Allah Resulü'nün (a.s.) zamanında bazı insanlar: Ey Allah'ın Resulü! Kıyamet gününde Rabbimizi görür müyüz? diye sordular. Resulüllah: Evet, dedi ve devamla: "Güneşi öğleyin, önünde hiç bulut yokken görebilmek için izdiham edip, birbirinizle itişir misiniz? Dolunayı, bulutsuz bir gecede görmek için izdiham edip, birbirinizle itişir misiniz?" diye sordu. Hayır, Ey Allah'ın Resulü! dediler. Allah Resulü: "İşte bu iki küreden herhangi birisini görmekte birbirinize sıkıntı vermediğiniz gibi, Kıyamet gününde Yüce Allah'ı görmekte de birbirinize sıkıntı ve zarar vermezsiniz." Kıyamet günü olduğu zaman bir nida edici: "Her ümmet neye ve kime tapıyorduysa peşine düşsün," diye ilan eder: Bunun üzerine münezzeh Allah'tan başka şeylere, putlara ve heykellere tapagelen ne kadar müşrik varsa, onlardan hiç biri geri kalmaksızın Cehenneme dökülürler. Artık gerek iyiden ve gerek facirden, gerek Ehl-i Kitap bakiyelerinden olarak ortalıkta yalnız Allah'a tapanlardan başka kimse kalmayınca, Yahudilerden geri kalanlar çağrılır ve onlara: Siz kime ibadet ederdiniz? diye sorulur. Onlar: Biz Allah'ın oğlu zeyr'e tapıyorduk, diye cevap verirler. Bunun üzerine bunlara: Yalan söylediniz, Allah hiç bir eş ve oğul edinmedi, denilir. Şimdi siz ne istersiniz? diye sorulur. Ey Rabbimiz! Biz çok susadık. Bize su ihsan et, derler. Bunun üzerine onlara: Haydi su başına gelmez misiniz? diye işaret olunur ve Cehenneme doğru sevk edilirler. Cehennem onlara serap gibi görünür. Onlar birbirlerini çiğneyerek giderken ateşe dökülürler. Sonra Hıristiyanlar çağrılır, onlara da: Siz kime kulluk ederdiniz? diye sorulur. Onlar da: Allah'ın oğlu Mesih İsa'ya ibadet ediyorduk, derler. Onlara da: Yalan söylediniz. Allah hiç bir eş ve hiç bir oğul edinmedi, denir. Onlara da ne istiyorsunuz? diye sorulur. Onlar: Çok susadık, ey Rabbimiz! Bize su ihsan et, derler. Kendilerine: Haydi suya gelmez misiniz, diye işaret edilir. Nihayet Cehenneme doğru toplanırlar. Cehennem onlara bir serap gibi görünür. Birbirlerini ezerek Cehenneme düşüşürler. Artık ortada sadık veya facir olarak Yüce Allah'a ibadet eden muvahhidlerden başka kimse kalmayınca, alemlerin Rabbi Allah (c.c.) onlara, orada gördükleri en yakın bir sıfatta tecelli eder ve bu muvahhidlere: Ya siz ne bekliyorsunuz? Her ümmet ibadet ettiği şeyin ardına düşüyor, buyurur. Onlar da: Ey Rabbimiz! Biz dünyada iken, kendilerine en çok muhtaç olmamıza rağmen bu insanlardan ayrı yaşadık ve onlar ile arkadaşlık etmedik, derler. Bunun üzerine: Ben sizin Rabbinizim, buyurur. Onlar: Biz senden Allah'a sığınırız (iki yahut üç defa da) Allah'a hiç bir şeyi ortak koşmayız, derler. Hatta bir kısmı (cereyan eden imtihanın şiddetinden dolayı haktan) dönecek duruma yaklaşır. Sizinle o (Rabbiniz) arasında bir alâmet var mı ki bunun sayesinde onu tanıyabilesiniz, der. Onlar: Evet, derler (O Sak'tır). Sak'ın bir kısmı açılır, yürekten Allah'a secde eder olanların hiç biri kalmaksızın Allah onların her birine secdeye izin verir. Gizlenme veya riya olarak secde eder olanlardan her birinin sırtını Allah muhakkak tek bir tabaka hâline getirir. Secde etmek istedikçe ensesi üzerine düşer. Sonra başlarını kaldırırlar. İlk defa görmüş oldukları suret (sıfat) değişmiş olarak: Ben sizin Rabbinizim, der. Onlar da: Bizim Rabbimiz sensin, derler. Sonra Cehennem üzerine bir köprü kurulur ve şefaate izin verilir. Halk: "Ey Allahım! Selamet ver, selamet ver, diye dua eder durur." Ey Allah'ın Resulü! Köprü nedir? diye sorulduğunda: Kaypak