkimiz için bir ümit doğabilir; ama eğer oyalanirlarsa, o zaman ümit bu çağda ulaşmaz bize.
Ve gerçekten de Arathorn ile Gilraen evleneli ancak bir yil olmuştu ki dağ trolleri Aradoru Ayrikvadinin kuzeyindeki Soğukkirlarda ele geçirip canina kiymişlardi; Böylece Arathorn, Dunedainin reisi olmuştu. Ertesi yil Gilraen ona bir oğlan doğurmuş; adini Aragorn koymuşlardi. Fakat Arathorn, Elrondun oğullariyla birlikte orklara karşi atini sürerken gözünü parçalayip giren bir ork okuyla öldüğünde; Aragorn iki yaşindaydi; Yani kendi irkina göre kisa ömürlü bir adam olmuştu Arathorn, yine de öldüğünde atmiş yaşindaydi.
Bunun üzerine artik isildurun varisi olan Aragorn, annesiyle birlikte yaşamak için Elrondun evine teşekkürlerürülmüştü; Elrond ona babalik etmiş ve onu kendi oğlu gibi sevmişti. Ona Estel, yani Umut diyorlardi ve Elrondun buyruğuyla gerçek ismi ve soyu bir sir olarak saklaniyordu; Çünkü arifler o zamandan düşmanin dünya üzerinde kalmiş olabilecek isildur varislerini aradiğini biliyordu.
Estel henüz yirmi yaşina gelmişti ki Elrondun oğullariyla birlikte büyük işler başardiktan sonra Ayrikvadiye döndü; Elrond ona bakinca içine mutluluk dolmuştu, çünkü onun zarif ve soylu biri olduğunu, daha bedenen ve aklen gelişeceği halde erkekliğe erken adim attiğini görmüştü. O yüzden o günden itibaren Elrond ona gerçek ismiyle hitap etmiş, kim olduğunu, kimin oğlu olduğunu anlatmiş ve ona sülalesinin yadigarlarini sunmuştu.
işte Barahirin yüzüğü, demişti, uzaktan akrabaliğinin bir nişani; ve işte Narsilin kirik parçalari. bunlarla daha büyük işler başarabilirsin; Çünkü başina bir felaket gelmezse, ya da sinavda başarisiz olmazsan, ömrünün insanlarin ömürlerinden daha fazla olacağini görebiliyorum. lakin sinavin uzun ve zorlu olacak. Annuminas saltanat asasini alikoyuyorum çünkü onu hak etmen lazim gelir.
ertesi gün tam güneşin kavuştuğu saatlerde Aragorn tek başina ormanda dolaşiyordu, içi neşe doluydu; kendisi umut dolu ve dünya da çok latif olduğundan şarkilar söylüyordu. aniden, daha şarkisini söylerken, huş ağaçlarin beyaz gövdeleri arasinda, yeşil çimenler üzerinde yürüyen bir kiz gördü; Bir rüyaya daldiğini veya okuduklari şarkilari dinleyenlerin gözleri önünde canlandiran Elf ozanlarinin kabiliyetlerini kazandiğini düşünerek olduğu yerde hayretler içinde kalakaldi.
Çünkü Aragorn tam o anda Lüthien ile Berenin Neldoreth ormaninda karşilaşmasini anlatan Luthien gazelini okuyordu. ve o da ne! Lüthien gözleri önünde, gümüşlere ve mavilere bürünüp bir Elf yuvasindaki alacakaranliğa benzeyen zarafetiyle ayrikvadide yürümeye başlamaz mi; Kara saçlari aniden çikan yelde dağilmiş, kirpikleri yildizlar gibi taşlarla dolu.. Bir an için Aragorn sessizce seyretti fakat onun geçip gitmesinden ve bir daha onu görememekten korkarak ona Tinuviel, Tinuviel! diye seslendi, çok zaman önce, eski günlerde Berenin yapmiş olduğu gibi tipki.
bunun üzerine kiz dönerek ona gülümsedi ve şöyle dedi: kimsiniz siz? ve niçin bana o isimle sesleniyorsunuz?
Aragorn da şöyle cevap verdi: çünkü sizin gerçekten de biraz önce şarkisini söylediğim luthien tinuviele benzediğinize inaniyorum. ama eğer o değilseniz, gerçekten de onun suretinde dolaşiyorsunuz.