ve kaygan bir şeydir. Orada kancalar, çengeller ve demirden dikenler vardır. Bunlar Necd'de bulunan ve Sa'dan denilen sert dikencikler hâlindedir. Müminler, kimi göz kırpacak kadar zaman içinde, kimi şimşek gibi, kimi rüzgâr gibi, kimi en iyi cins yürek at ve deve gibi süratle (köprüyü) geçerler. Müminlerden kimi sapasağlam olarak kurtulur. Kimi tırmıklar içinde perişan olmuş olarak salıverilir. Kimi de Cehennem ateşi içine sapır sapır düşer. Nihayet müminler ateşten kurtuldukları zaman, nefsim kudret elinde olana yemin ederim ki sizden hiç kimsenin, hakkı tamamıyla kurtarmak hususunda Allah'a yalvarıp yakarması, Kıyamet gününde müminlerden ateşte olan kardeşleri için Allah'a yalvarmaları kadar şiddetli olmaz. Onlar: Ey Rabbimiz! Bu kalanlar bizimle beraber oruç tutarlar ve haccederlerdi, derler. Onlara: Tanıdığınız kimseleri dışarı çıkarınız, onların suretleri ateşe haram edilir, denir. Artık bunlar kimi inciklerine, kimi de dizlerine kadar ateşe gömülmüş vaziyetteki pek çok halkı dışarı çıkarırlar. Sonra: Ey Rabbimiz! Cehennemde emrettiklerinden hiç kimse kalmadı, derler. Hak Teala: Geri dönün, kalbinde bir dinar ağırlığında iman, ve hakiki inanç olan her kimi bulursanız onu da çıkarınız, buyurur. Onlar yine pek çok halkı çıkarırlar. Sonra yine: Ey Rabbimiz! Cehennem içinde, emrettiklerinden hiç kimseyi bırakmadık, derler. Sonra Hak Teala: Dönünüz! Kalbinde yarım dinar ağırlığınca hayır olan her kimi bulursanız onu da çıkarınız, buyurur. Yine pek çok halkı çıkarırlar. Sonra tekrar: Ey Rabbimiz! Bize emrettiklerinden hiç bir kimseyi Cehennemde bırakmadık, derler. Sonra Hak Teala: Dönünüz! kalbinde zerre ağırlığınca hayır olan her kimi bulursanız onu da çıkarın, buyurur. Yine pek çok halk çıkarırlar. Sonra tekrar: "Ey Rabbimiz! Orada hayır sahibi olan hiç bir kimseyi bırakmadık, derler." Ebu Saîd Hudrî: Eğer bu söylediğim hadiste beni tasdik etmiyorsanız: Şüphesiz ki Allah zerre kadar haksızlık yapmaz, en küçük bir iyilik olsa, onu kat kat artırır. Ayrıca kendi katından da büyük mükâfat verir ayetini okuyunuz, derdi. "Bundan sonra Şanı Yüce Allah: Melekler şefaat ettiler, Peygamberler şefaat ettiler, müminler de şefaat ettiler. Şefaat etmedik bir Erhamu'r-Rahimin kaldı buyurur. Bundan sonra ateşten bir cemaati toplar ve dünyada iken hiç bir hayır işlemeyip de Cehennemde kömüre dönmüş birçok kimseleri çıkarır ve Cennetin yolları üzerinde olup Hayat Nehri adı verilen bir nehir içine onları daldırır. Bunlar sel kenarında çıkan yabani reyhan tohumları gibi çıkarlar. Görmez misiniz ki? Yabani reyhan bazen bir taş, yahut bir ağaç dibinde (gölgede bittiği de) olur. Güneşe doğru olanı sarı olur, yeşil olur, gölgede olanı ise beyaz olur." (Bunu işitince bazıları) Ey Allah'ın Resulü! Sanki sahrada çobanlık etmiş gibisiniz, dediler. Allah Resulü devamla şöyle anlattı: "Artık hayat nehrinden boyunlarında halkalar olduğu halde inci gibi güzel olarak çıkarlar. Cennet ahalisi onları bu alâmetle tanırlar. İşlenmiş hiç bir amelleri, önden gönderdikleri hiç bir hayırları olmadığı halde, Allah'ın Cennete soktuğu azatlıkları işte bunlardır, derler. Sonra Hak Teala onlara: Cennete giriniz! Gözünüzün görebildiği her ne varsa sizindir, buyurur. Onlar: Ey Rabbimiz! Sen alemlerden hiç kimseye vermediğini bize ihsan ettin, derler. Kendilerine: Size bundan da üstün bir şey vereceğim, buyurur. Ey Rabbimiz! Bundan da üstün ne var? derler. Allah Teala: Benim rızam! Artık bundan sonra ebediyen size kızmam (gadap etmem)," buyurur.