öyle söyler birçoklari, diye cevap verdi kiz ciddiyetle. yine de onun adi değildir benim adim. gerçi belki de kaderim onunkinden pek farkli olmayacaktir. ama siz kimsiniz?
Bana Estel derlerdi, dedi Aragorn: ama Dunedainin efendisi, isildurun varisi, Arathorn oğlu Aragornum ben; yine de daha bunlari söylerken, gönlünü bu kadar eğleyen bu soyun sopun, kizin asaleti ve güzelliğiyle karşilaştirilinca pek bir önem taşimadiğini hissetti.
ama kiz neşeyle gülerek şöyle dedi: o halde uzaktan akraba sayiliriz. çünkü ben Elrondun kizi Arwenim ve bana da Undomiel derler.
eline sağlık eline sağlık, dedi Aragorn, tehlikeli günlerde insanlarin hazinelerini sakladiklari görülmüştür. yine de Elronda ve ağabeylerinize hayret ediyorum; Çünkü bu evde çocukluğumdan beri yaşadiğim halde sizden söz edilğini hiç duymamiştim. Nasil oldu da hiç karşilaşmadik? herhalde babaniz sizi hazine dairesine kilitlememiştir?
hayir, dedi kiz ve doğuda yükselen dağlara bakti. bir süre annemin akrabalarinin topraklarinda, uzaktaki Lothloriende yaşamiştim. babami ziyaret etmek için yeni döndüm. imladriste dolaşmayali çok oluyor.
o zaman Aragornun içine bir merak düştü, çünkü kiz, Orta Dünyada ancak yirmi yil yildir yaşamiş olan kendisinden daha büyük görünmüyordu. fakat Arwen onun gözlerine bakarak söyle dedi: hayret etme! çünkü Elrondun çocuklari Eldarin yaşam süresine sahiptir.
bunun üzerine Aragorn mahcup oldu çünkü kizin gözlerindeki Elf işiğini ve yillarin getirdiği irfani görmüştü; yine de o andan itibaren Elrondun kizi Arwen Undomiele aşik olmuştu.
bunu izleyen günlerde Aragorn sessizleşmiş, annesi üzerinde garip bir haller olduğunu anlamişti; sonunda Aragorn annesinin sorularina boyun eğdi ve ağaçlarin loşluğundaki karşilaşmadan bahsetti.
oğlum, dedi Gilraen, meylin çok yüksek, krallarin soyundan gelen biri için bile. çünkü bu hanim şu anda dünya üzerinde yürüyen en soylu ve en zarif hanimdir. sonra ölümlülerin Elf kani taşiyanlarla evlenmeleri münasip değildir.
ama yine de o kanda bizim de bir parçamiz var, dedi Aragorn, eğer bana öğreten atalarimin öyküleri doğru ise.
doğrudur, dedi Gilraen, lakin bunlar çok önceleri, dünyanin başka bir çağinda yaşanmişti, soyumuz henüz azalmadan önce. o yüzden korkuyorum; çünkü efendi Elrondun iyi niyeti olmasa isildurun varisleri kisa bir süre içinde son bulur. ama bu konuya Elrondun iyi niyetle bakacağini zannetmem.
o halde günlerim aci içinde geçecek ve yabanellerinde bir başima dolaşacağim, dedi Aragorn.
senin kaderinde gerçekten de bu var, dedi Gilraen; kendi halkina göre ileri görüşlü bir insan olmasina rağmen oğluna gelecekle ilgili neler gördüğünü söylemedi, hiç kimseye de oğlunun anlattiklarindan söz etmedi.
fakat Elrond çok şey görür, birçok gönlü okurdu. o yüzden günün birinde, yil henüz devrilmeden Aragornu odasina çağirip şöyle dedi: Dunedain efendisi, Arathorn oğlu Aragorn, beni dinleyiniz! nasibiniz çok yüce; ya Elendil zamanindan beri gelip geçmiş atalarinizin çok üzerine yükseleceksiniz ya da soyunuzdan kalanlarla karanliklar içine düşeceksiniz. önünüzde yillar sürecek olan bir sinav var. zamaniniz gelinceye kadar ve buna layik olduğunuz anlaşilincaya kadar ne evleneceksiniz, ne de bir kadini söz ile kendinizde bağlayacaksiniz.
bunun üzerine Aragornun akli karişti ve şöyle dedi: size bundan annem söz etmiş olabilir mi?
hayir, tabii ki hayir, dedi Elrond. kendi gözleriniz ele verdi sizi. ama ben sadece kendi kizimdan söz etmiyorum. henüz hiç kimsenin kiziyla nişanlanmayacaksiniz. lakin imladris ve Lorienin hanimi, halkinin akşamyildizi zarif Arwene gelince; o sizden daha yüce bir soya sahiptir ve bu dünyada o kadar yaşamiştir ki siz onun için birçik yaz geçirmiş genç bir huş ağacinin yanindaki bir yillik filiz gibisiniz. o sizin çok üzerinizde. ve bence, bu ona da böyle görünüyordur. lakin öyle olmasaydi ve gönlü size düşmüş olsaydi bile, yine de üzerimize düşmüş olan bu hükümden üzüntü duyardim.
nedir bu hüküm? dedi Aragorn.
ben burada ikamet ettiğim sürece o da Eldarin gençleriyle birlikte yaşayacaktir, diye cevap verdi Elrond, ve ben ayrildiğim zaman, eğer dilerse o da benimle gelecektir.
anliyorum, dedi Aragorn, görüyorum ki gözlerimi bir zamanlar Berenin arzulamiş olduğu Thingol hazinesinden hiç de daha küçük olmayan bir hazineye çevirmişim. benim de nasibimde bu varmiş. sonra aniden soyuna özgü bir öngörüyle şöyle demişti:lakin işte! efendi Elrond, sonunda burada yaşadiğiniz yillar azalmaya başladi ve kisa bir süre sonra çocuklariniz bir seçim yapip ya size, ya da Orta Dünyaya veda etmek zorunda kalacak.
doğru, dedi Elrond. bizim hesaplarimiza göre kisa bir süre sonra; gerçi bu insanlar için oldukça uzun bir süre. lakin Arwenin önünde böyle bir seçim olmayacak Arathorn oğlu Aragorn, eğer siz, ya kendinizin ya da benim dünyanin sonundan önce aci bir ayriliği tatmamiza neden olacak bir şekilde aramiza girmezseniz. henüz benden ne istediğinizin farkinda bile değilsiniz. içini çekti ve bir süre genç adama ciddi ciddi baktiktan sonra yine şöyle dedi: yillar getireceğini getirecek. birçok yil geçmeden bu konuda konuşmayalim. günler karariyor ve gelecek çok kötülük var.
bundan sonra Aragorn Elronddan sevgiyle izin istedi; ertesin gün de annesine, Elrondun sülalesine ve Arwene veda ederek yabanellere gitti. otuz yil kadar Saurona karşi çalişti ve kendisinden çok şeyler öğrendiği arif Gandalf ile dostluk kurdu. onunla birlikte birçok tehlikeli yolculuğa atildi fakat yillar geçtikçe tek başina yolculuklara daha eline sağlık gitmeye başladi. yollari zorlu ve uzun gibiydi ve gülümsediği zamanlar dişinda görüntüsü de biraz suratsiz olmaya başlamişti; yine de gerçek suretini gözlerden gizlemediğinde insanlara sürgünde bulunan saygideğer bir kral gibi görünüyordu. çünkü çeşitli kiliklarda geziyordu ve değişik isimlerde namlar salmişti. Rohirrim ordusuyla at sürmüş, gondor hükümdari için hem karada, hem denizde savaşmişti; sonunda tam zafer saatinde ortadan kaybolmuş; doğuya uzaklara ve güneyin derinliklerine gitmiş, hem iyi hem kötü olan insanlarin yüreklerini araştirmiş, Sauronun oyunlarini ve hilelerini ortaya çikartmişti.
böyle böyle yaşayan insanlarin en serti olmuş, insanlarin hünerlerini ve irfanlarini öğrenip ilerletmiş ve onlardan çok daha ileriye gitmişti; çünkü onda Elf bilgeliği ve gözlerinde bir kez tutuştu mu çok az kimsenin dayanabileceği bir işik vardi. üzerindeki hükümden dolayai yüzü hüzünlü ve sertti ama kalbinin derinliklerinde hep bir ümit bulunur ve zaman zaman buradan, kayadan kaynayan bir kaynak gibi neşe fişkirirdi.
derken, Aragorn kirk dokuz yaşina geldiğinde, Sauronun yeniden yerleştiği ve kötülüklerle uğraştiği Mordorun karanlik sinirlarindan, tehlikeler içinde geri döndü. çok yorgundu ve Ayrikvadiye gidip uzak ülkelere yapacaği yolculuktan evvel orada bir süre dinlenmeyi düşünüyordu; dönüş yolu üzerinde Lorienin sinirlarina vardi ve Galadriel hanim tarafindan gizli ülkeye kabul edildi.
o bilmiyordu ama Arwen Undomiel de oradaydi ve bir süre için annesinin akrabalariyla kaliyordu. pek değişmemişti, çünkü ölümlü yillar onun yanindan geçip giderdi; yine de yüzü daha ciddiydi ve kahkahasi artik nadiren duyulur olmuştu. fakat Aragorn artik hem vücut hem de zihin açisindan tamamen gelişmişti; Galadriel yollarda yipranmiş giysilerini bir kenara birakmasini söyleyip onu gümüş ve beyaz rengine bürüdü, Elf-grisinden bir pelerin giydirdi ve alnina da parlak bir taş yerleştirdi. işte o zaman Aragorn insan cinsinden daha aliymiş gibi göründü; sanki bati adalarindan bir Elf hükümdariydi. ve işte böyle görmüştü Arwen onu ilk kez, o uzun ayriliklarindan sonra; ve Aragorn altin çiçeklerle dolu caras galadhon ağaçlarinin altindan Arwene doğru yürürken kiz seçimini yapmiş ve kaderi çizilmişti.
sonra bir mevsim boyunca, Aragornun ayrilik vakti gelinceye kadar, birlikte Lothloriende, ağaçlar arasindaki çimenliklerde dolaştilar. ve yazortasinda bir akşam Arathorn oğlu Aragorn ile Elrond kizi Arwen o zarif tepeciğe, ülkenin ortasindaki Cerin Amrotha gittiler ve ölmeyen çimlerin üzerinde, Elanorlarla Niphrediller ayaklarini çevrelerken, yalinayak gezdiler. ve orada, o tepenin üzerinden doğudaki gölgeye, batidaki alacakaranliğa baktilar ve birbirlerine evlilik sözü verdiler, gönülleri mutlulukla doldu.
ve şöyle dedi Arwen: karanlik olmasina karanlik gölge, lakin benim gönlüm yine de neşe içinde; çünkü sen Estel, yiğitliklerinle bu karanliği yok edecek olan büyükler arasinda olacaksin.
fakat Aragorn şöyle cevap verdi: heyhat! ben bunu önceden göremiyorum ve bunun nasil olacaği benden gizli tutuluyor. yine de senin ümidini ümit edeceğim. gölgeyi kesinlikle reddediyorum. lakin hanimim, alacakaranlik da benim için değil; çünkü ben bir ölümlüyüm ve akşamyildizi, eğer sen bana bağlanacak olursan, senin de alacakaranliktan feragat etmen gerekecek.
ve kiz batiya bakarak ak bir ağaç gibi kipirtisiz kalakaldi, sonunda şöyle dedi: sana bağlanacağim Dunadan ve yüzümü alacakaranliktan çevireceğim. yine de halkimin topraklari orada; halkimin irak yurdu. kiz babasini çok seviyordu.
Elrond kizinin seçimini işittiğinde, kalbi paramparça olduğu ve uzun zamandir korktuğu son hükmün katlanilmasi hiç de kolay olmadiğini anladiği halde sessiz kaldi. fakat Aragorn yeniden Ayrikvadiye geldiğinde onu çağirarak şöyle dedi:
oğlum, ümidin solacaği yillar erdi, bunlarin gerisindeki çok az şey aşikardir bana. artik aramizda bir gölge var. belki de böyle olmasi gerekiyordu, benim kaybimla insanliğin kralliği yeniden kurulacaktir belki de. o yüzden, sizi sevdiğim halde şunu söylemek istiyorum: Arwen Undomiel, hayatinin faziletini daha küçük bir amaçla alçaltacak değildir. o, hem Gondor, hem Arnorun kralindan başka bir kimsenin karisi olamaz. benim için zaferimiz bile sadece hüzün ve ayrilik getirecek lakin size bir süre için ümit ve neşe. heyhat oğlum! korkarim sonunda Arwene insanlarin yazgisi zor gelcektir.
böylece kaldi bu mesele Elrond ile Aragorn arasinda ve bir daha bu konuda hiç konuşmadilar; fakat Aragorn yeniden tehlikeler ve zorluklara daldi. dünya kararip Orta Dünyaya korku düşerken, Sauronun gücü büyümüş ve Barad-dur eskisinden de daha fazla yükselirk, Arwen Ayrikvadide kalmiş ve Aragorn dişarilardayken onu düşünceleriyle seyretmişti; ve ümit içinde onun için büyük ve krallara layik bir sancak yaptirmişti, ancak Numenorlularin hükümdarliğini ve Elendilin mirasini talep edecek birinin dalgalandirabileceği bir sancak.
birkaç yil sonra Gilraen Elronddan izin isteyerek Eriadordaki kendi halkinin yanina gitti ve orada tek başina yaşadi; oğlunu artik çok seyrek görüyordu, çünkü Aragorn zamaninin çoğunu uzak ülkelerde geçiriyordu. fakat günün birinde Aragorn kuzeye geldiği zaman annesinin yanina gitti ve ayrilmadan önce annesi ona şöyle dedi:
bu bizim son ayrilişimiz Estel, oğlum. üzüntü beni siradan insanlar gibi yaşlandirdi; orta dünya üzerinden toplanan, zamanimizin yaklaşmakta olan bu karanliğiyla yüzleşemeyeceğim. yakinda ayrilacağim.
Aragorn, yine de karanliğin gerisinde bir işik olabilir; eğer öyle ise sizin bunu görüp mutlu olmanizi dilerim, diyerek onu teselli etmeye çalişti.
fakat o sadece şu linnod ile cevap verdi:
onen i-estel edain,u-chebin estel anim. *,*
ve Aragorn da gönlünde bir ağirlikla ayrildi. ertesi bahar ermeden Gilraen ölmüştü.
böylece yüzük savaşinda yillar ilerledi; bu konuda başka yerlerde ayrintili bilgiler verilmiştir: Sauronu devirmek için nasil daha önceden görülmemiş yollarin bulunduğu ve ümidin ötesindeki bir ümidin gerçekleştiği hakkinda. derken, tam yenilgi aninda Aragorn denize ulaşmiş, Arwenin kendisi için yaptiği sancaği Pelennor ovalari muharebesinde açmiş ve ilk o gün bir kral olarak selamlanmişti. ve sonunda her şey olup bittikten sonra atalarinin miras biraktiği yere ayak basarak Gondorun taci ile Arnorun saltanat asasini kabul etti; Sauronun düşüşü yilinin yazortasinda Arwen Undomielle evliliğe hak kazandi ve krallarin şehrinde evlendi.
üçüncü çağ böylesine bir zafer ve ümitle bitmişti; yine de o çağin hüzünleri arasinda Elrond ile Arwenin ayrilişlari vardi; çünkü deniz ve dünyanin ötesinde bir hüküm ile birbirlerinden ayrilmişlardi. ali yüzük yok edilip üç yüzük de gücünden mahrum kaldiğinda Elrond artik yorulmuş ve o zaman Orta Dünyayi bir daha hiç geri dönmemecesine terk etmişti. fakat Arwen ölümlü bir kadin gibi olmuştu ama yine de kazanmiş olduğu her şeyi yitirinceye kadar ölmeyecekti.
Elflerin ve insanlarin kraliçesi olarak Aragorn ile birlikte yüz yirmi yil ihtişam ve saadet içinde yaşadilar; yine de sonunda Aragorn yaşliliğin yaklaştiğini ve uzun da olsa ömrünün sonuna geldiğini hissetti. o zaman Aragorn Arwene şöyle dedi:
dünyanin en zarifi, en çok sevdiğim akşam yildizi hanim sonunda dünyam karariyor. işte! devşirdik ve devşirdiklerimizi harcadik; artik benim hesap günüm yaklaşti.
Arwen onun niyetini gayet iyi biliyordu ve bunu çok öncelerden görmüştü; yine de kederle doldu. yani efendim, sizin sözünüzle yaşayan halkinizi zamanindan önce mi terk edeceksiniz? diye sordu.
zamanindan önce değil, diye cevap verdi Aragorn. çünkü eğer şimdi gitmezsem, kisa bir süre sonra zorla gitmek durumunda kalacağim. ayrica oğlumuz Eldarion artik kral olacak kadar büyüdü.
sonra, sessiz caddedeki krallarin evine giderek, kendisi için hazirlanmiş olan uzun yatağa uzandi. burada Eldariona veda etti, ellerine Gondorun kanatli tacini ve Arnorun saltanat asasini teslim etti; bunun üzerine Arwen hariç hepsi yanindan ayrildilar ve o da tek başina yatağinin yaninda durdu. bütün irfanina ve soyluluğuna rağmen, biraz daha kalmasi için ondan istirhamda bulunmaktan kendini alikoyamadi. o henüz günlerini eskitmemişti ve böylece üstlenmiş olduğu ölümlülüğün acisini da tadiyordu.
Undomiel hanim. dedi Aragorn, gerçekten çok zor bir saat ama yine de, artik kimsenin yürümediği Elrondun bahçesindeki ak huş ağaçlarinin altinda karşilaştiğimiz gün yaratilmişti bugün. ve Cerin Amroth tepesinde hem gölge, hem de alaca karanliktan vazgeçtiğimiz gün bu hükmü kabul etmiştik. kendine bir daniş sevgili, ve sor bakalim, kuruyup adamlarimi ve aklimi yitirerek mi düşmemi isterdin tahtimdan. hayir hanimim, ben Numenorlularin sonuncusuyum, eski günlerin son kraliyim; bana ayni zamanda Orta Dünyadaki insanlarinin ömürlerinin üç kati verildi ama yani sira kendi irademle kullanmam ve sonra bu armağani iade etmem için bir keren ihsan edildi. o yüzden artik uyuyacağim.
seni teselli etmek için konuşmuyorum çünkü dünyanin döngüsü içinde böyle bir aci için teselli yoktur. önünde nihai bir seçim var: ya pişman olup limanlara giderek ebede kadar yeşil kalacak ama hiçbir zaman bir hatiradan ileriye gidemeyecek olan animizi batiya taşirsin; ya da insanlarin yazgisina tahammül edersin.
hayir sevgili beyim, dedi Arwen, o seçimi çok önce yapmiştim. artik beni oraya taşiyacak hiçbir gemi yok ve gerçekten de insanlarin yazgisina tahammül etmeliyim, ister gönüllü ister gönülsüz: kayip ve sessizlik. lakin sana söylemeliyim Numenor krali, şu ana kadar halkinin öyküsünü ve ölümlerini anlayamamiştim. sefil ahmaklar diye kizardim onlara, ama şimdi aciyorum. eğer gerçekten de, Eldarin deyimiyle tekin insanlara verdiği bir armağansa, gerçektende kabulü zormuş.
öyle görünüyor, dedi Aragorn. lakin hem gölgeyi hem yüzükü reddettikten sonra son sinavda yikilmayalim. hüzünle gitmeliyiz ama yeisle değil. bak! sonsuza kadar dünyanin döngüleriyle bağli değiliz ve bunlarin ardinda hatiradan fazlasi var. elveda!
Estel, Estel! diye ağladi Arwen ve bununla birlikte Aragorn daha onun elini tutup öperken uykuya daldi. sonra içinden çok büyük bir güzellik çikti ortaya, öyle ki sonradan gelen herkes hayretle bakti; çünkü gençliğinin zarafetinin, olgunluğunun, yiğitliğinin ve yaşliliğinin bilgeliği ve haşmetinin hep birbirine kariştiğini gördüler. ve uzun süre yatti orada; insanlarin krallarinin nurunun bir sureti olarak dünyanin parçalanmasindan önce solmayan bir şan içerisinde.
fakat Arwen evden ayrildi; gözlerindeki işik sönmüştü ve halkina, yildizsiz bir gecede çöken bir akşam gibi soğumuş ve grileşmiş görünüyordu. sonra Eldariona, kizlarina ve sevdiği herkese veda ederek, Minas Tirith şehrinden ayrildi, Lorien ülkesine gitti ve kiş gelinceye kadar solan ağaçlar atinda tek başina yaşadi. Galadriel göçüp gitmişti, Celeborn da yoktu, ülke sessizdi.
orada, sonunda mallorn yapraklari dökülürken ve henüz bahar gelmeden dinlenmek için Cerin Amrotha uzandi; ve orada durur yeşil kabri, dünya değişinceye ve yaşaminin tüm günleri ondan sonra gelen insanlar tarafindan tamamen unutuluncaya kadar. ve denizin doğusunda artik elanor ve niphredil hiç çiçek açmaz.
bu öykü güneyden bize geldiği kadariyla burada bitmiştir; akşam yildizinin solmasindan sonra artik bu kitapta eski günler hakkinda bir şey söylenmez.
”